Bir, günlük hayatımızda çoğu kez dikkate almadığımız rakam.
Alalade belgisiz sıfat, ya da zamir muamelesi yaparız genellikle.
Herbir, herhangi bir, hiçbir, bir adam, birisi… Cümlenin gelişine göre.
Hal, hatır sormayız bir’e. Olsa da hoş deriz, olmasa da hoş… Zira yanına bol sıfırları alan, söylerken ağız dolduran rakamlarladır işimiz. 5 mesela, 6, 7, 8, 9… Bunlar varken bir’in esamisi okunmaz elbette.
Burada ilginç olan, bir’den önce gelen sıfırın, bir’den büyük rakamlara yarenlik edip bir’i solda sıfır bırakmasıdır.
Oysa alışılagelen tanımlara, umut cümlelerine bakarsak, en büyük yolculuklar küçük bir adımla başlar. Bir cümleyle ile başlar selamlaşmak.
O eski şarkıda söylendiği gibi, bir dakikada olup bitiverir her şey.
Hem ne hükmü var ki bir olmadan 8’in, 9’un… Aslına bakılırsa, hangi sayısı söylüyorsak o kadar bir’imiz vardır, bunun aksini söyleyebilir miyiz?
Hem ‘hepimiz bir’imiz, bir’imiz hepimiz içindir’ diye sloganlaştırmadık mı bir’lik ve beraberliğimizi?
Bir hep önemlidir.
Afyonkarahisar’ın milletvekili sayısını, partileri düşünelim. Milletvekili sayımız 7 tane bir’den 5 tane bir’e düşünce içimiz burulmadı mı? Bir artı bir milletvekili sayısı, ‘Acaba küçülüyor muyuz, göç mü veri-yoruz” sorularına neden olmadı mı?
Adalet ve Kalkınma Partisi 3 tane bir’e eşit milletvekili çıkardı. Partide seçim gecesi hüzün hakimdi. Bir tane da milletvekili çıkartsaydı AK Parti, sevinmeyecek miydi? “Yazımız bir, kışımız bir” şarkısı da yapılmıştı oysa.
Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi de öyle. Bir’er milletvekili çıkardılar, yetti mi yetmedi. Bir’er tane daha çıkarsalardı eminim mutlulukları artacaktı.
Siyasette bir çok önemli.
Ya o görmezden geldiğimiz günlük hayatımızda?
Dolmuşa bindiniz. Bir lira karşılığında, yolculuk hizmeti alabilirsiniz. Bir liranız yoksa o hizmeti almanız mümkün değil.
Mağazaya girdiniz. “Bir alana bir bedava” yazısını gördünüz. Bir artı bir alışverişini yaptınız. Kasaya geldiniz, içinde bir liranın da bulunduğu küsuratı çıkaramadınız cebinizden. Öylece kaldınız.
Sevgiliniz, eşiniz oldu. “Bir tek” dediniz, “Bir tek sen varsın.” Çünkü günümüzde kimse Muhteşem Yüzyıl dizisindeki gibi yaşamıyor ve doğal olarak da “iki”lik, kabul edilmiyor.
Yakınınız rahatsızlandı. Bir demet çiçek aldınız, ziyarete giderken.
Öğrencisiniz. Devam ettiğiniz okul ve dershane, her sınavdan sonra pankart ya da bez afişlerle duyuruyor sınavın bir’incisini. Siz bazen gıpta ediyor, bazen kıskanıyor, bazen de sıkılıyorsunuz. Nihayetinde üzerinizde baskı hissediyorsunuz. Çünkü o pankart ya da bez afişteki bir’inci olmak, gerçekten zor. Ve bilirsiniz ki o bir’incinin reklamı yapılacaktır her yerde.
İş ararsınız, bir kişi alacaklardır.
Oyun oynayacaksınız, takımları oluşturmak için bir’er kişiye ihtiyacınız vardır.
Çocuksanız, uzun ve yorucu bir geziden sonra gördüğünüz çeşmeye koşarsınız, arkadaşlarınızdan önce:
-Bir’im, çeşmeye ben önce geldim…
Eylemciyseniz, eyleme katılımı güçlendirmek için “Sen yoksan, bir eksiğiz” diyen bildiriler dağıtırsınız sokak ortasında.
Bir’den kızıp, bir’ebir mücadele edersiniz, karşıtlarınızla.
Siyasetçiyseniz, “Bir oy, bir oydur, sandığa gidin” dersiniz vatandaşa.
Hem milletvekili emeklisi olmak için de bir sayısı çok önemli.
Bir artı bir yıl sonra emekli olacağınız için, ikinci bir yılın bir an önce geçmesini istersiniz.
O büyük zamanlar içinde bir’in kıymeti yok gibi gelir.
Halbuki öyle değil bence.
Bir, bazen en büyük rakamdır.
O bir’in olmadığında, gönüldeki boşlukta anlaşılır bir’in değeri.
Hele, tam bir yıl olmuşsa gideli…