21 Temmuz 2012 Cumartesi 03:00:00
Beyyazı beldesinde meydana gelen olayları televizyonlardan izlemişsinizdir. Televizyonların “pek” sevdiği görüntüler meydana geldi çünkü. Taş ocaklarına alternatif yolun açılmamasını isteyen Beyyazılı vatandaşların eyleminde ortalık bir anda savaş alanına döndü. Biber gazı, alevler, dumanlar, alevler, itiş kakış… Yaşanan manzaralar hiç de hoş değildi.
Bir eylem böyle anlatılmaz ama, orada ne olduğunu hayal edebilesiniz diye bunları yazdım. Beyyazı’da 19 Temmuz 2012’de nelerin yaşandığına dair izlenimlerimi aktarmak isterim:
Taş ocaklarına doğru yapılan yolda sürdürülen çalışma için yoğun güvenlik önlemi alınmıştı. İş makineleri polis bariyerlerinin içinde görev yapıyordu.
Beyyazı halkının bulunduğu yerde de uzaktan ip gibi görünen polis ve jandarmalar bulunuyordu. Birtakım olayların yaşanacağı belliydi. Zira, bir önceki eylemde saldırıya uğrayan televizyon ekibinden olup olmadığımız soruldu eylem alanına girişimizde. Çalıştığımız kurumları belirttikten sonra herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın eylem alanına girdik.
Eylem alanı, tepelik bir mekan. Taş ocağına gidecek yol da tepeye yakın bir yerden geçiriliyor. Alanın tepe kısmında kalan gazeteci arkadaşlarımız, Anadolu Ajansı Afyonkarahisar Sorumlusu Serdar Yılmaz, İhlas Haber Ajansı İl Temsilcisi Ali Kemal Akan ve beni uyardılar:
“Aşağıya inmeyin. Biber gazlı müdahale olacak. Arada kalmayın.”
Baktık ki ortalık sakin ve ajansların istediği haberde mutlaka röportaj yer almalı.. Beyyazı halkının bariyerlere karşı oturma eylemini sürdürdüğü yere indik. Belde halkının görüşlerini dinledik, kameraya kaydettik.
Gazeteci arkadaşlarımızın yanı sıra Beyyazılı bazı vatandaşlar da bizi uyardı:
“Sert müdahale olursa, tepedeki otluk alanları ateşe vereceğiz. Kendinize dikkat edin.”
Bazı Beyyazılılar ise basın kuruluşlarına tepkiliydi:
-Çekersiniz, çekersiniz. Yayınlamazsınız. Yürek var mı sizde?
Cevabımız gecikmedi tabii ki:
-Abi, küfür dışında her şeyi yayınlarız…
Gülüştük. Bir de hatırlattık:
-Aslında biz değil, bizim bağlı bulunduğumuz bölge temsilcilikleri karar verir hangi görüntülerin yayınlanıp yayınlanmayacağına. Bilginiz olsun…
***
Sonra tepelik alana çıktık tekrar. Polis, kararlıydı, müdahale edilecekti. Peki ama jandarma bölgesinde polis neden görev yapıyordu? Polis de jandarma da Valilik makamına bağlı olduğu için, Valilik, “güvenlik” gerekçesiyle böyle tedbirler alabiliyormuş. Beyyazı’daki “gazlı” hazırlık da “güvenlik tedbirleri”nin sonucuymuş.
***
Eylem alanı sıcaktı. Beyyazı halkının da güvenlik güçlerinin de sinirleri, dakikalar geçtikçe gerilmişti. İş makinelerinin çalışma alanı bariyerlerle genişletilmeye çalışılınca halk, tepki gösterdi. Vatandaşların çoğu, yine oturuyordu. Birkaç kişi taş atmak istedi, ama onları da yine halk “Polis, asker bizim evladımız. Onlara taş atmayalım” diyerek uyardı.
Uyardı uyarmasına ama, “gazlı” müdahale de gecikmedi. Zaten “film” müdahaleden sonra koptu.
***
Olaylarda, tarafların hatalarını masaya yatırmamız gerekiyor. Zira Beyyazı’da halkın ve güvenlik güçlerinin gösterdiği şiddetin giderek arttığına şahit oluyoruz.
