Murat Arısoy

Ambaryolu'nda Yürüyemedim

Murat Arısoy

Ambaryolu olarak bildiğimiz, kayıtlardaki ismi Kadınana Caddesi olan altlı üstlü caddemiz, Afyonkarahisar’ın işlek 4-5 yolundan biri. Benim Candaroğlu Börek’ten Park Afyon Alışveriş Merkezi’ne kadar nostaljik tramvay hayalini kurduğum cadde… 
Sıkça kullandığım bir güzergâh olması nedeniyle “Sabredelim, belki düzelir” dediğim cadde…
“Gül gibi yol. Ne varmış” diyebilirsiniz. 
Ambaryolu’nun üst tarafından Ankara yoluna dönen kavşağa kadar gördüğüm manzara şu:
Kaldırımlarda internet ve iletişim sektörlerinde çalışan şirketlerin kutuları… Bir standardı yok, yükseklikleri farklı ve her an herkesin ayağının takılabileceği durumda…
İnsanın yarı boyu kadar elektrik trafoları… Hızlı ve biraz dikkatsizce yürüdüğünüz anda çarpmamanız mümkün değil. 
Kaldırımda kullanılan bordür taşları düzensiz, insanın ayağına takılacak kadar yerinden çıkmış…
Ambaryolu’nun Atatürk Heykeli bulunan Kantar Kavşağı’ndan Park Afyon’a doğru ilerleyelim. Özellikle sol taraftaki kaldırımda trafik ve otopark levhaları insanların baş hizasına kadar inmiş. 
Yayaların yürümesi bile zorken, bebek arabası ve engelli sandalyesi ile Ambaryolu’nda yürümek Acun Ilıcalı’nın programlarında bir sonraki aşamaya geçmek gibi.
Ambaryolu, sadece bir örnek. Şehrin farklı caddelerinde bu tür manzaralara rastlamak mümkün. 
Ben “Trafik Çalıştayı düzenleyelim” diyordum ama, o kadar gösterişe gerek yok. 
Afyonkarahisar Belediye Başkanı seçilsem (ileride bir gün seçilirsem diyerek siyasetçileri tedirgin edeyim) görevi sadece şehri dolaşmak olan 10 kişilik bir ekip kurardım. Bu ekibe cafcaflı bir isim de bulurdum. Ekip sabah akşam makamda oturmaz; şehri yürüyerek ve araçla gezerdi. Kırık kaldırımları, yerinden oynamış bordür taşlarını, yayanın geçişini engelleyen telekom kutularını, baş hizasındaki tabelaları, bozuk yolları, çalışmayan aydınlatmaları ve vatandaşın günlük hayatını zorlaştıran her ayrıntıyı tek tek tespit ederdi.
Hatta bu ekibe yaz vakti ayrı, kış vakti ayrı inceleme yapmasını telkin ederdim. Çünkü her mevsimde karşılaşılan sorunlar farklı olabilir. 
Her hafta masama bir rapor gelmesini isterdim. Hangi sorun tespit edilmiş, hangi birime iletilmiş, hangisi çözülmüş... Hepsini takip ederdim. Sonra da ilgili birimleri çağırır, “Bakın böyle bir rapor var, gereğini yapalım” derdim.

Ambaryolu'nda Yürüyemedim


İYİ BİR UYGULAMA

İkinci Dumlupınar Caddesi’ni Yeşilyol’a bağlayan noktada Yeşil Camii bulunuyor. Yeşil Cami’nin İkinci Dumlupınar Caddesi’ne bakan yönünde Ali İhsan Sabiş Caddesi ve Osman Attila Caddesi yönünden gelen araçlar sıkışıklığa neden oluyordu. Yeşil Cami önündeki alan ise otomobiller ve kamyonetler tarafından “park” alanı olarak kullanılıyordu. Bu duruma bir çözüm bulunmuş. Bahsettiğim alan, bisiklet ve motosiklet park alanı olarak belirlenmiş ve ilgili hem ikaz levhası, hem de bisikletlerin, motosikletlerin park etmesine uygun demir konulmuş. Bisiklet ve motosiklet park yeri uygulaması, önemli. Zira özellikle iki araç arasına park eden motosikletler dolayısıyla karşıdan karşıya geçmekte zorlanıyorduk.

