Gazetecilik, kamu adına soru sorma, eleştirme ve kamuoyunu aydınlatma mesleğidir. Gazeteci, bir taraftan şehirde, ülkede, dünyada yaşanan gelişmeleri duyururken bir taraftan da bu gelişmelerin farklı boyutlarını inceler. Gazeteci olması gerekeni yazarak gündeme getirir; vatandaşın taleplerini yazarak duyurur.
Zaman zaman “31 Mart 2024’teki seçimlerden sonra eleştirmeye başladınız” eleştirisini duyuyoruz. Bu eleştiriyi yöneltenler, 60 yıllık gazetenin yaptığı haberleri, hazırladığı sayfaları inceleseler, bu eleştiriyi yöneltmeden önce sanırım iki kez düşünürlerdi.
Gedik Ahmet Paşa İl Halk Kütüphanesi’nin yeni binası gerçekten güzel olmuş.
Afyonkarahisar’da yayınlanan yerel gazetelerin arşivlerine, Kütüphane’nin -1’inci katında, asansörün tam karşısındaki salondan ulaşmak mümkün. Arşive ulaşmakta zorluk çeken kişilere, görevliler yardımcı oluyor zaten.
Ben Gazeteniz Kocatepe’nin arşivinde gezmekten hoşlanırım. O sarı sayfalarda “Hemşehrilerimizi bilgilendirmeliyiz” isteğini hissederim. Gelin bugün 1967 yılına gidelim. Kocatepe Gazetesi kurulalı 2 yıl olmuş.
15 Kasım 1967, manşet şöyle: Belediye asli vazifelerini ne zaman yapacak?
Aradan geçen 57 yılın ardından hâlâ aynı başlığın atılabiliyor olması bir yana, haberin içeriği de dikkate değer:
“Mecidiye Caddesi’nin perişan hâlini gören acaba ilgili yok mu?”
Devam edelim:
“Afyon Belediyesi asli vazifelerini hiç mi hiç yapmıyor. Yapıyor diyen varsa kendisine, bunu ispat ederse müteşekkir kalacağız ve bir daha Belediye hakkında hiç yazı yazmayacağız. Belediye Reisi şimdiden seçim öncesi psikolojisi içinde ne yaptığını bilmiyor. Belediyeyi borçlandırmakla, biraz da perişan hale sokmakla meşgul. Belediye Meclisi Üyeleri hiçbir zaman denetleme vazifelerini yapmıyorlar.
Vali malum, İzmirlilerin arzuları ne ise onu yapmakla meşgul. Sahipsiz belde Afyon.
Çok önce söylenmiş bir söz var Afyon için: Kel dağlar arasında kalmış, bahtı kara kör memleket. Acaba bu sözleri ne zaman yok edeceğiz?
Çok söz var Belediye için söylenecek ama bugün konumuz Mecidiye Caddesi.
Şehrimizde trafiği en ağır cadde Mecidiye Caddesi. Günde asgari 2000 ağır, hafif vasıta geçiyor. Seçim zamanında göstermelik asfalt yapıldı bu caddeye. 3 ay geçmeden cadde berbat bir hal aldı. Temelsiz yol olmaz ki. Keşke parke kalsa, şimdiki hale gelmese idi. Milli servet heder oluyor bu yolda. Arabalar her an parça bırakıp yolda kalabilirler ve bir kazaya sebep olabilirler. Patlayan su borularından çıkan sular da caddeyi her an çamur deryasına çeviriyor.”
“Belediyenin asli vazifeleri arasında geliyor yol yapımı ve yol bakımı. Ama kime anlatıyorsunuz? Kaç defa yazdık. Diğer gazeteler yazdı. Anlaşılan Belediye Reisi ve yardımcıları ‘bize nesi bu işler’ deyip kulak bile vermiyorlar. Asım İzmirli için, Afyonlular ve Afyon hiç oldu. Çünkü herkesçe bilinen dünyalığını yaptı.”