BEYYAZI HALKI: Hukuki yollara başvursalar kazanabilecekleri bir süreçte, taşlarla, saldırılarla gündeme geldiler. Basın kuruluşlarından sansüründen ya da değişik tutumlarından dert yansalar da vatandaşların her zaman sakin olması gerekir. Oturma eylemi gibi masumca başlayan bir eylemde güvenlik güçlerine taş atılması, bazı güvenlik güçleri elemanlarının yaralanması kabul edilemez. Ayrıca, “Ekinlerimiz zarar görüyor” iddiasıyla yola çıkılan eylemde, müdahalenin ardından bazı otlak alanların ateşe verilmesi, oradaki canlıların da yok edilmesi tezat oluşturdu. Taş ocaklarından zarar görüldüyse, uzun soluklu ve başarı kazanacak eylemler, tedbirler ve mutlaka hukuki süreçlerin planlaması yapılmalı.
GÜVENLİK GÜÇLERİ: Güvenlik güçleri “müdahale” talimatını uygulamakta neden bu kadar aceleci davrandı, anlaşılır değil. Kalabalığın üstüne ardı ardına gaz bombası ile saldırılması, Beyyazı halkının potansiyel terörist olarak kabul edildiği izlenimine neden oldu. Dikkat edilirse ve görüntüler iyice izlenirse, biber gazlı müdahaleye kadar herkesin sakin bir noktada buluşabildiğinin farkına varılabilir. Ayrıca “yakalanan” şüphelilere uygulanan muamelenin de öyle çok “çağdaş” olduğu söylenemez. Beyyazı Belediye Başkanı Hasan Kocatepe’nin yere yatırılıp adeta darp edilmesi konusunda yetkililer ne düşünüyor, çok merak ediyorum. Bazı tarlaların gaz bombası nedeniyle zarar gördüğü hatta bazı amirlerin “Ekinlerin içine atmayın” şeklinde uyarıda bulundukları da aşikâr.
İL YÖNETİCİLERİ: İl yöneticileri, ne yazık ki “Sulh” yolunu tercih etmiyor. Susuz’a gidilip “Beyyazılılar terörist” denildiği, Beyyazı’da dilden dile dolaşıyor. Bu söylemin şahitlerinin olduğu belirtiliyor. Ayrıca hatırlarsınız, bir protestodan sonra Valilik’te Beyyazı halkı ile bir toplantı yapıldı. Orada da sulh istenip istenmediğini bilmiyoruz. Zira basın mensupları, toplantıya sokulmamış, içeride ne konuşulduğu da kamuoyuna yansıtılmamıştı. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 12 Haziran 2011’deki genel seçimlerden önce Beyyazı’ya gitmiş ve projelerini anlatmıştı. O zaman sadece bir kişi, bağırarak ama hakaret etmeyerek taş ocağındaki sorunları gündeme getirmiş, Eroğlu da sorunla ilgileneceğini söylemişti. Aynı hareketi, ildeki yöneticiler de yapmalı. Beyyazı’ya gidip bir kahvede toplantı düzenlenmeli. Devletin halka karşı durmadığı, aksine halkın refahını sağlamakla yükümlü bir kurum olduğu belirtilmeli.
***
Tabii konu Beyyazı’dan açılmışken vatandaşlar ve taş ocağı işleten firmanın görüşlerini de yazmak gerekiyor.
BELDEDEKİ VATANDAŞLAR: “Burada taş ocağı işletilmeye başlandıktan sonra Avrupa’ya gönderdiğimiz ürünler, geri dönmeye başladı. Verimlilik düştü. Patlamalar nedeniyle evlerimizde çatlaklar meydana geldi, hayvanlarımız yavrularını attı. Biz taş ocağının çalışması nedeniyle zarara uğradık. Patlamalar, olması gerekenden çok daha fazla şiddette gerçekleştiriliyor. Yıllarca yol yapılmasını istedik. Ama taş ocağını işleten şirket çalışsın diye tarlalarımızdan yol geçirmeye başladılar. Yol yapılırken de bizim tarlalarımız zarar görüyor. Sesimizi kimse duymuyor.”
ŞİRKET YETKİLİLERİ: “Biz, Beyyazı’daki taş ocağını, ilgili tüm kurumların ‘olur’ raporlarıyla çalışmaya başladık. Ürünlerin zarar gördüğü söyleniyor ama, bizim çalışmalarımız denetlendi. Patlamaların olması gereken şiddetin de altında olduğu saptandı. Şirket olarak oradaki ocağı işletemememiz nedeniyle 5 milyon lirayı aşkın zararımız oldu. Bizim zararımız, devlete de büyük bir meblağ ile vergi kaybı olarak yansıdı. Biz, kredilerle şimdiye kadar şirketimizi ayakta tuttuk. Beyyazılı vatandaşlarla bir sorunumuz yok. Hatta, eğer hukuka başvuracaklarsa en iyi avukatla anlaşsınlar. Avukat parasını şirket olarak karşılayalım. Eğer orada işletmemizi sürdürebilirsek, taş ocağının yanında badem ormanı kurmak istiyoruz.”
