İnsanlığın başlangıcından bu yana, Habil Kabil olayında olduğu gibi, mazlumlarla zalimlerin, hak ile batılın, iyi ile kötünün mücadelesi devam ediyor. Kıyamete kadar da devam edecektir. Kur’an-ı Kerim’de de geçtiği üzere, İsrail oğulları denilen kavim, var olalı beri dünyanın başına bela olmuştur. Peygamberleri öldürmüşler, ırkçılığın kavmiyetçiliğin dibine vurmuşlar, hep biz demişler. Kendilerinden olmayanlara hayat hakkı tanımamaya kadar gidecek cüretkarlıklarda bulunmuşlardır. Yaptıkları yüzünden Yüce Allah onları lanetlemiştir. Allah’ın lanetlediği tek kavim bunlardır. İsrail oğullarının şu anda dünyadaki temsilcisi, devlet görünümlü (terör) örgütü İsrail’dir. 1948 yılından bu yana zulümlerine devam ediyor ve abileri de ona arka çıkıyor. Abileri olmasa zaten korkak pısırık olarak bir kenara çekilecekler. Abileri maalesef, Müslümanım diyen ülkelerin bir çoğunun idaresini de ele geçirmişler. Bazıları var ki, o abiler tuvalete gitme diyecekler onlar da gitmeyecek. Türkiye bir çok konuda inisiyatif alıyor, diplomatik görüşmeleri gerçekleştiriyor, arabuluculuk faaliyetlerine girişiyor ama tek Türkiye ile olacak işler değil bunlar. Devlet görünümlü örgüt, şu anda Filistin’de, Gazze’de resmen soykırım uyguluyor. Çocuk, kadın yaşlı demeden katlediyor, hastaneleri okulları parkları sivil yerleşim alanlarını her yeri bombalıyor. Gözü dönmüş caniler vampirler, Gazze’ye nükleer bomba atmaktan bahsediyor. Zaten taş üstünde taş bırakmadılar, kesintisiz bombardımana tabii tuttular. Bir tane fok balığına, balinaya ağlayan medeni! Dünya, söz konusu Müslümanlar olunca üç maymunu oynuyor. Görmüyor, duymuyor, işitmiyor. Kur’an’da Yüce Allah diyor ya ‘Onlar gözleri vardır görmezler, kulakları vardır duymazlar, ağızları vardır konuşmazlar’ (Summun bukmun umyun fehum la yerciun-Kur’an. Bakara -18)
Bu İsrail oğulları denilen kavim, 1947yılına kadar dünyanın çeşitli yerlerinde savrulup durmuşlar, bunların gerçek yüzünü görenler hiçbir zaman topraklarını açmamış, onlara yer vermemiş oradan oraya sürülmüşler. 2. Dünya Savaşı’nda Hitler tarafından onlar da soykırıma tabii tutulmuş, oradan kaçıp kurtulabilenler, Filistin topraklarına sığınmış ve Müslümanlardan yardım istemişler. Keşke hiç kabul etmeselerdi. Müslüman şefkati gereği, Hitler zulmünden kaçan bu insanlara topraklarını açarak bilmeden olsa da en büyük hatayı yapmışlar. 1948 yılında devletini! kuran bu lanetli kavim, o zamandan bu zamana Filistin topraklarını ele geçirmek için her türlü zulmü sergilediler.
Zalimin zulmü artınca sonu da yakındır. Eski başbakanlarından Ehud Barak yazdığı bir makalade, bu lanetli kavmin kurduğu devletlerin hiçbirinin 80 yıldan fazla bir ömrü olmadığını yazdı. 80 yıl lanetinden bahsetti. Buna göre 2027 yılı sonlarını gösteriyor. İsrail devleti! kurulduktan sonra da bütün Yahudiler sevinirken bir haham üzgün bir halde duruyor. Ona devletimiz kuruldu niye sevinmiyorsun dediklerinde, sevinmesine seviniyorum da, benim Tevrat’ta (muharref olmayan veya daha az tahrif edilmiş olan) okuduğuma göre, bu devletin ömrü 76 yıl olacak diyor. Doğrusunu Allah bilir elbette ki, lakin bu tarih de 2024 yılını yani önümüzdeki seneyi gösteriyor. Kur’an’da, İsra Suresi 4 ve 8. Ayet-i Kerimeler de bunların fesatçılığının sonunda cezalandırılacaklarını ve ahirette sonlarının da ebedi cehennem olduğunu ifade ediyor. Hiçbir zulüm ilelebet süremez, zalimin hasmı Allah’tır, mazlumun da dostu Allah’tır. Zalimler Allah’a savaş açmıştır ve bu savaşı kazanan da olmamıştır. La Galibe İllallah. Tek Galib Olan Allah’tır. Bu zalimlerin sonunun daha çabuk gelmesi için, Müslümanlar ve dünyadaki duyarlı insanlar birlikte mücadele ederek bu lanetli kavmin sonunu hızlandırmalılar.
Murat Kekilli’nin şarkılaştırdığı, Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinden şu sözlerle yazıma son vereyim:
“Yıkılasın İsrail enkazını göreyim,
Sana ülke diyenin yüzüne tüküreyim”