Adalet ve Kalkınma Partisi, Afyonkarahisar’ın ilçelerinin belediye başkan adaylarını Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda kamuoyuna tanıttı. Coşkulu bir kalabalık, muhabir arkadaşların hesaplarına göre 6-7 bin kişilik bir seyirci topluluğu vardı.
Basına bir yer ayrılmaması, basın mensuplarının sürekli kürsü çevresinden ittirilerek aşağı indirilmesi, herhangi bir basın kuruluşunda çalıştığını gösterir kart sahibi olmayanların konuşmacıları yakından izleme merakı dışında, bize yansıyan aksilik yoktu.
Sözü tanıtım toplantısından açmışken, konuşmalara dikkat çekmek isterim. AK Parti İl Başkanı Mehmet Zeybek, soğukkanlı başladığı konuşmasını heyecanlı bir şekilde bitirdi. Zeybek’in heyecanı, salona olumlu yansıdı, salon adeta “ateş”lendi. Zeybek, Başbakan Erdoğan’ın “tuzluk” benzetmesini de kullanarak konuşmasını süsledi. Yaklaşık 10 dakikalık konuşması, salondan büyük teveccüh kazandı.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da yer yer duygusal, yer yer kararlı konuşmasıyla salonu etkiledi. Zaten tanıtım toplantısındaki “kahraman” da Eroğlu’ydu. Afyonkarahisar’a ne kadar sık gelirse gelsin, AK Partili herkesin Bakan Eroğlu’na saygısını görmek mümkün. Hatta Bakan Eroğlu’nu takdir edenlerin sadece AK Partili olmadığını, örneğin Türkiye Kamu-Sen Afyonkarahisar Şube Başkanı Nizamettin Şenol’un Eroğlu’ya “Afyon’un yüz akısınız” dediğini hatırlatmak isterim.
AK Parti’nin aday tanıtım toplantısında Afyonkarahisar Milletvekili Sait Açba’nın konuşması ise, salonu ne coşturdu; ne de salona bilmediği bir şeyi anlattı. 17 ilçenin belediye başkan adaylarının tanıtılacağı toplantıda, üstelik protokolde bir Bakan varken Sait Açba’nın yaklaşık 24 dakika, Başbakan Erdoğan’ın söylemlerini tekrarlamasının mânâsını çözemedim. Propaganda deseniz, propaganda değil. Siyaset deseniz, siyaset değil. Sadece parti içi safı sık tutma yaklaşımı olabilir. Fakat bu tezin de bir tutarlı yanının olmadığını, konuşmanın kendisi kanıtladı. Zeybek’in konuşması, Bakan Eroğlu’nun hitabı defalarca alkışlarla kesilirken, Sait Açba’nın konuşması sırasında ‘ayıp olmasın’ kabilinden 2 veya 3 kere alkış sesi duyuldu. Yarım saat konuşulması, bu süre içinde söylenen sözleri kimsenin dinlememesi, akademisyenlik geçmişi olan bir siyasetçi için acı olsa gerek.
Sait Açba, “11 yılın demokrasi tarihi”ni anlatırken Referandum’ları karıştırdı. 2010 yılında gerçekleştirilen Referandum’u anlatırken, birden aklı 2007’deki Referandum’a geçti ve şöyle dedi:
“Halkımızın desteği 2010 referandumunda da devam etti. Zirveye çıktı. Yüzde 58 ile 2010 referandumu gerçekleşti. Bir tarafta ret cephesi oluştu. Türk siyasi tarihinde önemli bir milat gerçekleşti. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçimiyle ilgili olarak referandumda halkımız gövdesini taşın altına koyarak yüzde 65 oyla artık bu ülkede Cumhurbaşkanları da halk tarafından seçilecek, millet iradesi bir kere daha pekişecek dediler.”
Bu paragrafı duyan, 2010 yılında iki referandum yapıldığını zanneder. Oysa Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi referandumu 2007’de gerçekleşti. Ayrıca o Referandum’da yüzde 65 değil, yüzde 69 oranında “evet” çıktı.
Demokratik kurumlara ve hükümetlere yönelik “darbe”leri ve “darbe girişimleri”ni de anlatan Açba, 2009’da yayınlandığı varsayılan andıcı gündeme getirdi; 27 Nisan 2007’deki bildiriyi de. Ama atladığı bir şey vardı: 2009’da yayınlandığı varsayılan andıcın müsebbibi görünen İlker Başbuğ, müebbet hapis cezasına çarptırıldı; üstelik Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın karşı çıkmasına, hükümet yetkililerinin “Başbuğ Paşa demokratik çerçevede hareket etti” demesine rağmen. Ancak 2007’deki bildirinin müellifi Yaşar Büyükanıt hakkında en ufak bir soruşturma dahi açılmadı. Keşke “darbe” ve “darbe girişimi”ni anlatırken Yaşar Büyükanıt’la Dolmabahçe Sarayı’nda ne görüşüldüğünü de açıklasaydı Açba.
