Murat Arısoy

Bağımsız Türkiye Davasının 'Bayraktar'ı

Murat Arısoy

Bazı kişiler vardır, karşı karşıya hiç gelmeseniz bile “Ne güzel insan, Allah O’ndan razı olsun” dersiniz. Merhum Özdemir Bayraktar’ı da Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar’ı televizyondan ve sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla biliyor, “Allah razı olsun” diyordum. Ancak Özdemir Bayraktar’ı iki yayınla daha yakından tanıma fırsatı buldum. 

“Özdemir Bayraktar: Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” belgeseli TRT Belgesel’de yayınlandıktan sonra Baykar şirketinin Youtube kanalında da yayınlandı. Bu belgeseli soluksuz izledim. Sonra Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’ın yaptığı paylaşımda “Özdemir Bayraktar: Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” isimli kitaba da Baykar’ın internet sitesinden ulaşılabileceğini duyurdu. E-kitapları, kâğıda dökmeden okumakta zorlanırdım, ama söz konusu Özdemir Bayraktar olunca iş değişti. 

Bağımsız Türkiye Davasının 'Bayraktar'ı

Hem belgeselde, hem kitapta şunu gördüm:

Özdemir Bayraktar inandığı davaya çevresini de yüreklendiren, yolundan dönmeyen, Türkiye’nin tam bağımsız ve müreffeh olması için kelimenin tam anlamıyla gece gündüz çalışan, soyadı gibi bayraklaşan bir isim. 
Sadece mühendis, sadece Baykar’ın kurucusu, sadece bugün dünyadaki savaş tekniğini değiştiren İnsansız Hava Araçları’nın mimarı olarak göremeyiz Özdemir Bayraktar’ı… Bütün bu özelliklerin beslendiği birçok unsur var…
Baykar’ın duvarına Kudüs fotoğraflı takvim astıran, Esnaf Hastanesi’nin gereği gibi kullanılmasını isteyen ve parası olmayanın masrafını karşılayan, samimi olduğuna inandığı her kesimden insanla büyük bir dostluk kurabilen, tatlı sert bir Karadenizli Özdemir Bayraktar…

Bağımsız Türkiye Davasının 'Bayraktar'ı
Milliyetçi ve muhafazakâr kimliğini hiçbir zaman geri plana atmayan, ama Amerika Birleşik Devletleri’nin 6’ncı Filosu’na karşı sosyalistlerle birlikte yürüyen, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında mağdur komutanların yanında duran ve bundan vazgeçmeyen sapasağlam bir karakter…

“Türkiye sanayide bağımsız olmalı” fikri doğrultusunda ömrünün sonuna kadar mücadele etmiş, “Mühendislerimizi biz yetiştirelim” fikri doğrultusunda Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı’nın kurulmasını teşvik etmiş, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde milli sanayi için gayret gösteren Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ ve Nuri Killigil’i sürekli hayırla anmış bir işadamı…
Terörün en yoğun olduğu dönemde kamuflajı giyip operasyon bölgesine giden, askerlerin kar suyu içtiklerini görünce kimseye söylemeden o bölgeye su şebekesi getirten, şehit ailelerinin ve gazilerin her zaman yanlarında olan, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinde örtülü veya örtüsüz (bürokrasi merkezli) engellerin hepsinin üstesinden gelme azminde olan gerçek bir vatansever…

Bağımsız Türkiye Davasının 'Bayraktar'ı
İlerlemek istediği yolda gereken tüm kapıların zillerini çalan, arkadaşlarını seferber eden, bir taraftan da rakip gördüğü şirketlere bile fikirleri ile yardımcı olabilen saygın bir işadamı…

Benim dilim dönmeyebilir, gelin “Özdemir Bayraktar: Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” isimli kitapta anlatılanlarla ilerleyelim:

“Siyasetteki ağırlığı gittikçe artsa da Özdemir Bayraktar, bir siyasi kariyer peşinde olmadığından müdanasız tavrını hiçbir koşulda değiştirmez. Necmettin Erbakan, seneler önce tanışıp çok sevdiği yol arkadaşının bu karakterini yakından görür ve takdir eder. Onu Refah Partisi İstanbul İl Müfettişi olarak atayan da odur. Özdemir Bayraktar, bu görevi layıkıyla yapar ve yanlışa yanlış demekten, gerektiğinde insanları karşısına almaktan çekinmez. Öyle ki, çok uzun yıllar birlikte yol yürüdüğü Necmettin Erbakan'ı bile eleştirdiği olur. Parti içindeki sevenleri de Özdemir Bayraktar'ın en çok bu özü sözü bir tavrını takdir ederler. Haksızlığa direnç gösterir, kendisine haksızlık yapılmasına da müsaade etmez tavrı; karşısındaki kişinin makamı, mevkisi ve gücü ne olursa olsun doğruyu dile getirme noktasındaki mahareti ve gücü; dahası, muhatabının kendisini yanlış anlamasına fırsat vermeyen berrak üslubu onun varoluşuna dair imzalardır.””