“Yarım asırda hiçbir şey değişmez mi” dediğiniz duyar gibiyim. Ama burada varmamız gereken asıl nokta şu: Gazetecinin eleştirmesinden çekinmemek, rahatsız olmamak lazım. Gazeteci bir konuyu gündeme getiriyorsa, yetkililerin ve yöneticilerin gazetecileri ötelemesi yerine “Biz ne yapabiliriz” diye düşünmeleri daha sağlıklı olur. Eğer gazeteci araştırmadan bir haber ya da köşe yazısı yaptıysa da ilgili gazeteci ya da basın kuruluşuna “işin doğrusu” anlatılabilir.
Afyonkarahisar’ın yetiştirdiği önemli değerlerin arasında yer alan Emekli Vali Kadir Çalışıcı, tam da bahsettiğim yöntemi yıllarca uygulamış. Bir gazeteci idare hakkında eleştirisini yazdığında Çalışıcı haberde yazılan konuyu inceletirmiş. Eğer gazeteci haklıysa eksikliklerin giderilmesi için talimat verirmiş; eğer gazeteci haksızsa gazeteciyi arar konu hakkında bilgilendirme yapar ve “Ben işin hakikatini size aktardım; yazıp yazmamak sizin bileceğiniz iş” dermiş.
Basın İlan Kurumu’nun önceki dönem Genel Müdürleri’nden Mehmet Atalay, Afyonkarahisar’a geldiğinde basın toplantısı yapmıştı. Atalay, yerel gazetecilerin görevinin şehirdeki aksaklıkları da olumlu gelişmeleri de yansıtması olduğunu söylemiş; Basın İlan Kurumu olarak gerçek haberciliği desteklediklerini aktarmıştı.
Eleştiriler, gerçek haberciliğin ayak izlerini takip eder. Bu yolda hatalar da yapılabilir; ama esas olan “hakikat”e ulaşma çabasıdır.
GÜNDEM HAKKINDA YAZMAK…
Türkiye’de gündemi yakalamak zor. Sabah kalktığınızda farklı bir konunun tartışıldığını görüyorsunuz, öğleden sonra farklı, akşam farklı. Gece yatmadan televizyon izlerseniz, sosyal medyaya bakarsanız karşınızda bambaşka gündem konuları buluyorsunuz.
Afyonkarahisar da son dönemde Türkiye’nin “sık gündem deştirme” hızına ortak oldu. Özellikle siyasi partilerin kelime hazinesi geniş ve tartışmakta mahir temsilcileri, yaptıkları açıklamalarla birbirilerine göndermede bulunuyor. Gazeteciler için, bu gönderme ve tartışmaları takip etmek bir taraftan eğlenceli, bir taraftan zor.
Eğlenceli, çünkü kimin kime neden gönderme yaptığını bildiğinizde haberin bağlamını ona göre kuruyorsunuz. Zor; çünkü diyelim ki öğleden sonra başlayan karşılıklı göndermeler, akşam saatlerinde hâlâ devam ediyor. Bu tartışmaya trenine binerseniz, siz de sürüklenip gidiyorsunuz.
Dolayısıyla gündem hakkında ne yazsak, “geride kalanı” yazabiliyoruz ancak. Derinlemesine tahlil yapacak fırsat bulmaya çalışırken hiç akla hayale gelmeyen gündem başlıklarıyla karşılaşıyoruz.
Gündemi takip etmeye çalışanlar, bir koşucu kadar hızlı olmalı. Kanaatimce gazeteci, gündem oluşturduktan sonra bir de yaşananları tahlil edecek bilgi ve belgeye ulaşma gayretinde olmalı.
“Gündem” konusunda daha çok yazarız kısmetse.
Sözü Gazeteci Mustafa Balbay’dan alışık olduğumuz şekilde kelime oyunuyla bağlayalım.
“Gündemi yazarken en çok yazdığımız başlık: Gün-DEM”