Murat Arısoy

2012 Yılından Bir Haber…

Murat Arısoy

Gazeteniz Kocatepe’nin 60 yıllık tarihe tanıklığı, Afyonkarahisar’da neler yaşandığına, hangi konuların tartışıldığına ilişkin önemli bir veri sunuyor. Rahmetli İbrahim Küçükkurt ve Rahmetli Şükrü Küçükkurt büyüklerimizin açtığı yoldaki bayrak yarışı, bugün Sezer Küçükkurt büyüğümüz tarafından sürdürülüyor. 

Kocatepe Gazetesi’nin arşivini incelemek benim için ayrı bir merak konusu. Eski tarihli gazetelere baktığımda vaktin ne kadar hızlı geçtiğini anlayamam bile. Hep 40-50 yıl öncesinin gazete sayfalarını incelerken Facebook önüme 13 yıl öncesinin gazete sayfasını çıkardı. Hayatın bir gerçeği: Biz de yavaş yavaş “yaş alma” sürecine girdik sanırım.

Tarih 2012… Afyonkarahisar’ın yakın tarihte gördüğü en sert kış yaşanıyor. Yerler buz, çatılar buz. Belediye ekipleri çalışıyor ama yeterli değil. Üstüne üstlük bir de yol sorunu yaşıyoruz… Her cadde ve sokakta çukurlarla karşılaşıyoruz. 20 Şubat 2012’de mizahi bir dille “Bilyeciliğin Başkenti Afyon” başlıklı Günebakan yayınlanmış.

O yazının içeriğinden değil, o yazının öncesinden; 18 Şubat 2012’den bahsedeceğim:

Prof. Dr. Veysel Eroğlu, o zaman Orman ve Su İşleri Bakanı… Prof. Dr. Eroğlu, Ankara’daki yoğun mesaisinden fırsat buldukça Afyonkarahisar’a gelir, toplumun hemen hemen her kesimi ile görüşür; istişareler yapardı. Yollardaki bozukluk ve vatandaşların mağduriyeti Prof. Dr. Eroğlu’na iletilmişti, O da Afyonkarahisar Belediye Meclisi toplantı salonunda bir toplantı yapmıştı. Eroğlu, o toplantıda şöyle demişti:

“Özellikle yollar çok önemli. Sadece şehirlerarası karayolları değil, şehiriçi yollar da önemli. Hep beraber, Belediyemiz, Özel İdaremiz, bir seferberlik yapalım. Hava şartları düzelir düzelmez şu yolları baştan sona ele alalım. Bu yolları yaparken mutlak surette fen ve sanat kaidelerini de esas alalım. Yol çok önemli. Yoldan herkes rahatsız olur. Bu, 50 yılda olan bir şey, bunun da önüne geçmek mümkün değil. Sadece Afyonkarahisar'la ilgisi yok bunun. Bütün şehirlerde bu sıkıntı var. Aslolan şu: Bizim yaza daha doğrusu bahara, yazı beklemeden hazırlıklı olmamız lazım. Tüm hazırlıklarımızı yapıp hızlı bir şekilde girmemiz gerekir. Aynı kişiye, kapasitesini dikkate almadan ihale vermek, yanlış oluyor. Böyle bir yanlışlık geçen sene bizi sıkıntıya soktu. Her ihaleye aynı kişi girmiş. Onun kapasitesini düşünerek, belirli bir kapasiteden sonra vermemek lazım.”

Prof. Dr. Eroğlu, vatandaşın yaşadığı sorunda vatandaşı suçlamadan, mağduriyetlere kulak vererek, yetkililerin dikkatini çekerek nasıl da uyarıda bulunmuş…

Bugünden o güne baktığımızda, Eroğlu’nun sözleri daha da anlam kazanıyor.

Ancak işte olacak ya… Tevafuk… Tam Prof. Dr. Eroğlu’nun konuştuğu sırada, toplantı yapılan salona 500-600 metre uzaklıktaki cadde iki araç büyük çukura saplanıyor. Biz de gazeteciler olarak “o an”ı yakalama rekabetine giriyoruz. 

Hayır hayır, sosyal medyada ilgi gören “Yeni gelmedik, geri geldik” cümlesini kurmayacağım. 

60 yıldır buradaydık…

Aksaklıkları, yanlışları, doğruları ve beğenileri elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce yazma gayretindeyiz. 

“SİZ YAZIN, BENİM ADIM GEÇMESİN”

Böyle bir hatırlatma yazdıktan sonra, madalyonun diğer yüzlerine bakalım: Bazen gazetelere, internet sitelerine vatandaşlar ulaşır; dertlerini anlatır. Gazeteciler de bazen vatandaşın ismini vermeyerek konuyu gündeme taşır; bazen de sorunu çözecek makamlara iletir. Vatandaş, makamlarla doğrudan karşı karşıya gelmekten çekinebilir; bunda yadırganacak bir durum yok. Burada yadırganacak durum varsa, dernek ve meslek kuruluşu temsilcilerinin, topluma mâl olmuş kişilerin çekinmesidir. 

Son dönemde şöyle telefon konuşmaları sıkça yaşanmaya başladı:

-Bak şurada şöyle bir olay var. Bu olayın arkasında da aslında şöyle bir durum var. 

-Aa bu çok önemli! Yazalım bunu, röportaj için ne zaman uygunsunuz?

-Yok kardeşim… Siz yazın, benim adım geçmesin…

-Peki biz değerlendirelim…

Gazeteci, topluma yararlı gördüğü her konuyu yazabilir elbette. Özellikle şahit olduğu meselelerde gazetecinin yazma sorumluluğu büyük…

Ama bir taraftan da gazeteciye “Süvari” gözüyle bakılmasının da önüne geçmemiz gerek. Bilgiyi veren kişi, kendi sözlerinin arkasında durma cesareti gösteremezken gazetecilerden sürekli savaş ve mücadele beklenmesi tuhaf değil mi?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 14 Şubat Sevgililer Günü’ndeki sosyal medya paylaşımında “Seviyorsan git evlen bence” deniliyordu ya…

Dernek başkanlarımız, meslek kuruluşu temsilcilerimiz, topluma mâl olmuş şahsiyetlerimiz… Siz de Afyonkarahisar’ı seviyorsanız konuşun bence…

Yazarın Diğer Yazıları