Afyon Kocatepe Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Pazarlama ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Öğretim Görevlisi Türker Göksel, refikimiz Medya03’te Rasime Fedakar’ın konuğu olmuştu. Hoca Ahmet Yesevi’nin günümüzdeki temsilcilerinden biri olduğunu düşündüğüm Türker Hoca, birçok değerli atıf yaptığı programda şahsımdan da söz etmişti. Ağustos ayında Afyonkarahisar’da okunan bir yatsı ezanını sosyal medya hesaplarımda paylaşmıştım, Türker Hoca da aynı ezanı huşû içinde dinlemiş. Paylaşımının ertesi gününde Türker Hoca ile telefonda konuşmuştuk. Daha sonra bir öğrendim ki Türker Hoca’nın Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan öğrencilerinden biri, ezanı okuyan hocayı tanıyormuş. Türker Hoca, bu vesile ile bizi mest eden o güzel ezanı okuyan hoca ile tanışmış.
Esasında o ezanı bizim ailemizde “keşfeden” sevgili eşim Elif Arısoy’du. Ezanı duyunca o kadar heyecanlandı ki ezanı dinlemek için Olcayto ve Ahmethan’la balkona koştu. Bu sırada ben de bu ilahi çağrıyı kaydettim.
Bu konu üzerinde sohbet ederken “Türker Hoca, ‘Güzel okunan ezana Elif Hanım vesilesiyle dikkat ettiysen, bizim kardeşimizin hakkını teslim etmemiz gerekirdi’ diyor” dedim. Eşim ise “Estağfurullah olur mu öyle şey… Ama Ağustos’ta duyduğumuz yatsı ezanı hakikaten çok güzeldi” dedi. Bu cümleyi pek yeterli görmemiş olacak ki devam etti:
“Geçenlerde Konya’da bir imam emekliye ayrılmış. Sosyal medyada 3-4 video ile karşılaştım. Videoları yayınlayanlar ‘Hocam keşke emekli olmasanız, bizi bu sesten mahrum bırakıyorsunuz’ diyordu. Görüntülerde ise Konya’nın büyük camilerine yer veriliyordu. Biz Afyonkarahisar’ın Konya’dan sonra Mevleviliğin ikinci merkezi olduğunu söylüyoruz; ancak bunu destekleyecek çalışmaları eksik bırakıyoruz. Bizim şehrimizde (İzmirli olmasına rağmen Afyon’a ‘bizim’ diyecek kadar Afyonlu) güzel ezan okuyan hocalarımızı Türbe Camii’nde, Ulu Camii’de görevlendirsek, buraya sadece cami ve türbe ziyareti için gelenler de manevi güzelliklerimizi paylaşsa…”
Bir çırpıda anlatmaya devam ediyordu sevgili eşim Elif Arısoy:
“Aslında farklı girişimler yapılabilir. Ben, Afyonkarahisar’a gelip gezen ve bunu paylaşanların videolarına genelde bakmaya çalışırım. Gördüğüm video özeti şu: Meşhur olan bir iki lokantaya gidilsin. Afyon Kebabı, ağzıaçık, bükme, kaymak, lokum, ekmek kadayıfı yenilsin. Hatta belki daha açık alanda sucuk kızartılsın. Bunlar çok güzel, harika hatta. Bu kadar yöresel yiyecek hangi şehre nasip olmuş? Ama Afyon’u tanıtmaya yeter mi? Gastronomi dalındaki bu başarımız kadar manevi mirasımızla da gündeme gelelim istiyorum. Ben şu ana kadar mesela İmaret Camii’ni paylaşan bir misafirimizi görmedim. Mevlevihane, Ulu Camii, türbelerimiz, mescitlerimiz… Bu konuda o kadar zenginiz ki bu zenginliğin artık çok iyi bilinmesi gerek. Bir büyük felaket söylentisi olduğunda ‘Allah Afyon’u evliyaları yüzü suyu hürmetine korur’ diyebiliyoruz. Bu cümlenin gerçekliğini anlatmamız gerek…”
Bu sırada makine yardımıyla yaptığım Türk kahvesi de hazırlanmıştı. Elif Hanım, asıl önerilerini sona saklamış gibiydi. Sergen Yalçın’ın son dakika gollerini andıran cümleler şöyle sıralandı:
“Afyonkarahisar’a gelen misafirlerimizin bir kısmı burayı bilerek, bir kısmı bilmeyerek geliyor. Özellikle Afyon’u tanımayan misafirlerimizin kullanımına sunulmak üzere Uzun Çarşı-Bedesten-Sultan Divâni Mevlevihane Müzesi (Türbe Camii)-Ulu Camii ve Karahisar Kalesi rotasında çalışacak golf arabaları kullanılabilir. Bu arabalar Afyonkarahisar’a büyük renk getirir, bir taraftan da şehrin tanınmasını hızlandırır. Gerekirse bu hizmet ücretli olur. Fakat bir şey de demek gerek: Çok değil, birkaç gün önce sabah saat 10 dolaylarında Zafer Meydanı’na tur otobüsü geldi. Otobüsün içinden misafirler indi. Afyonkarahisar’da yemek yenilecek lokanta arıyorlardı. Bana sordular, ben de popüler lokantaları tarif ettim. Teşekkür ettiler. Zafer Meydanı’nda bulunan Turizm Bürosu’nda kimseyi göremedim. Oysa böyle merkezi bir yerdeki büronun gerçek bir ev sahibiymişçesine çalışması gerekmez mi?”

