Kurtuluş Caddesi’nde, gözlerimin önünde meydana gelen trafik kazasına kayıtsız kalamadım. Eğretliler Mobilya’nın önünde park etmeye çalışan minibüs şoförü, yanından geçen motosikletliyi fark edemeyince; ya da motosiklet sürücüsü, ‘Minibüs park etmeden ben aradan geçerim’ diye düşününce, minibüsün ‘burnu’, motosiklete değdi. Motosiklet sürücüsü dengesini kaybetti, yerde 3 metre süründü; halı dükkanının arabasının tekerine çarparak durabildi. Motosikletli, kafasındaki kask vesilesiyle vahim bir yaralanmadan kurtulmuş oldu. Kazayı görenler, hemen kazazedenin başında toplandı. Pekdemir Alışveriş Merkezi çalışanları, korktuğu her hâlinden belli olan motosiklet sürücüsüne su verdiler, ‘Su iç ki biraz kendine gel’ diyerek teselli etmeye çalıştılar.
O sırada biri, “Birisi ambulans çağırsın” dedi.
Başka biri, “Hemen arayalım 118 miydi o” dedi.
Başka biri, “Yok, 118 değildi ya, kaçtı” dedi.
Ben araya girmiş bulundum, “112, 112” dedim.
Acil Servis’in numarasını bildiğime göre 112’yi de ben aramalıydım.
Aradım nitekim.
Tüm acil çağrılar bir havuzda toplandığı için önce “canlı” operatör çıktı karşıma, “Sizi yönlendiriyorum” dedi. Yönlendirdiğim telefonların hepsi meşguldü.
“Bu nasıl sistem, acil bir vaka olsa ölüp gideceğiz” diye hayıflandım.
Bir dakika geçmedi, telefonum çaldı.
“Acil arama, 112” gibi bir şey yazıyordu telefonumun ekranında.
“Alo, buyurun” diye açtım telefonu.
“Beyefendi, numaranız sistemimize düştü, çağrı yapmışsınız. Hastanız mı var” diye sordular.
Ben de Kurtuluş Caddesi’nde bir motosiklet kazası gördüğümü, bu nedenle cankurtaran istediğimizi söyledim.
“Sıkışmalı değil değil mi” diye sordular.
“Hayır” cevabını verip cankurtaranı beklemeye başladım.
İl Sağlık Müdürü Necip Yemenici, “Biz en kısa sürede ambulans çağrımıza cevap verip olay yerine intikal ediyoruz” diyordu hep. Açıkçası, 112’den gelen telefondan sonra “Hadi müdahale edin de görelim” diyeceğim bir vakit geçmedi. Yemenici’nin sözlerinde bir abartma olmadığını gördüm.
112’den geri bildirim aldıktan sonra, 4 dakika içinde cankurtaran geldi; cankurtaran personeli motosiklet sürücüsünün vücudunda kırık-çıkık olup olmadığına bakmaya başladı. Cankurtaranın gelmesiyle ben Pekdemir Alışveriş Merkezi’ne giderek Ahmet Şerif İzgören’in, Elma Yayınevi’nden çıkan “Süpermen ve Uğur Böceği” kitabını aldım. Çıktığımda “ayakta tedavi” devam ediyordu.
Sağlıkta böyle bir sistemin kurulması, olumlu bir adım.
Sistemi kuran İçişleri Bakanlığı, sistemin başarıyla sürdürülmesini sağlayan İl Sağlık Müdürlüğü yöneticileri ve çalışanları, sistemin altyapısının oturmasını sağlayan İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü yöneticileri ve çalışanları, alkışı hak ediyor.
Bu arada “Murat, yazıya ürün yerleştirmeli reklam mı aldı” diye sormayın.
Sadece Orhan Pamuk’un son kitabında “denediği”, “markaların açıkça yazılması” üslubunu taklit ettim.