Afyonkarahisarlı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi 2007’de bitiyordu. 2007’de “Cumhurbaşkanı kim olacak” tartışması yaşanmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı E. Org. Yaşar Büyükanıt’ın “İnternet sitesine ben koydum” dediği E-Muhtıra ile “Laiklik” vurgusu yapılmıştı. Türkiye, “Eşi başörtülü olan Köşk’e çıkamaz” önyargısı ile büyük bir buhran yaşıyordu.
O dönem Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçiliyordu; dolayısıyla Meclis çoğunluğu AK Parti’de olduğu için Cumhurbaşkanı da AK Parti’den çıkacaktı. Bu makamın en güçlü iki adayı ise dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül idi. Cumhurbaşkanlığı seçimi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 367 milletvekilinin hazır bulunması gerektiği iddiası ortaya atıldı. AK Parti Meclis’te çoğunluk olmasına rağmen Cumhurbaşkanı seçemez duruma düşmüştü. Bu iddia dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Seçimi Birinci Tur’u da iptal edildi.
Böyle bir ortamda 22 Temmuz 2007 seçimlerine gidildi, AK Parti büyük çoğunlukla yine iktidar oldu. Yeni Meclis, Anayasa’da değişiklik yaptı, 367 krizini aştı. Ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin Üçüncü Turu’nda da Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi.
Buraya kadar hafızamızı tazeleyebildiysek devam edelim… 2008 yılının Mart ayında dikkat çeken bir gelişme yaşandı: AK Parti hakkında kapatma davası açıldı; partinin önde gelen isimleri hakkında da siyasi yasak talep edildi. Kapatma davasının sonunda, AK Parti kapatılmadı; Hazine yardımının kısıtlanması yaptırımı uygulandı. 60'ıncı Hükümet Çevre ve Orman Bakanı, 61'inci, 62'nci, 63'üncü, 64'üncü ve 65'inci Hükümet Orman ve Su İşleri Bakanı, Cumhurbaşkanı Irak Özel Temsilcisi Prof. Dr. Veysel Eroğlu, “Daha Güzel Bir Türkiye İçin Yeşil Miras-Hatıralarım-3” AK Parti’ye yönelik kapatma davasının arka planında neler yaşandığını ayrıntıları ile anlatmış.
Sözü Prof. Dr. Veysel Eroğlu’na bırakalım:
“Milletin teveccühünü kazanarak tek başına iktidar olan bir partinin kapatılması çok vahimdi. Ancak ülkede demokrasiyi kendi anlayışıyla değerlendirenler, benim oyum ile çobanın oyu bir mi veya halkın oyu ile iktidara gelemeyeceğini bilenler, Ak Partinin kapatılmasına destek veriyor ancak memleketi düşünen vatanseverler bu hareketin ülkemizin demokratik hayatında çok kötü bir netice doğuracağını söylüyorlardı. Benim de Anayasa mahkemesinin bazı üyeleriyle tanışıklığım vardı, İSKİ Genel Müdürü iken birkaç defa Anayasa Mahkemesine giderek bazı üyelerle sohbet dahi ederdik. Hatta hemşehrim Ahmet Necdet Sezer başkan olunca da onu ziyaret etmiştim. Mevcut üyelerden Ahmet Akyalçın Afyon Lisesinden sınıf arkadaşım ve iş adamı Mehmet Alimoğlu'nun da damadı idi. Ben Çevre Orman Bakanı idim ama Ahmet Bey'le görüşmek istedim ama ne mümkün. O tarihte vali olan bir arkadaşımla bir yerde gizlice görüşerek durum değerlendirdik onun görüşmesini kararlaştırdık, ama bu da mümkün olmadı zira büyük bir baskı vardı. Davanın mahkemede görülmesinin son günlerinde daha önceki üye Prof. Dr. Sacit Adalı ile eski bir arkadaşlığım vardı. Bir gün sade bir vatandaş gibi bakanlığa geldi. Hatta dikkat çekmeyeyim diye otobüslere binerek gelmişti. Mahkeme Başkanı Haşim Bey’den önümüzdeki hafta sonunda karar verileceğini üyelerin çoğunluğunun kapatmaya temayüllü olduğunu söylediğini ifade etti. Ne yapabiliriz diye tezekkür edince hemşerim, sınıf arkadaşım Ahmet Akyalçın'a milletimizin selameti açısından kayınpederi Mehmet Alimoğlu'nun konuşmasının isabetli olacağı düşünüldü. Ancak bu teşebbüs için Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a sormam gerekiyordu. Konya'da bir cuma günü Çevre Günü kutlamaları ve açılış programı vardı. Program sonrası kendisine bir odaya geçip acil bir konu var diye görüşme talebinde bulundum. Yandaki bir odaya geçtik. Düşünebiliyor musunuz bir başbakan ve bir bakanı o devirde herkesin içinde bu konuyu konuşamıyor.