Beyyazı beldesinde meydana gelen olayları televizyonlardan izlemişsinizdir. Televizyonların “pek” sevdiği görüntüler meydana geldi çünkü. Taş ocaklarına alternatif yolun açılmamasını isteyen Beyyazılı vatandaşların eyleminde ortalık bir anda savaş alanına döndü. Biber gazı, alevler, dumanlar, alevler, itiş kakış… Yaşanan manzaralar hiç de hoş değildi.
Bir eylem böyle anlatılmaz ama, orada ne olduğunu hayal edebilesiniz diye bunları yazdım. Beyyazı’da 19 Temmuz 2012’de nelerin yaşandığına dair izlenimlerimi aktarmak isterim:
Taş ocaklarına doğru yapılan yolda sürdürülen çalışma için yoğun güvenlik önlemi alınmıştı. İş makineleri polis bariyerlerinin içinde görev yapıyordu.
Beyyazı halkının bulunduğu yerde de uzaktan ip gibi görünen polis ve jandarmalar bulunuyordu. Birtakım olayların yaşanacağı belliydi. Zira, bir önceki eylemde saldırıya uğrayan televizyon ekibinden olup olmadığımız soruldu eylem alanına girişimizde. Çalıştığımız kurumları belirttikten sonra herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın eylem alanına girdik.
Eylem alanı, tepelik bir mekan. Taş ocağına gidecek yol da tepeye yakın bir yerden geçiriliyor. Alanın tepe kısmında kalan gazeteci arkadaşlarımız, Anadolu Ajansı Afyonkarahisar Sorumlusu Serdar Yılmaz, İhlas Haber Ajansı İl Temsilcisi Ali Kemal Akan ve beni uyardılar:
“Aşağıya inmeyin. Biber gazlı müdahale olacak. Arada kalmayın.”
Baktık ki ortalık sakin ve ajansların istediği haberde mutlaka röportaj yer almalı.. Beyyazı halkının bariyerlere karşı oturma eylemini sürdürdüğü yere indik. Belde halkının görüşlerini dinledik, kameraya kaydettik.
Gazeteci arkadaşlarımızın yanı sıra Beyyazılı bazı vatandaşlar da bizi uyardı:
“Sert müdahale olursa, tepedeki otluk alanları ateşe vereceğiz. Kendinize dikkat edin.”
Bazı Beyyazılılar ise basın kuruluşlarına tepkiliydi:
-Çekersiniz, çekersiniz. Yayınlamazsınız. Yürek var mı sizde?
Cevabımız gecikmedi tabii ki:
-Abi, küfür dışında her şeyi yayınlarız…
Gülüştük. Bir de hatırlattık:
-Aslında biz değil, bizim bağlı bulunduğumuz bölge temsilcilikleri karar verir hangi görüntülerin yayınlanıp yayınlanmayacağına. Bilginiz olsun…
***
Sonra tepelik alana çıktık tekrar. Polis, kararlıydı, müdahale edilecekti. Peki ama jandarma bölgesinde polis neden görev yapıyordu? Polis de jandarma da Valilik makamına bağlı olduğu için, Valilik, “güvenlik” gerekçesiyle böyle tedbirler alabiliyormuş. Beyyazı’daki “gazlı” hazırlık da “güvenlik tedbirleri”nin sonucuymuş.
***
Eylem alanı sıcaktı. Beyyazı halkının da güvenlik güçlerinin de sinirleri, dakikalar geçtikçe gerilmişti. İş makinelerinin çalışma alanı bariyerlerle genişletilmeye çalışılınca halk, tepki gösterdi. Vatandaşların çoğu, yine oturuyordu. Birkaç kişi taş atmak istedi, ama onları da yine halk “Polis, asker bizim evladımız. Onlara taş atmayalım” diyerek uyardı.
Uyardı uyarmasına ama, “gazlı” müdahale de gecikmedi. Zaten “film” müdahaleden sonra koptu.
***
Olaylarda, tarafların hatalarını masaya yatırmamız gerekiyor. Zira Beyyazı’da halkın ve güvenlik güçlerinin gösterdiği şiddetin giderek arttığına şahit oluyoruz.
BEYYAZI HALKI: Hukuki yollara başvursalar kazanabilecekleri bir süreçte, taşlarla, saldırılarla gündeme geldiler. Basın kuruluşlarından sansüründen ya da değişik tutumlarından dert yansalar da vatandaşların her zaman sakin olması gerekir. Oturma eylemi gibi masumca başlayan bir eylemde güvenlik güçlerine taş atılması, bazı güvenlik güçleri elemanlarının yaralanması kabul edilemez. Ayrıca, “Ekinlerimiz zarar görüyor” iddiasıyla yola çıkılan eylemde, müdahalenin ardından bazı otlak alanların ateşe verilmesi, oradaki canlıların da yok edilmesi tezat oluşturdu. Taş ocaklarından zarar görüldüyse, uzun soluklu ve başarı kazanacak eylemler, tedbirler ve mutlaka hukuki süreçlerin planlaması yapılmalı.
