Murat Arısoy

Biz Bodrum'u Bilirdik… Side'ye De Afyonlu Eli Değmiş

Murat Arısoy

Siz bakmayın Amerikan menşeili televizyon kanallarının Şakir Paşa Ailesi üzerinden reyting kotarmak için yayınladığı dizilere… Osmanlı İmparatorluğu’nun ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin örnek ve mümtaz ailelerinden biri Şakir Paşa Ailesi. Osmanlı İmparatorluğu’nda Sultan 2’nci Abdülhamid döneminde devletin önemli görevlerine getirilmiş Cevat Paşa ve Şakir Paşa bir tarafta, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra kendi alanlarında önemli yer edinmiş sanatçıları diğer tarafta. 

Biz Bodrum'u Bilirdik… Side'ye De Afyonlu Eli Değmiş

Gazeteniz Kocatepe’de İrfan Ünver Nasrattınoğlu, Gazete 3’te Atatürkçü Düşünce Derneği Afyonkarahisar Şube Başkanı Veli Cengiz, Şakir Paşa Ailesi’nin Afyonkarahisar bağını yazmışlardı. Ben de 2014 yılında Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Bodrum’u Bodrum yapan kişi olduğunu hatırlatacak bir yazı yazmıştım. Buradan hareketle 2024’te de Afyonkarahisar’da Cevat Şakir Edebiyat Günleri etkinliği düzenlenmesini önermiştim; önerimi bu vesile ile bir kez daha gündeme getirmek isterim. 

Bodrumluların her yıl özel olarak andıkları, bununla birlikte her an her yerde fotoğraflarını, büstlerini, eserlerini görebilecek kadar saygı duydukları Cevat Şakir Kabağaçlı’nın memleketinde sanat ve kültürle anılması, Afyonkarahisar’ı bu alanda öne çıkaracaktır. 

Ailenin Afyonkarahisar bağını, sosyal medya üzerinden iletişim kurduğum, Cevat Şakir Kabağaçlı’nın torunu, Sina Kabaağaç’ın oğlu Deniz Kabaağaç’a sormuştum. Deniz Bey de ailenin Afyonkarahisar ile bağını doğrulamıştı. 

Ailenin sanatçı üyelerinden Şirin Devrim’in “Şakir Paşa Ailesi-Harika Çılgınlar Kitap” isimli kitabında da bu konuya üstünkörü değinilmiş:

“Anne tarafım olan Şakir Paşa ailesinin ilk kayıtlarını 11. yüzyılın başlarında buldum. Antalya civarında, Elmalı denilen bölgede yaşarlarmış. Sonradan, ailede kuşaktan kuşağa aktarılan bilgilere göre, oradan kalkıp, manda arabalarıyla, Orta Anadolu'da, Kabaağaç köyüne yerleşmişler. Ora halkı her ne kadar onları, ‘Buraya yerleşmeyin, toprağı çok taşlıdır, ekip biçemezsiniz’ diye daha ötelere göndermeye çalışmışsa da, dedelerim, ‘İstediği kadar kötü olsun, biz bu toprakları ekip biçmek için bir düzine öküzü bile gözden çıkarırız’ deyip orada kalmışlar. Bugün hâlâ ailemizden biri inatçılık ettiğinde, yanındakiler, ‘Bir düzine öküzü unutma, onu hiçbir şey caydıramaz’ diye takılırlar. Kabaağaçlı denilen bu aile sonradan Afyon civarına gelmiş ve yüzyıllarca medreseler kurup oralarda dine, ilme hizmet etmiş. Çoğu bilgin ve hocaymış. Hele tasavvuf ehli dedelerimden biri uzun yıllar bir hücrede yaşamış.”

Aynı kitapta Antalya’nın Manavgat ilçesinde bulunan Side’nin Suat Şakir ve eşi tarafından nasıl “ihya” edildiği de yazılmış. 1960’lı yıllarda Side’ye yerleşen Suat Şakir ve eşi Mizou, Pamfilya Restoran’ı adeta uluslararası bir merkez hâline getiriyor; hatta İtalya’nın otomotiv devi FIAT’ın o dönemki Yönetim Kurulu Başkanı Giovanni Agnelli’yi bile ağırlıyor. 