Neyse odada durumu izah edince gidip görüşmemi istedi. Ben de Mehmet Amca’dan dolaylı bir kişi vasıtasıyla randevu aldım. Pazar günü çok basit bir arabayla sade şoförle gizlice Afyonkarahisar'daki fabrikasına giderek orada durumu anlattım. Partinin kapatılmasının bu ülke için vahim neticeler doğurabileceğini vs pek çok hususları dile getirdim. Mehmet Amca da Afyo’nun eşrafından iyi bir iş adamı olduğundan o da farkında idi. Burada damadı Ahmet Akyalçın'ın kilit rol oynadığını ve tarihi bir mes'uliyet altında olduğunu söyleyince ne yapacağız diye sorunca, ben ‘Mehmet Amca Ankara'ya evine giderek Ahmet'e bu tarihi vazifende ülkemiz adına yanlış bir karar verirsen seni evlatlıktan reddedeceğim ve kızımı alıp gideceğim’ demen yeter diye söyledim. Mehmet Amca, kapatmanın her bakımdan ülkemiz için çok kötü bir netice oluşturacağından da emindi. Neticede gidip söyleyeceğini söyledi. 30 Temmuz 2008 tarihinde kamuoyuna yapılan açıklamada, Partinin temelli kapatılmaması, fakat Hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesi kararına varılmıştır. 6 üye kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy kullanmışken, Hazine yardımının kesilmesi hakkındaki oylamada 11 üyenin 10'u kesilmesi yönünde oy kullanmıştır. Kapatma talebi en az 7-4 şeklindeki nitelikli çoğunluk şartı sağlanamadığı için reddedilmiştir.
Netice olarak Ahmet Akyalçın kapatmanın aleyhinde oy kullanmış ancak hazine yardımının kesilmesi ile konunun kapatılmasını sağlamıştı. Bu yüzden her Afyon'a gelişte Mehmet Amcamı ziyaret ederim. 24 Kasım 2020 tarihinde vefat etti. Allah rahmet eylesin cenazesinde ben de vardım, ruhu şad olsun. Ahmet Akyalçın benim de çok değer verdiğim arkadaşımdı. Anayasa Mahkemesinden ayrıldıktan sonra beni bakanlıkta ziyaretimde davanın nasıl geliştiğini anlattı: ‘Bir gün kayınpederim evin önünde belirdi. Ani geliş dolayısıyla eşim ve ben şaşırdık. Bana kapatma lehinde oy verirsen seni evlatlıktan reddedeceğim ve kızımı alıp gideceğim diye sert bir ifadeyle söyleyince ben ve eşim donup kaldım. Mahkemede, toplantıda arkadaşlar bu benim için aile meselesi oldu kapatma yerine hazine yardımının kesilmesiyle bitirelim diye teklif ettim.’ Ben tabii durumu biliyordum ama; ‘Ya öyle mi Mehmet Amcam ve sizden Allah razı olsun’ dedim.”
