Zekat ibadeti İslam’ın beş şartından biridir. Yüce Allah çok önem verdiği bu ibadeti, Kur’an-ı Kerim’de ekseriyetle namazdan ayırmamıştır. ‘ Namazı Kılın Zekatı Verin’ diyerek namazla birlikte birçok ayet-i kerimede emretmiştir. Yüce Allah’ın bir ricası, bir tavsiyesi değil, kullarına bir emridir. Tevile ihtiyaç duymayan ifadelerdir.
Zekat, dinen sengin sayılan insanların, fazla olan mallarından (altın, gümüş, para vb..) kırkta birini yani % 2,5 kadarını yılda bir defa ihtiyaç sahibi insanlara Allah rızası için ve Allah’ın emrini yerine getirmek için vermesidir. İslam Tarihi’ne baktığımızda, zekat hakkıyla verildiği zaman toplumda yoksul ve fakir insanların kalmadığını görüyoruz. Asr-ı Saadet’te sahabeler zekatını verecek insan bulamıyorlardı. Çünkü zekatla mükellef olan herkes gönül rahatlığıyla zekatını veriyordu. Yine 5. Halife kabul edilen, Ömer bin Abdülaziz döneminde, Müslümanlar kapı kapı dolaşmasına rağmen, zekatını verecek insan bulma konusunda zorlanıyorlardı. Zekat verilecek insanlar da açgözlü değildi, kanaatkar insanlar ve diğer Müslüman kardeşlerini düşünecek kadar civanmert insanlardı. Ben ihtiyacımı karşıladım, bir başka Müslüman kardeşimin ihtiyacını görün, diyorlardı.
Günümüze gelirsek, üzülerek ifade etmeliyim ki; zekat verme yükümlülüğü olup da zekat vermeyen insanların, verenlerden daha çok olduğunu düşünüyorum. Eğer zekat müessesesi hakkıyla işlese, toplumda bu kadar fakir, yoksul insanlardan, dilencilerden (istismar etmeyen) bahsedemeyiz. Kulu en iyi tanıtan onu yaratandır yani Yüce Allah’tır. İnsanların arasındaki sosyal adaletin; zekat, fitre, kurban ibadeti ve infakla sağlanacağını elbette biliyor ki, bu yükümlülükleri getirmiş. İnsanoğlu da emirleri uygulamamakta ısrar ediyor ekseriyetle.
Farz ibadetlerin riyası olmaz. Diğer Müslüman kardeşlerini teşvik amaçlı, verilen kimseleri afişe etmeden ifade de edilebilir. Siz hiç duydunuz mu, filan zengin işadamı, holding patronu, fabrikatör ve diğer zengin insanların, milyonlarca lira zekat verdiğini. İstisnalar kaideyi bozmaz, verenleri tenzih ederek, vermeyenlerin Allah karşısında çok büyük bir cürüm işlediklerini ifade edebilirim. Fakirin, yoksulun hakkını vermeyerek aynı zamanda kendi kazançlarını da helal haram noktasında sıkıntılı duruma düşürüyorlar. Şöyle ki, zekatı vermediğinde fakirin hakkı o insanlarda kalmış oluyor ve parasını temize çıkarmış olmuyor. Tabii zekatta temiz kazançtan verilir, kara paradan, haram kazanılan paradan.. verilmez.
Örneğin, ihtiyaç fazlası 100 milyon TL geliri olan bir iş adamı, zekat olarak bunun 2.500.000 ini ihtiyaç sahibi insanlara vermesi gerekir. Böyle böyle toplarsak milyar liralara ulaşırız ki, bu da toplumda ciddi anlamda bir rahatlama sağlar. Bazıları diyecektir, biz devlete vergimizi veriyoruz diye, elbette devletimize vergimizi ödeyeceğiz, bu bizim vatandaşlık görevimizdir, lakin vergi ayrıdır, zekat ayrıdır. Zekat dini sorumluluk, vergi de milli sorumluluktur.
Sonuçta sahip olduğumuz her şey Allah’ın bize verdikleridir. Biz hiçbir şeyin sahibi değiliz, sadece emanetçiyiz. Emaneti sahibine layıkıyla veremezsek o zaman vay bizim halimize.
Bu mübarek ayda zekatımızı, fitremizi verelim, soframızı ihtiyaç sahiplerine açalım, toplumsal adaletin sağlanması konusunda üzerimize düşeni yaparak, kulluk görevimizi de yerine getirelim.