İddia edilen darbeleri anlatırken kurmadığı cümleleri, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’ndan sonraki gelişmeleri değerlendirirken kurdu Açba. “İddialar basına anında servis edildi. Nerede soruşturmanın gizliliği? Çuval dolusu evraklar açılmadan tutuklamalar gerçekleştirildi” dedi. Tamam, bu usül yanlış; fakat 2007’den 2013’e kadar Türk Ordusu’na, Türk aydınına, Türk yazarına, Türk siyasetçisine de aynı usül uygulanmadı mı? Belgelerin çoğunun varlığı bile şüpheliyken, sonradan üretildiği belirlenirken, neden hiç ses çıkmadı?
Yarım saatlik konuşmada bir de dili sürçtü Milletvekili Sait Açba’nın. Dinleyenlerin arasında “Allah söyletti” diyen de çıktı, benden söylemesi. Açba dedi ki:
“Millet, kendine hizmet edenr kadrolara fırsat verecektir, bu kadrolara gereken desteği verecektir, muhalefete de hakkettiği desteği… (kısa bir duraksama) hezimeti tattıracaktır.”
Afyonkarahisar Milletvekili Sait Açba, bir de projelerden bahsetti konuşmasında. “Yeni Anayasa” dedi, “Kanal İstanbul” dedi. İyi de Yeni Anayasa, 22 Temmuz 2007’den bu yana gündemde, bir dirhem yol alınamadı. Kanal İstanbul, 12 Haziran 2011 seçimlerinin projesiydi, hâlâ “Yapılacak” deniyor. Bu sürüncemedeki projelere o günlerde ses çıkarmayan “dış mihraklar” yeni mi akıllandı?
Kar Vadisi vardı bir zamanlar…
Kanal İstanbul, Yeni Anayasa derken, Afyonkarahisar’ın gerçekleşmeyen rüyasını da yazmadan geçmeyeyim. Neydi o? Unutmadınız değil mi Kar Vadisi’ni? Geçmiş zaman, ama Faruk Bildirici’nin haberi hâlâ arşivlerde:
“Amerika’nın Riverhead kasabası ile Türkiye’nin Afyon kenti bugünlerde aynı rüyayı görüyor; Kapalı bir kayak vadisi sahibi olmak… e garip ki, dünyanın iki ucundaki bu iki yerleşim merkezine aynı rüyayı gördüren ‘kahraman’ aynı kişi. İskoçyalı eski bir buz hokeyi takımı sahibi ve koçu olan işadamı Tom Stewart…Riverhead’e anlattığı rüya, ‘50 katlı kapalı kayak vadisi içinde kurulacak 750 milyon dolarlık bir tesis. Bir Aquapark ve Olimpik-calibre eğitim kuruluşları. Binlerce kişiye iş olanağı yaratacak, bölgeyi Kuzey Amerika’daki spor turizminin başına atlatacak çevre-dostu bir dizayn.’ Afyon’u heyecanlandıran rüya da Amerika’dakinin bir kopyası. “700 milyon dolara kapalı bir kar vadisi kurulacak. Vadinin hem ısı sorunu hem de suni kar üretimi termal kaynaklardan sağlanacak. 1200 stüdyo tipi daire, kayakla atlama pisti, buz pateni, spor akademisi, sağlık merkezleri kurulacak ve ayda 26 bin turist getirilecek. 68 yaşındaki kır saçlı yatırımcı Tom Stewart’ın bu parlak projelerinin insanların ilgisini çekmesi kaçınılmazdı. Nitekim proje duyulduğunda Afyonluların yüzleri güldü, kentin ileri gelenleri yardım için kolları sıvadı. Öncülüğü AKP Afyon milletvekili ve TBMM Plan Bütçe Komisyonu Başkanı Sait Açba üstlendi. Stewart’ın Türk ortağı Gökhan İzidoğru’yu alıp Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüştürdü. Maliye Bakanlığı da devreye girdi, “Kar vadisi” için Afyon’da arazi bulundu. Maliye, Demiryolları’nın arazisini satın almak için 14 milyon dolar ödeyerek kendi arazisiyle birlikte toplam 1 milyon metrekarelik bir arsayı şirkete tahsis etti. Seferber olan Afyon’un valisi, belediye başkanı ve ileri gelenleri bugünlerde hayli keyifli. Çünkü şirket yakında temel atma sözü verdi! Riverhead kasabası ise bugünlerde hayli huzursuz. Rüyayı ilk gördükleri anda yaşadıkları heyecandan eser kalmamış. Riverhead’in neşesini kaçıran da meraklı bir gazeteci! Yerel bir gazete olan “Newsday”in yazarlarından Elizabeth Moore, müthiş yatırımcı Tom Stewart’ın iş yaşamını araştırdı ve hayli ilginç bir yazıyı kaleme aldı. Moore’un 11 Şubat tarihli yazısının başlığı yazının içeriği ile ilgili yeterli ipucu veriyor: Kapalı kayak merkezi teklif eden girişimcinin başarısız bir geçmişi var.”