YENİ BAKAN, “EVİ BOŞALTIN” DİYE HABER YOLLAMIŞ
Prof. Dr. Veysel Eroğlu, “Daha Güzel Bir Türkiye İçin Yeşil Miras-Hatıralarım-3” kitabında 2018 seçimlerinin ardından açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde yer almamasının ardından yaşadıklarına da yer veriyor. Bir Bakan’ın, kendinden önceki bir Bakan’a saygısızca davranmasını ben yadırgadım. Sözü yine Prof. Dr. Eroğlu’na bırakalım:
“9 Temmuz Pazartesi günü Ankara'ya geldim. Öğleden sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan Meclis’te yemin etti. Oradan Külliye'deki merasime katıldım. Yerli ve yabancı çok sayıda misafir vardı. Yemekli bir program oldu. Programdan sonra eve gittim. Gece saat 22.30 gibi 16 kişilik Cumhurbaşkanlığı Kabinesi açıklandı. Ben yoktum. Hayırlısı dedim. İki rekât şükür namazı kıldım. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra benim Ankara'dan kullandığım bir araç ve şoförü Yusuf vardı. Bu aracı Bakanlık makamına istediler. Hayret ettim. Normalde her Bakan ayrıldıktan sonra bir araç ve iki korumayla şoför veriliyor. Bu devletimizin eski Bakanlara tanıdığı bir hak. Bu araçları da eski Bakan hangi Bakanlıkta görev yaptıysa o Bakanlık vermek durumunda. 15 ay bakanlık yapanlara, 12 ay bakanlık yapanlara bile bu hak tanınıyor. Kaldı ki ben 11 yıl bu ülkeye Bakan olarak hizmet ettim. Ama yeni Bakan Bekir Pakdemirli, DSİ'de araç var, İstanbul'a gittiği zaman o aracı kullansın deyince ben araç falan istemedim. Bu davranışına hayret ettik. Şimdi kendisi de Bakanlıktan ayrıldı ve kaç tane araç kullanıyor? Makamlar geçici önemli olan şu gök kubbede hoş bir seda bırakmak.
11 Temmuz 2018 Çarşamba günü İhsan ve Merve eve geldiler. O gün çok enteresan bir şey oldu. Bir polis memurunu ikamet ettiğim Bakan konutuna göndermişler. Yani Bakanlık vazifesini bıraktığım günün ertesi günü. Polis memuru ‘Evi ne zaman boşaltacaksınız’ diye sormuş. Bu acele nedendir anlayamadım. Bu duruma canım sıkılmıştı. Damadım İhsan'ın da canı sıkıldı. Derhal evi toplamaya başladık. Kitap ve eşyaların bir kısmını Afyonkarahisar Veysel Eroğlu Kapalı Spor Salonu Kütüphanesi'ne, diğerlerini Ankara Etlik Çınar Konaklarındaki bir daireye gönderdim. 12 Temmuz 2018 Perşembe günü bakan konutundaki eşyaları alelacele toparlayıp taşımaya başladık. Allah razı olsun, damadım İhsan daire ile ilgili bütün iç ihtiyaçlarla ilgilendi. Yatak odası, salona koltuk takımı, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi bir evin ne ihtiyacı varsa hepsini almış. Netice olarak 3 gün içinde Bakanlıktaki konuttan ayrılarak Etlik'teki daireye taşındım.”
MEHMET ZEYBEK NASIL ADAY OLDU?
2019’daki Mahalli İdareler Seçimi, hayli çekişmeli geçmişti. AK Parti Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Mehmet Zeybek, İYİ Parti Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Dr. Mahmut Koçak’la yarışmış; bu yarışın galibi Zeybek olmuştu.
Mehmet Zeybek’in adaylık süreci hakkında da Prof. Dr. Veysel Eroğlu’na sözü bırakalım:
“24 Kasım'da Belediye Başkanı Tanıtım Merasimi vardı. Aslında Afyon'da da biz Burhanettin Çoban devam etsin düşüncesindeydik ama Recep Tayyip Erdoğan, Burhanettin Çoban'la olmaz diye tavır koymuştu. Ancak ilan edilecek adayın Afyon'da tanınırlığı çok zayıftı. Recep Tayyip Erdoğan'a birlikte bir yazı yazdık. Ben kaleme aldım. Dedik ki bu adayla olursa kazanamayız çünkü muhalefetin ortak adayı herkesle barışık. Vaatler uçuyor yani herkese her şeyi vaat ediyor. Dolayısıyla bunun üzerine 24 Kasım'daki İstanbul'da yapılacak tanıtım listesinden düşünülen adayı çıkartmıştık. Tanıtımı yapacaktı. Dolayısıyla daha sonra Mehmet Zeybek aday olarak belirlendi. 27 Kasım'da sabahı da Afyon Belediye Başkanı Adayı olarak ilan edilen Mehmet Zeybek, Milletvekillerimiz, İl başkanı Hüseyin Sezen birlikte kahvaltı yaptık. Mehmet Zeybek'e tavsiyelerimizi ilettik. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde AK Parti Grup Toplantısı'nda 20 şehrin belediye başkan aday tanıtımı yapıldı.”
