Murat Arısoy

'Bizim Mutfağımızda Önce İnsan Pişer'

Murat Arısoy

2024 MasterChef yarışmacısı Şef Nigar Akyıldız'ın Kanal 3’te yayınlanan Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Yiğitbaşı ile röportajında, dikkatlerimizi yoğunlaştırmamız gereken bir cümle sarf etti Vali Yiğitbaşı:

“Bizim mutfağımızda önce insan pişer.” 

Bu slogan, 2022 yılında düzenlenen 4. Uluslararası GastroAfyon Turizm ve Lezzet Festivali’nin ana sloganıydı… Vali Yiğitbaşı’nın, Afyonkarahisar’daki ilk görev yılında belirlenen bu sloganı yeniden bizlere hatırlatması, aslında şehrin manevi iklimi ile ilgili. 

Malum olduğu üzere Afyonkarahisar, Sultan Divânî Mehmet Çelebi Hazretleri’nin doğduğu, Mevlevilik’i yeniden ayağa kaldırdığı şehir. Sultan Divânî Hazretleri, Afyonkarahisar haricinde de pek çok memlekette Mevlevilik geleneğinin yeşermesini sağladığı için “ikinci kurucu” unvanını almış. 

“Bizim mutfağımızda önce insan pişer” sıradan, gelip geçici bir cümle değil. Bir dönem Sultan Divânî Mevlevihane Müze Müdürlüğü görevini üstlenen Lokman Derya Solmaz tarafından hazırlanan kitapçıkta, mutfak ve Mevlevilik arasındaki bağ, dikkat çekici şekilde anlatılıyor. 

Lokman Derya Solmaz Hoca’nın dilinden bu konuyu aktaralım:

“Aşçı Dede, dergâhtaki en önemli şahıslardandır. Aşcı Dede, manevi rehberdir. Onun rehberliğinde Canlar, kendilerini eğitirler. Aslında matbahta (mutfakta) pişen, ham olan insandır. Matbâh (yemek pişirilen yer) ‘hamdım, piştim, yandım’ sürecinin tamamlandığı mekândır. Hatta Şeyh Efendi vefat ettiğinde matbahta yıkanır, kefenlenir ve Hamûşan (suskunlar yurdu) denilen mezarlığa buradan yolcu edilirdi. Başka bir deyişle; ‘dünya hayatı, ahiret hayatının mutfağıdır’. Ham geldik fakat pişerek gitmek lazım.

Nevniyaz, ilk üç günlük süre boyunca siyah renkli postun üzerinde oturur. ‘Siyah’, renksizliği temsil eder. O henüz arınmamıştır. Nevniyazın postuna ‘saka postu’ denmesinin sebebine Gelince, ‘Saka’ sözü ‘sâkî’den gelmedir. ‘Sâkî’ su veren kişiye denir. İnsanların su ihtiyacı için hizmet ettiği gibi, susuz gönülleri serinleten manasına da kullanılabilir. Aşçı Dede, Nevniyazın hâl ve tavırlarından memnun kaldı ise onu dergâha kabul eder ve mâna alemindeki yolculuk başlar. Eğer kabul etmediyse, ayakkabılarını kapıya çevirir, ona yol gösterir. Somat; Mevlevîhânede sofraya verilen isimdir. Yemeğe de ‘lokma’ denir. Kaşıkların dizilişinden su içmeye varıncaya kadar adabı, erkânı olan somat, mevlevîlik kültüründe önemli bir yere sahiptir. Mesela, su içen kişi su içerken diğerleri kaşıklarını bırakıp beklerler. Bunun sebebi ise, su içen kişiden daha fazla yememektir.”

Lokman Hoca, gerçekten bir “Derya”… Afyonkarahisar’da Mevlevilik’in simgeleşen ismi Leman Sultan’ın (Leman Okyar) hayat hikâyesini konu aldığı kitapta Leman Sultan’ın sofra duası hakkında şu bilgi yer alıyor:

“Vakt-i şerifler hayrola, Hayırlar fethola. Şerler def ola. Demler safalar ziyade ola. Hak berekatın vere. Bu gitti ganisi gele. Dem-i Hazret Mevlanâ, sırr-ı Cenab-ı Şems, kerem-i İmam Ali, himmet-i Sultan Divânî. Huu diyelim.”