“Özdemir Bayraktar bir gün Sarıyer'deki evinin balkonunda oturmuş, İstanbul Boğazı'na doğru düşüncelere dalmıştır. Birden telefonu çalar. Terörün yoğun olduğu Hakkari'deki dağ karakollarının birinden Aydın Yiğit adlı bir üsteğmendir arayan. Özdemir Bayraktar'ın telefonunu nasıl bulmuştur, bilinmez... ‘Özdemir Bey, biz burada teröristlerle mücadele ediyoruz. İmkânlarımız da sınırlı. Kantin paralarını topladık, sizin yaptığınız uçaklardan almak istiyoruz." der. Özdemir Bayraktar içinden, ‘Allah Allah, biz Boğaz kenarında otururken, adam bize Hakkari'den tokat atıyor’ diyerek kendisini toparlar. ‘Kantin parasını falan bir tarafa bırak. Siz şunu yapacaksınız: Bizi çağıracaksınız, gelin Mini İHA'yla bize bir sunum yapın, diyeceksiniz. Biz de geleceğiz, size Mini İHA'yla sunum yapacağız. Bize diyeceksiniz ki, biz bunları millileştirdik ve bunlara el koyduk. Sonra bizi oradan sepetleyeceksiniz."

“Özdemir Bayraktar saatler süren ameliyatının ardından yoğun bakımda, ışık girmeyen bir ortamda gözlerini açtığında ameliyatın kaç saat sürdüğünün ve saatin kaç olduğunu bilmeden henüz, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisini ziyarete geldiğini görür. İlk cümlesi şu olur: ‘Bizim oğlanlar sana sunum yapsın.’ Özdemir Bayraktar'ın oğulları, hastanenin bekleme odasında dönemin Başbakan'ı Recep Tayyip Erdoğan'a güzel bir sunum yaparlar.”

“Türkiye'yi derinden etkileyen Ergenekon ve Balyoz davalarında suçsuz olduğuna inandığı
askerleri ziyarete gider; Kurmay Albay Mustafa Köseoğlu, Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Emekli Orgeneral Ergin Saygun gibi yakından tanıdığı isimlerin yanında olur. Hem yol arkadaşlığını sürdürür hem de yaşamı boyunca yaptığı gibi adil bir tavır takınır. Yol arkadaşlığı, birliktelik gibi duyguların yanında adalet duygusu da oldukça gelişmiştir Özdemir Bayraktar'da. Doğru bildiğini söylemeye ve yaşamaya devam eder.” (E. Orgeneral Ergin Saygun, Balyoz sürecinde geçirdiği ameliyat sırasında Özdemir Bayraktar’ın hastaneye geldiğini ve aile ile birlikte ameliyatın bitmesini beklediğini anlatır.)

“Türkiye'yi dönüştüren bir zihin Özdemir Bayraktar, Türk mühendislik dünyasında devrim niteliğinde adımlar atan bir lider olarak, hayatı boyunca mühendis zihniyetini yaşamının her alanına entegre eder. Özdemir Bayraktar, İTÜ'den henüz mezun, kabiliyet ve yeteneklerini üst düzey kullanabilen genç bir mühendisken de, hayatının geri kalan kısmında da kendisinin ve milletinin daima kıymetli işler yapabileceğine inanır ve tüm mücadelesini ‘Biz bu işi yaparız.’ cümlesini ispatlamak üzerine kurar. Bayraktar'ın teknik zekâsı, onu yalnızca mühendisliğin değil, aynı zamanda toplumsal kalkınmanın da bir mimarı hâline getirir. Kendisini her zaman bilgiyi yüzeyde bırakmak yerine, derinlemesine araştırma yaparak meselelerin özünü kavrama çabasına adar. Bu disiplinli yaklaşımı, mühendislik projelerinde ve teknolojik yeniliklerde özgün çözümler geliştirmesine olanak tanır. ‘Bu hep böyle yapılmış’ denilen her şeyi sorgular ve kabul edilmiş normlara alternatif yollar arayarak, yeni çözüm önerileri sunar. Özellikle yerli ve milli teknolojinin geliştirilmesinde, Türkiye'nin bağımsızlığını ön planda tutarak, dışa bağımlılığı minimize edecek projelere öncülük eder böylece.”

Bağımsız Türkiye Davasının 'Bayraktar'ı


SEVDA KUŞUN KANADINDA…

Merhum Cem Karaca’nın güçlü sesiyle gönüllere işlenen “Sevda Kuşun Kanadında” şarkısı, Özdemir Bayraktar hakkında hazırlanan belgeselde karşımıza çıktı. Baykar Yönetim Kurulu Selçuk Bayraktar, babası merhum Özdemir Bayraktar ile olan baba-oğul ilişkisini ve Özdemir Bayraktar’ın dünyaya genel bakışını bu şarkının temsil ettiğini anlatıyor. 
Şarkının sözlerini hatırlayalım:
“Sevda kuşun kanadında
Ürkütürsen tutamazsın
Ökse ile sapanla
Vurursun da saramazsın
Hayat sırrının suyunu
Çeşmelerden bulamazsın
Ansızın bir deli çaydan
İçersin de kanamazsın.”

Yazarın Diğer Yazıları