Bir Zafer Haftası’nı daha geride bıraktık. 26 Ağustos 1922’de Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz’dan sonra, 30 Ağustos 1922’de kazandığımız Büyük Zafer, Türkiye’nin bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etmişti.
Bugün ise 9 Eylül… İzmir’in dağlarında açan çiçeklerin verdiği umutla tüm Anadolu’nun aydınlandığı gün.
Yunan ordusunun Anadolu’yu işgali İzmir ile başlamıştı, İzmir’le bitti.
Bu kutlu günde Afyonkarahisar’daki mezalime dikkat çekmek isterim: Milli Mücadele’de, Yunan askerinin hiçbir savaş kanunu dinlemeyerek önüne geleni yakıp yıktığı biliniyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bu konuda ayrıntılı rapor hazırlamak üzere kurul oluşturulduğu da hatırlatmak isterim.
Afyonkarahisar’da hemen hemen her evde ‘Yunan askeri kaçarken köydeki evleri yaktı’, ‘Hayvanımızı kaçırdılar’, ‘Eşyalarımızı çaldılar’ başlıklı olaylar anlatılmıştır.
Yunan askeri, hem Afyonkarahisar’ı iki kez işgali sırasında hem de Büyük Taarruz’da Türk askerinin coşkun sel gibi ilerlemesinin ardından, İzmir’e doğru kaçmaları sırasında büyük bir yıkıma neden oldu.
Sadece Afyonkarahisar değil ki… Afyonkarahisar’dan başlayarak İzmir’e ilerleyen tüm güzargâhta iller, beldeler, köylerde Yunan askerinin zalimliklerinin izleri görülmüş. Halide Edip Adıvar’ın Türk’ün Ateşle İmtihanı isimli eserinde o sahneleri ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz.
Şimdi aklımızdaki soru şu: Yunan askerinin neden olduğu bu yıkım, Afyonkarahisar’da ve Batı Anadolu’nun tamamında tazmin edilebilir mi?
Soruyu sorduğumuzda alacağımız cevapları aşağı-yukarı tahmin etsek de gazetecinin varlık sebebi soru sormaktır…
Tazminat konusunun Lozan Antlaşması ile çözüme kavuştuğunu belirten bir kesim sorumuza ilgili antlaşmanın 59’uncu maddesiyle cevap veriyor. Bakın o madde ne diyor:
“Madde 59- Yunanistan, savaş yasalarına aykırı olarak Anadolu’da Yunan Ordusunun ya da yönetiminin eylemlerinden doğan zararların onarımı yükümünü tanır. Öte yandan, Türkiye, Yunanistan’ın savaşın uzamasından ve onun sonuçlarından doğan parasal durumunu göz önünde tutarak onarım konusunda Yunan Hükümetine karşı her türlü istemlerinden kesinlikle vazgeçer.”
Savaştan çıkan Türkiye’nin, Yunanistan’a yönelik bu yaklaşımı bir iyi niyet çerçevesinde değerlendirilebilir. Bununla birlikte dünyamızın da bir gerçeği var: Şartlar çok değişti, tüm ülkeler kapandığını sandığımız eski dosyaları açar oldu…
Meselâ Yunanistan, daha bir-iki sene evvel Meclis kararı alarak Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda verdiği zararı karşılamasını istedi. Yunanistan Meclisi (Özgün ismiyle Helenlerin Parlamentosu) tarafından kabul edilen önergede Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda Yunanistan’a yönelik izlediği siyasetin, yaklaşık 300 milyar Avro’luk bir kayba neden olduğu öne sürülmüştü.
Sadece Yunanistan değil, kendilerini İkinci Dünya Savaşı’nın mağduru olarak sayan pek çok ülkenin gündeminde, kendilerini mağdur ettiğine inandıkları devletlere tazminat davası açılması bulunuyor.
Türkiye’nin 1922’de karşılaştığı durum için ‘mağduriyet’ kelimesi ise çok hafif kalıyor. Adeta, ‘Türklere karşı kaybedersek nasıl davranalım” diye planlanmış bir şekilde zulmeden Yunan ordusunu görüyoruz karşımızda.
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Köşe Yazarı Özay Şendir, birkaç kez Türkiye adına Yunanistan’a tazminat davası açılması konusunu gündeme getirdi. Afyonkarahisar’da da biz soralım: Afyonkarahisarlıların Yunanistan’a tazminat davası açma hakkı var mıdır?
ZAFER HAFTASI VE SÖYLEMLER
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Afyonkarahisar’da Zafer Haftası yoğun programlarla geçti. Programların duyuruluş şekli ve yapılan konuşmalara ilişkin isim vermeden, belki de haddim olmayarak bazı düzeltmeler yapma ihtiyacı hissettim.
-Programların duyuruluşunda ‘Büyük Taarruz Zaferi’ tanımı kullanıldı. Oysa Büyük Zafer, 19 Mayıs 1919’da başlayan Milli Mücadele’nin zaferidir 30 Ağustos 1922… ‘Büyük Taarruz Zaferi’ iyi niyetli bir kısaltma; ama hiç değilse ‘Büyük Taarruz ve Büyük Zafer’in 102’inci yıldönümü’ demek icap eder.
-Kocatepe’yi ziyaret programlarının bir tanesinde yapılan açıklamada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!’ emrini Kocatepe’de verdiği söylenmişti. Oysa bu büyük emir, 30 Ağustos 1922’de Büyük Zafer’in kazanılmasından sonra, Dumlupınar’da verilmiştir. Ben de bu hataya düşmüştüm, büyüğümüz Gazeteci İbrahim Yüksel beni uyarmıştı.
-Yine bazı başka söylemlerde Sakarya Meydan Muharebesi ile Büyük Taarruz’un karıştırıldığını gördüm. Arada tam bir yıl var, dikkat etmek lâzım.
-Resmi törenlerde Büyük Taarruz’dan bahsedilirken ‘Mustafa Kemal’ ismi kullanıldı. 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa’ya Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mareşal rütbesi ile Gazi unvanı verildi. ‘Mustafa Kemal’ yerine ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ demek daha doğru olacaktır.