Gelin bu konuyu da Şirin Devrim’den okuyalım:

Nasıl ağabeyi Cevat birkaç yıl önce Bodrum'u Türkiye'ye ve dünyaya tanıttıysa, Suat dayımın da masası uluslararası bir buluşma yeri olmuş, keskin zekâsı, esprisi, kişiliği ve tatlı sohbetiyle, Side denilen yere, Türkiye ve dünya haritasında önem kazandırmıştı. Suat dayımla Mizu yengem ömürlerinin sonuna kadar Side'de yaşadılar. Şimdi ikisi de köyün mezarlığında yan yana yatıyorlar.”

Bugün “turizm” denilince akla gelen bölgeler arasında olan Bodrum’un ve Side’nin tanıtım ve gelişim süreçlerindeki Afyonluların rolünden hareketle kendimize bir pay çıkarmak gerekirse şunu demek gerekir:

İnanarak ve kendini adayarak çıkılan her yolda, yolu açan kişi mutlaka hatırlanır, güzel dileklerle yâd edilir. 

 

 

İNEBAHTI SAVAŞI’NA KATILAN BİR AFYONLU

Biz Bodrum'u Bilirdik… Side'ye De Afyonlu Eli Değmiş

Afyon Kocatepe Üniversitesi Afyon Meslek Yüksekokulu Pazarlama ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Öğretim Görevlisi Türker Göksel ile tanışıklığımız 15 yıldır devam ediyor. Ancak son 10 yılda Türker Hoca, bir Çoban Yıldızı gibi bana yol göstermiştir. Fikir verir, önerir, eleştirir. “Türker Hoca bir şey dediyse doğrudur” diye düşünür; yolumu öyle tayin ederim.  

Bir gün Türker Hoca aradı, “Murat yazılarını okuyorum; siyaset insanı yorar. Bizim senden beklediğimiz yarınlara iz bırakacak yazılardır” dedi. Telefon görüşmemizin ardından da şimdi Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı olan Prof. Dr. İbrahim Kalın’ın “Ben, Öteki ve Ötesi” kitabından bir bölüm gönderdi. Türker Hoca, “Afyonkarahisar’ın değerlerini tanıtman gerek” demişti. Hoca’nın gönderdiği bölümden yaptığım alıntıyı sizlerle paylaşıyorum:

“1513-14'te Afyonkarahisar'da dünyaya gelen Mahmud, Şehzade Selim'in maiyetine girdikten sonra devlet kademelerinde yükselmiş ve ahkâm-ı şer'iyye kâtibi, divan kâtibi, müteferrika, elçi ve defterdar gibi çeşitli görevler üstlenmiştir. Şiire olan merakı ve kabiliyeti genç yaşlarda kendini göstermiş ve ‘Hindî’ mahlasını ona bizzat Şehzade Selim tavsiye etmiştir. 1571'de İnebahtı Savaşı için Osmanlı donanmasına katılan Hindî Mahmud, burada esir düşerek 1575 yılında Sultan III. Murad'ın Papa XIII. Gregori ile yaptığı esir mübadelesi anlaşması neticesinde tekrar özgürlüğüne kavuşmuştur. Mahmud, esaret yıllarını, bize ancak natamam olarak ulaşmış olan Sergüzeştnâme-i Hindi Mahmûd adlı manzum günlüğünde detaylı bir şekilde ve sanatkârâne bir dille anlatır. Müteferrika olduktan sonra İnebahtı Savaşı'na katılan Mahmud, mihnet kapılarının da kendisi için o gün açıldığını söyler: Müteferrika oldun vahdet içün/Bana açıldı kapu mihnet içün.”

 

GÖMÜ’YE DAİR BİR HİKÂYE

Biz Bodrum'u Bilirdik… Side'ye De Afyonlu Eli Değmiş

Yine Türker Hoca’nın dikkatini çeken başka bir kitapla devam edelim. Türker Hoca bir gün de Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider” isimli eserinden bir bölüm gönderdi ki okuduğum zaman çok etkilendim. Bir baba, anne ve oğlun yolculuklarını anlatan ilgili bölümde, baba Köroğlu Beli’ni geçtikten sonra otomobili süren oğluna “Yavaş geç, burası Gömü” diyor. Oğul bu durumu anlamıyor fakat merak da ediyor…. Baba bu sefer başlıyor anlatmaya:

“İki yıl evvel karakış nasıl bastırmıştı hatırlarsın, dedi gözlerini yoldan ayırmadan; neredeyse saat başı, kötü kötü haberler geliyordu memleketin her tarafından. Kopan çığların, kapanan yolların, iptal edilen uçak seferlerinin, irtibat kurulamayan köylerin ve yolda belde mahsur kalanların haddi hesabı yoktu. Bunların Gömü'yle ne ilgisi var, dedim. İşte o karakış bastırdığında, diye devam etti babam; televizyonun verdiği akşam haberlerinde gördüm ben Gömü'yü. Üzerinden geçtiğimiz şu yolda bir sürü araba mahsur kalmıştı, kamyonlar, TIR'lar, otobüsler ve otomobiller yarı bellerine kadar kara gömülü vaziyette, peş peşe, öylece bekliyorlardı. İnsanlar çaresizlikten, avuçlarının içine hohluyordu camlarda; titremekten bir hâl olmuş, çeşit çeşit yüzlerce insan. Aralarında çocuklar, hatta henüz memeden kesilmemiş ufacık bebeler de var tabii... İşte o vakit bu Gömü'nün ahalisi hep birlikte ellerinde battaniyelerle, çeşitli yiyeceklerle arabalara doğru koştu karların içinden. Kamyonculara, otobüs yolcularına yiyecek verdiler, çay dağıttılar o soğukta. Durdu babam, son cümleyi söylerken sesinin rengi değişmişti; öne doğru eğilip boynunu uzatarak yutkunmaya çalıştı ama yutkunamadı ve birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben o sırada ne yapacağımı bilemedim. Len Müslüman, durduk yerde niye ağlıyorsun sen, dedi annem arka koltuktan; kendi derdimiz bize yetmiyor mu? Yolda kalanlara yiyecek vermişler, çay dağıtmışlar işte, ne var bunda ağlayacak? Yahu, dedi babam hıçkırıklarının arasından; o insanların yüzleri var ya yüzleri, dağıttıkları çaydan daha sıcaktı. Annem bir şey demedi. Daha sonra, güçbelâ kendini toparladı babam. Ardından da, ellerinin tersiyle gözlerini silip aniden bana baktı. Gömü başkadır, dedi titrek bir sesle; onun için sen sen ol, buraya geldiğinde daima yavaş geç.”

 

VELİ HOCA’YI AĞLATAN ŞİİR

Biz Bodrum'u Bilirdik… Side'ye De Afyonlu Eli Değmiş

Atatürkçü Düşünce Derneği Afyonkarahisar Şube Başkanı Veli Cengiz, bu yıl Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın tavsiyesi ve destekleri ile Etem Tem Ulusal Fotoğraf Yarışması Sergisi’nin Samsun, Erzurum, Sivas ve Ankara’da açılacağını basın toplantısıyla duyurdu. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs’ta Milli Mücadele’yi başlatmak için çıktığı şehir, bağımsızlığımızın simgesi olan Samsun, Milli Mücadele için ilk iki büyük kongrenin düzenlendiği Erzurum ve Sivas, ayrıca 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasının ardından Milli Mücadele’nin yönetim merkezi ve başkentimiz Ankara…

Kocatepe’deki o efsane fotoğrafı çeken Etem Tem’in Türkiye genelinde tanınmasını sağlayacak daha güzel bir fikir olamazdı…

Veli Hoca, basın açıklamasını yaparken 2024 yılında yarışmanın yol kazasına uğradığını, ama merhum Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal Paşa’nın Kağnısı” şiirinde Elif’in yaptığı gibi bu yoldan vazgeçmediklerini anlatırken duygulandı, gözyaşı döktü. 

Veli Hoca’yı duygulandıran şiiri paylaşmak istedim:

“Yediyordu Elif kağnısını,

Kara geceden geceden.

Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,

Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,

İnliyordu dağın ardı, yasla,

Her bir heceden heceden.

Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına

Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.

Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,

Nam salmıştı asker içinde.

Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,

Doğrulmuştu yola önceden önceden.

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,

Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,

Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,

Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,

Gecenin ulu ağırlığına karşı,

Hafifletir, inceden inceden.

İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında

Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri,

Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim;

Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.

Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,

Niceden, niceden.

Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,

Nazar mı değdi göklerden, ne?

Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez,

Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur

Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı.

Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden

Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,

Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.

Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,

Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.

Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,

Düşerim gerilere, iyceden iyceden.

Kocabaş yığıldı çamura,

Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,

Örtüldü gözleri örtüldü hep.

Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım,

Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,

Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.”

Yazarın Diğer Yazıları