Lokman Özkul

İLMİ KÖRLÜK VE ENANİYET

Lokman Özkul

Bilgi ve bileşeni ilim, bir insanın sahip olabileceği en önemli değerlerdendir. İlim insanı insan eder kemale erdirir, etrafında olup biteni daha iyi anlamasını sağlar, çok daha iyi gözlemlerde bulunmasını sağlar, insanı kibirden uzaklaştırır ve tevazu sahibi olmasını sağlar. İlim sahibi insan, kainatı ve içindekileri daha iyi tanır. Yaratılış olayını daha iyi çözümler. Allah katında en değerli insanlardan bir kısmı ilim sahibi insanlar yani alimlerdir. Her bilgi sahibi alim insan değildir. Alim insan ilmiyle amel eden, etrafına örnek olan, yaptıklarıyla yaşadıkları aynı olan insandır. İlim sahibi insanda ikiyüzlülük olmaz, bir o yana bir bu yana dönmez amiyane ifadeyle kıvıttırmaz. Biraz bir şeyler öğrenmiş biraz tahsil yapmış kendi alanında belki uzmanlaşmış lakin diğer alanlara da dil uzatmaya kalkmış insanlara ilim sahibi insan diyemeyiz. Yunus Emre ne güzel söylemiş:
“İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır”
Günümüzde bazı insanlar, özellikle akademik çevrede kendileri ile ilgili olmayan alanlara da dil uzatıyorlar. Hiçbir bilgisi olmayan konuda ahkam kesiyor. Felsefe profesörü ilahiyat alanında derinlemesine görüşler ileri sürüyor. Teknik konularda bilgi sahibi olmuş olan bazı insanlar din alanına girip ileri geri konuşabiliyorlar. Herkes kendi alanında kalmalı, bilmediği alanlara girmemelidir. İlla ki her konuda bir şeyler söyleyeceğiz, yorumlayacağız diye bir şart yoktur. işi uzmanına bırakmak gerekir. Örneğin biz ilahiyatçılar diğer ilim alanlarına girmez iken bazıları ısrarla bizim aramızda cirit atıyorlar. Yıllarca sosyoloji uzmanı ben ilahiyatçıyım diyerek insanlara fetvalar verdi, insanların kafasını karıştırdı, bazı insanları fikirleri ile uyuşturdu. Hiçbir ilahiyatçının kabul etmeyeceği, hiçbir kaynakta geçmeyen ‘horozdan kurban olur’ fetvasını vermeye kadar cüret etti. Bundan dolayı 3 beyazdan artı bir beyazdan daha uzak durun diye bir söylem ortaya çıktı. Maalesef ekranlar ve yazılı basın bu insanlara fazlasıyla kucak açtı. Şimdilerde de bazı ilim sahibi olduğunu iddia eden insanlar 6 yaşındaki çocuk gelin iddiasından sonra, Peygamber Efendimizin (s.a.v) 8 yaşında bir çocuk ile evlendiği iddiası üzerinde görüşler ileri sürüp alemlere örnek olan O eşsiz insana iftiralarda bulundular. Geçen haftaki yazımızda biz bu işin bunun böyle olmadığını bir ilahiyatçı olarak da ifade etmiştik. Gerçekte Peygamber Efendimizin Hz Aişe validemizle evlendiğinde 20 veya 21 yaşlarında evlendiğini tarihi kaynaklara dayanarak da ifade etmiştik. Bir bilene veya bilenlere sormak yerine direk ithamda bulunmak bilim adamlığı ile de yakışmaz bulunduğu konuma da yakışmaz. Bu bir örnek olsa da maalesef bu tarz örnekler oldukça çoktur. Akademik çevrede, birçoklarını tercih ederiz lakin sahip olduğu ünvan veya titr üzerinden insanlara tahakküm etmek isteyen, tepeden bakan, kibrinden yanına yaklaştırmayan insanlar var. Kimseyi yanına yakıştırmıyor, sen kimsin adalarıyla etrafına ayar vermeye çalışıyor, benim bildiklerimi sen biliyor musun şeklinde insanları hafife alıyor. Şahsen böyle insanlarla çok karşılaştım birçoğuna da karşılığını vermişizdir hak ettiği şekilde. Kibir gösterene kibir göstermek dinen ayıp bir durum değil lakin tevazu sahibi ise ona karşı kibir göstermek elbette ki doğru değildir. Ünvanlar makamlar, servet mal mülk bunların hepsi gelip geçicidir. İnsanın bu dünyada bıraktıkları eserleridir. Hz Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaşi Veli gibi insanların arkasından böyle söylemler duydunuz mu veya hiçbir kaynakta okudunuz mu? Duyamazsınız da okuyamazsınız da. Onlar tevazuyu yani alçak gönüllülüğü kendilerine hayat felsefesi edinmiş insanlardır. Hz. Mevlana talebeleriyle vatandaşlarla sohbet ederken onlara şöyle bir hitapta bulunur:
Siz benim alemde şöhretimi duydunuz mu?
Talebeler ve orada bulunan insanlar elbette biliyoruz, Siz çok meşhursunuz diyecek gibi olsalar da, Hz. Mevlana hemen devreye girer ve onlara şöyle der:
Ben bir hiçim hiç. Böyle zirve bir insan kendini hiçlik makamında görüyorsa, diğer insanların kendini yüce makamlarda, ilimde ileride görmesi akıl alır bir durum mudur? İlim sahibi insan Allah katında hiçlik makamında olmalı kendi varlığını bir nevi Allah’ın varlığında görmelidir. Hallac-ı Mansur’un ‘Enel Hak’ sözünde olduğu gibi..
Sözün hasılı, ilim sahibi insan tevazu sahibi insandır, haddini bilen, edeple insanlara yaklaşan, kibirle alakası olmayan, kendi alanı ile ilgili olmayan alanlara burnunu sokmayan, işi ehline bırakan insandır.
Diğer türlü insanlar içinde Fuzuli’ye atfedilen bir söz dizisinde söyle denir:
Mey Biter Saki Kalır,
Her Renk Solar Haki Kalır,
Diploma İnsanın Cehlini Alsa da,
Hamurunda Varsa Eşeklik; Baki Kalır”

Yazarın Diğer Yazıları