GÜVENLİK GÜÇLERİ: Güvenlik güçleri “müdahale” talimatını uygulamakta neden bu kadar aceleci davrandı, anlaşılır değil. Kalabalığın üstüne ardı ardına gaz bombası ile saldırılması, Beyyazı halkının potansiyel terörist olarak kabul edildiği izlenimine neden oldu. Dikkat edilirse ve görüntüler iyice izlenirse, biber gazlı müdahaleye kadar herkesin sakin bir noktada buluşabildiğinin farkına varılabilir. Ayrıca “yakalanan” şüphelilere uygulanan muamelenin de öyle çok “çağdaş” olduğu söylenemez. Beyyazı Belediye Başkanı Hasan Kocatepe’nin yere yatırılıp adeta darp edilmesi konusunda yetkililer ne düşünüyor, çok merak ediyorum. Bazı tarlaların gaz bombası nedeniyle zarar gördüğü hatta bazı amirlerin “Ekinlerin içine atmayın” şeklinde uyarıda bulundukları da aşikâr.
İL YÖNETİCİLERİ: İl yöneticileri, ne yazık ki “Sulh” yolunu tercih etmiyor. Susuz’a gidilip “Beyyazılılar terörist” denildiği, Beyyazı’da dilden dile dolaşıyor. Bu söylemin şahitlerinin olduğu belirtiliyor. Ayrıca hatırlarsınız, bir protestodan sonra Valilik’te Beyyazı halkı ile bir toplantı yapıldı. Orada da sulh istenip istenmediğini bilmiyoruz. Zira basın mensupları, toplantıya sokulmamış, içeride ne konuşulduğu da kamuoyuna yansıtılmamıştı. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 12 Haziran 2011’deki genel seçimlerden önce Beyyazı’ya gitmiş ve projelerini anlatmıştı. O zaman sadece bir kişi, bağırarak ama hakaret etmeyerek taş ocağındaki sorunları gündeme getirmiş, Eroğlu da sorunla ilgileneceğini söylemişti. Aynı hareketi, ildeki yöneticiler de yapmalı. Beyyazı’ya gidip bir kahvede toplantı düzenlenmeli. Devletin halka karşı durmadığı, aksine halkın refahını sağlamakla yükümlü bir kurum olduğu belirtilmeli.
***
Tabii konu Beyyazı’dan açılmışken vatandaşlar ve taş ocağı işleten firmanın görüşlerini de yazmak gerekiyor.
BELDEDEKİ VATANDAŞLAR: “Burada taş ocağı işletilmeye başlandıktan sonra Avrupa’ya gönderdiğimiz ürünler, geri dönmeye başladı. Verimlilik düştü. Patlamalar nedeniyle evlerimizde çatlaklar meydana geldi, hayvanlarımız yavrularını attı. Biz taş ocağının çalışması nedeniyle zarara uğradık. Patlamalar, olması gerekenden çok daha fazla şiddette gerçekleştiriliyor. Yıllarca yol yapılmasını istedik. Ama taş ocağını işleten şirket çalışsın diye tarlalarımızdan yol geçirmeye başladılar. Yol yapılırken de bizim tarlalarımız zarar görüyor. Sesimizi kimse duymuyor.”
ŞİRKET YETKİLİLERİ: “Biz, Beyyazı’daki taş ocağını, ilgili tüm kurumların ‘olur’ raporlarıyla çalışmaya başladık. Ürünlerin zarar gördüğü söyleniyor ama, bizim çalışmalarımız denetlendi. Patlamaların olması gereken şiddetin de altında olduğu saptandı. Şirket olarak oradaki ocağı işletemememiz nedeniyle 5 milyon lirayı aşkın zararımız oldu. Bizim zararımız, devlete de büyük bir meblağ ile vergi kaybı olarak yansıdı. Biz, kredilerle şimdiye kadar şirketimizi ayakta tuttuk. Beyyazılı vatandaşlarla bir sorunumuz yok. Hatta, eğer hukuka başvuracaklarsa en iyi avukatla anlaşsınlar. Avukat parasını şirket olarak karşılayalım. Eğer orada işletmemizi sürdürebilirsek, taş ocağının yanında badem ormanı kurmak istiyoruz.”