Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğini yaptığı 2026 Dünya Kupası sona erdi. Bu konuda birçok yorum ve değerlendirme yapıldı.
Ben de tarihe not düşülmesi adına birkaç satır yazmak istedim.
Önce “Dünya Kupası bitince kurtulduklarımız” kısmına bakalım…
Milli takımların isimlerini karıştıran, futbolcuların isimlerini doğru telaffuz edemeyen spikerleri herkes eleştirdi zaten. Fakat bitmeyen cümlelere, öznesiz cümlelere ne demeli? Öyle maçlar izledim ki top hangi futbolcuda, o futbolcu nereli, o futbolcunun takımı hangisi… Birbirine karıştı. Özellikle maç akarken ortasından kesilmiş cümleler ile yüklemi sonda olmayan cümleler kafa karışıklığımı artırdı. Bu konuda, TRT’nin radyolarından yetişmiş spikerler dışında kimseye milli maç düzeyinde görev verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, maçları anlatamayan spikerlerden bir süreliğine de olsa kurtulduk.
Kurtulduğumuz ikinci konu, kulağa hoş gelen ama hiçbir anlamı olmayan Demokratik Kongo şarkısı… Popüler hâle gelmek isteyen, kolay “taklanma”nın yolunu bulduğunu düşünen herkes bir kere de olsa yapay zekâ ile oluşturulmuş Demokratik Kongo şarkısını kullandı. “Yetiveesin gaali” dedim.
Bir de tabii ki Dünya Kupası’nın başlaması ile hızla yayılan “hamam böceği canlandırmaları” videolarından kurtulduk. Futbolculardan taraftarlara, teknik direktörlerden hakemlere aklınıza gelen kim varsa, yine yapay zekâ vasıtasıyla hamam böceği kılığına sokulup konuşturuldu, dans ettirildi, küfrettirildi.
Bu yılki Dünya Kupası, futbolu yönetenler tarafından zaten bir reklam canavarına dönüştürüldü; ancak ben meselenin gazetecilik boyutuyla ilgileniyorum.
Youtube’tan yayımlanan neredeyse tüm futbol programlarında sponsorluklar adeta havada uçuştu. “Reklamsız hayat” hayal etsem bile, önermiyorum. Herkesin kendine göre ayakta kalma stratejileri vardır elbette. Mesela Youtube yayınları konusunda çığır açan Cüneyt Özdemir, canlı yayınının ya başında ya da sonunda iş birliği duyuruları yapar. Cüneyt Özdemir ya da Kenan Taş, Özgür Özel’in kuracağı yeni parti ile ilgili değerlendirme yaptığı sırada biz izleyiciler olarak reklama “maruz” kalmayız, iki isim de yayını kesip “Şu kraker de pek lezzetli oooh yiyelim” demezler. Bir disiplin içinde reklam sunulur.
Fakat Dünya Kupası’nda “Acaba ne diyecekler” diye beklediğimiz ve yorumlarına değer verdiğimiz pek çok anlı şanlı kişinin programı ilgisiz reklamlarla kesildi. Yorumcu maçlardaki pozisyonlardan bahsedecek diyelim, sunucu araya girip “Bu arada bir duyurumuz var, şu deodorantı mutlaka deneyin. Ter kokusunu önler”; “Enfes tat yenilendi. Siz de gördünüz mü” gibi cümleler kurdu. Dolayısıyla ürün yerleştirilen programlardan değil, program yerleştirilen ürünlerden de kurtulmuş olduk.
“Dünya Kupası’nda imrendiklerimiz”e gelirsek…
Takımlarını kamp takvimini en ince ayrıntısına kadar düşünen yöneticilere imrendik.
Başarısız olan teknik direktörlerin bahaneler arkasına sığınmayıp istifa etmelerine imrendik.
“Grupta 4’üncü olan takımlar arasında en iyisi bizdik (zaten her grupta 4 takım vardı)” demeyen yöneticilere imrendik.
Gol attığında, tribünlere ve teknik heyetin bulunduğu tarafa doğru garip garip hareketler yapmayan futbolculara imrendik.
Her müdahalede kendini yere bırakmayan; ayakta kalan, mücadele eden, takım ruhunu unutmayan futbolculara imrendik.
“Beleş villa” peşinde koşmayıp gururu için sahaya çıkanlara imrendik.
İzledikleri her maçta tribünleri temizleyen, galibiyet aldıklarında trafik ışıkları ve yaya geçidi kurallarına uyarak kutlama yapan Japon taraftarlara imrendik.
Dünya Kupası kampanyasını başından sonuna kadar tarihi kökleri ile birlikte sürdüren, galibiyetleri coşkuyla ama saygıyla kutlayan Norveç’e imrendik.
FIFA’nın kesin kural olan kırmızı kart uygulamasında bile ABD’nin futbolcusuna “torpil geçmesine” rağmen, ABD’ye fark atan Belçika’ya imrendik.
ABD tarafından sürekli tehdit altında bırakılan İran’ın “Ben burada varım” demesine imrendik.
Fransa Milli Takımı oyuncusu Michael Olise’nin özel fotoğrafçısı Lukas Korschan vize alamadı. Olise’nin sosyal medya hesaplarında Korschan’ın televizyon ekranından çektiği fotoğrafları paylaşmasına imrendik.
Bütün bunların dışında, elbette İspanya’ya bir bütün olarak imrendik.
Yıldıza dayalı değil, disiplin ve takım oyununa dayalı futbolları dolayısıyla İspanya’ya imrendik.
İspanya Milli Takımı oyuncusu Mikel Oyarzabal’ın 2011 yılında Real Sociedad altyapısında başladığı futbola, kesintisiz şekilde 2026’da da aynı kulüpte devam etmesine imrendik.
Luis de la Fuente’nin işsiz kaldığı dönemde bir ilandan yola çıkarak İspanya’nın genç takımlarını çalıştıra çalıştıra A Milli Takım Teknik Direktörü olmasına, İspanya A Milli Takımı’nın iskeletinin de böylece oluşturulmasına imrendik.
2024 Avrupa Şampiyonu unvanıyla Dünya Kupası’na gelen İspanya’nın ilk maçta Yeşil Burun gibi adı sanı duyulmamış bir takımla golsüz berabere kalmasının ardından Luis de la Fuente’nin “Neleri iyileştirmemiz gerektiğini biliyoruz” demesine imrendik.
Spor başarısı gelir geçer; bugün kaybedersiniz, yarın kazanırsınız.
İspanya Milli Takımı’nın ve İspanyol taraftarların Filistin Davası’nı unutmamasına, 19 yaşındaki Lamine Yamal’ın Filistin hassasiyetine, İspanya Devleti’nin “Endülüs’ün torunlarına yakışır” şekilde İsrail’e her alanda yüksek perdeden itiraz etmesine imrendik.