 

KUR’AN KURSLARI HAKKINDA BİR NOT

Diyanet İşleri Başkanlığı, her yaz Kur’an Kursu açarak çocukların Kur’an-ı Kerim öğrenmesine vesile oluyor. Çocuklar, Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra ahlak ve manevi değerler hakkında da bilgi sahibi olsun diye açılan yaz Kur’an Kursları’nda istenen verimin alınıp alınmadığı muamma. Kurs başladığında çocuklara ücretsiz bir kitap veriliyor. Kitapta manevi değerlerimiz hakkında ayrıntılar yer alıyor, güzel bir girişim. Ancak bana 2 yıldır ulaşan şikayet şu: Camilerdeki hocalar, genel birkaç bilgiyi öğrettikten sonra çocuklara “Evinizde anne-babanız öğretsin” diyormuş. Bu yaklaşım yanlıştır. 
Bizim dönemimizde, hoca her birimizle ayrı ayrı ilgilenir; hata yaparsak düzeltir, doğru söylersek “Aferin” derdi. Hatta Yeşil Cami’de evvela ezan okunması üzerinde durulur, hocamız tek tek öğrencilere ezan okuturdu. 
“Ben biraz göstereyim, gerisini ailenizle öğrenin” cümlesi veballidir. Bir harfin yanlış öğretilmesindeki sorumluluktan hocalar da aileler de kaçamaz. Ki aileler zaten “Aman yanlış olmasın” diye çocuklarını Kur’an Kursları’na gönderiyor.


BAZI DÜZELTMELER

“Mesaisiz Meslek” ve “Yeni, Yeniden, Yine” başlıklı yazılarım dolayısıyla, çok sevdiğim, her sohbetiyle ufkumu açan bir büyüğüm aradı. 
“Muratçığım, birkaç maddi hata var onları paylaşmak isterim” dedi. 
“Tabii, buyurun” dedim. 
Büyüğümün düzeltmeleri şöyle:
“İkinci Meşrutiyet, 24 Temmuz 1908’de değil, 23 Temmuz 1908’de ilan edildi. İkinci Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi ise 31 Mart Olayı olarak bilinen 13 Nisan 1909 tarihinden sonradır. İttihat ve Terakki Cemiyeti, halkın ayaklanmasından İkinci Abdülhamid Han’ı sorumlu tutmuş ve 27 Nisan 1909 tarihinde padişah değişmiştir.”
“Sen yazında muhafazakâr siyasetçilerin 24 Temmuz’a karşı olması gerektiğinden bahsetmişsin, Esasında muhafazakârlar da İkinci Meşrutiyet’in demokratik atılım olduğunu düşünürler ve bu atılımı benimserler.”
“Türkiye’de Yeni Türkiye Partisi adında, İsmail Cem ekibinden önce de parti kurulmuştur. 1960 Darbesi ile kapatılan Demokrat Parti’nin boşluğunu doldurmak için bu parti faaliyete başlamış, 1961 yılında İsmet İnönü’nün CHP’si ile koalisyon ortaklığı yapmıştır.”
Kısa açıklama yapayım: 23-24 Temmuz meselesi benim, konunun özünü ifade edemememden kaynaklı bir hata. Aslında demek istediğim şuydu: İkinci Meşrutiyet, bir “darbe” havasıyla ilan edilmiş; bu ilandan bir gün sonra da “sansürün kaldırılması” temsili olarak gündeme gelmiştir. Muhafazakâr siyasetçilerin İkinci Meşrutiyet yaklaşımında ise sorunlu olan şudur: İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticilerine her türlü suçlamayı yapmakta beis görülmez, ama onlar vasıtasıyla simgesel hâle gelen gün kutlanır…

Ambaryolu'nda Yürüyemedim

Yazarın Diğer Yazıları