Lokman Derya Solmaz’dan sonra Sultan Divânî Mevlevihane Müzesi’nin sorumluluğunu üstlenen Hasan Özpınar da Mevlevilik kültürünün aktarılmasında önemli bir rol oynamıştı. Mevlevilik, insanın “kemale ermesi” ile özdeşleyen birçok unsuru barındırıyor. Yemek kültürü de bu unsurlardan biri…

Tabii Mevlevilik ile Afyonkarahisar özelinde çok konu var, ancak şu tevafukla yazımızın bu bölümün bitirelim:

Afyonkarahisar’da Mevlevi Dergâhı’nın bir dönem yöneticiliğini yapmış, Dergah’ın alım-satım gibi ihtiyaçlarını karşılamış önemli şahsiyetlerden birinin ismi (unvanı), Güneş Han-ı Kübra… Güneş Han-ı Kübra, “yaşadığı dönemde saygı gören, ilim ve fazilet sahibi, üstün vasıflara sahip olan Mevlevi Hanımlarından” şeklinde nitelendiriliyor. 

Bu büyük kültürü gündemde tutan ve Türkiye genelinde Afyonkarahisar’ın bu yönüyle de tanıtılmasını sağlayan kişi de Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı…

 

 

MEVLEVİ MUTFAĞI DA SUNABİLİRİZ

Afyonkarahisar, 2019 yılında UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronromi dalında girmişti. Gaziantep ve Hatay’dan sonra Türkiye’de bu unvanı almak, hem de Adana gibi iddialı bir şehirle rekabet ederek almak büyük başarı kuşkusuz. Ancak bu başarıyı devam ettirmek ve tanıtmak da bir o kadar önemli. Mesela Niğde Belediyesi’nin, bu yarışta olmamasına rağmen Tabal Gastronomi Evi ile restoran değerlendirme sistemi Michelin Rehberi’ne girmesi ve “Bib Gourmand” Afyonkarahisar için ibret olmalı. 

Ancak konumuz Mevlevilik… Mevlevi mutfağı, kendisine özgü tavrı ve tarzını Gastroromi Şehri Afyonkarahisar’da yansıtabiliriz. Tüm lokantalarımızda bu tavsiyem uygulanamayabilir. Ama Mevlevi Mutfak Kültürü’nün yansıtıldığı lokantalar, geleneğin yaşatılmasını sağlayacaktır. Mesela lokantalarda her tabağın önüne-yanına bir tutam tuz konulabilir. Yemeği biten kişi, kaşığını ters çevirip diğer misafirlerin yemeğini bitirmesini bekleyebilir. Böyle bir uygulamada (belki haftanın birkaç günü sunulabilecek menülerde), çorba-lokma-bulgur aşı-bademli helva silsilesi takip edilebilir. 

 

           

PAYLAŞIMLAR NE SÖYLER?

Manevi iklimden söz etmişken son dönemde yapılan ve benim dikkatimi çeken iki sosyal medya paylaşımını da hatırlatmak isterim. Bu paylaşımlardan birinde Afyonkarahisar’ın manevi ikliminin görüntüleri üzerinde Cem Karaca’nın etkileyici şarkısı “Allah Yar” ezgisi yer alıyordu. 

Diğer paylaşımda ise popüler kültürün yılbaşı propagandasında kullanılan “kırmızı ve sarı” ağırlıklı “şenlik” programı vardı. Bu şenlik programının paylaşımında kullanılan müzikte ise “Christmas Jingle Bells” yazıyordu. “Christmas Jingle Bells” paylaşımından birkaç paylaşım önce, aynı hesap “Mevlana Haftası”nı da kutlamıştı. 

Sanırım konu anlaşıldı. 

 

 

1964’TEN BU YANA İLK

Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Öğr. Grv. Yunus Emre Uğur, tanıdığım ilk günden bu yana aynı samimi çizgide yol alıyor. Aynı zamanda Alimoğlu Kültür Sanat ve Araştırma Derneği’nin de Genel Koordinatörü olan Yunus Emre Hoca, ismi gibi yüce gönüllü. Yunus Emre Hoca, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Kampüsü Atatürk Kongre Merkezi’nde düzenlenen Sema Ayini’nin başrolündeydi. 

Yunus Emre Hoca Sema Ayini’ni gerçekleştiren bu topluluğu “1964 yılından sonra tamamı Afyonkarahisar'da bulunan semazenler ve mutrîb ekibinden oluşan, şehrin kendi dinamiklerinden doğmuş özgün bir sema topluluğu” olarak tarif ediyor; kurum ve kuruluşların bu topluluğa sahip çıkmasına temenni ve istirham ediyor. 

Yazarın Diğer Yazıları