7 Ekim 2023’te terör devleti İsrail tarafından Filistin’de başlatılan soykırımdan sonra Türkiye’de bir farkındalık oluştu; İsrail sermayeli markaların ürünleri boykot edilmeye başlanmıştı.
Sonra, bu boykot listesi genişletildi; terör devletine destek veren ve bunu açıklamaktan çekinmeyen firmaların ürünlerinin de satın alınmaması çağrısı yapıldı.
En son, işletmenin kendisi doğrudan destek vermese bile terör devleti İsrail’in yanında olan herhangi bir şirketle işbirliği ya da kampanya yapan şirketlere de boykot başladı.
Çok güzel…
Çok güzel de bu boykot kampanyasının devamı ancak topyekûn iradenin gösterilmesi ile olur. Dün soykırım yapan İsrail’in yarınki ajandasında da başka bir şey bulamazsınız.
Dün soykırımcı İsrail’e destek veren “küresel” markaların yarın farklı bir konumda olacağını düşünemezsiniz.
Boykot bir hayat biçimi hâline gelmeli, boykotun getirdiği direnç hiçbir şekilde kırılmamalı.
Ramazan ayı dolayısıyla 2 Mart 2025’te TRT 1’de yayınlanan “Ramazan Sevinci” programında Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, boykot meselesini şöyle yorumlamıştı:
“Gazze’deki mazlumlara zulmeden zalimlere destek veren insanları da boykot etmek, en önemli vazifelerimizden birisidir. Zalimlere destek veren kim varsa, onları bizim boykot etmemiz lazım. Mazlumların yanında yer almamız lazım.”
Programın sunucusu Bekir Develi de oruç tutan kişilerin sofralarına koydukları ürünlerin “zalimlere destek verip vermediğine” ve “helal olup olmadığına” bakmaları gerektiğini hatırlatarak “Bazı markalar özellikle Ramazan ayında satışlarını artırdıklarını beyan ettiler. Allah rızası için istirham ediyoruz: Ne tükettiğinize, iftar sofralarınıza neleri koyduğunuza dikkat edin, ne olur. İftar açarken bir kötülüğe ortak olmayın” ifadelerini kullandı.
Altına imza atılacak cümleler…
Bununla birlikte boykotu yaşantımızın merkezine yerleştirebildik mi?
Mesela, bu duyarlılığa yakın olmasını beklediğimiz yayın kuruluşları, boykot listesindeki firmalarla yaptığı reklam sözleşmelerini feshetti mi?
Biz neden hemen hemen her televizyon kanalında “hazır kahve” reklamları görüyoruz?
Biz neden, “kendini muhafazakâr” olarak konumlayan yayın kuruluşlarında uzun uzun Amerikan şerbeti reklamı izliyoruz? Reklamın içeriği de iftar sofrası…
Sadece basın-yayın kuruluşları mı?
En çok ilgi gören spor dallarının en yetkili birimlerinin boykot listesindeki firmalarla süren sözleşmesini yırtıp attığına şahit olduk mu mesela?
Aksine 7 Ekim 2023’ten terör devleti İsrail’in göstermelik ateşkesine kadar geçen süreçte boykot listesindeki firmalarla yeni sözleşmeler imzalandığını bile okuduk internet sitelerinden…
Vatandaş, canla başla boykot için elinden geleni yaparken; boykotun yanında yer almasını umduğumuz, ummak bir kenara istediğimiz kurum ve kuruluşların dikkatsizliği –ama belki de pervasızlığı- boykot hakkındaki farkındalığı baltalıyor.
Ne diyorduk oysa…
“Boykot, hayattır!”
BİR İSİM ÖNERİSİ DE BENDEN
“Cevat Şakir Edebiyat Günleri Düzenleyelim” başlıklı yazıda, Afyonkarahisar’da sokak ve caddelere verilecek isimler konusunda şöyle bir önerim olmuştu:
Afyonkarahisar’daki sokak ve caddelere her kesimden yazar, şair ve gazetecilerin isimleri verilse ne güzel olur… İsmi verilen üstadımızı Afyon’da konuk etsek, isminin bulunduğu tabela önünde fotoğrafı çeksek… Üstadımız, bu nezaket dolayısıyla Afyonkarahisar Belediyesi nezdinde tüm şehre teşekkür etse…
Hayal edelim:
Yavuz Donat Caddesi, Doğan Hızlan Caddesi, Ahmet Hakan Coşkun Sokağı, İsmail Küçükkaya Sokağı…”
Bu önerimin dikkate alındığını söyleyemem. Ama yılmak yok…
Afyonkarahisar Belediye Meclisi’nin 2025 yılı Mart ayı olağan toplantısında bir parka Bağımsız Türkiye Partisi’nin Kurucusu ve İlk Genel Başkanı, Merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın adı verildi.
Hangi sebeple? Bunu pek çözebilen yok…
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’ye hizmet etme gayretindeydi; bunu kabul ediyorum. Bununla Baş’ın, Afyonkarahisar’da düzenlenen bir-iki toplantısı dışında bağlantısı yok. Afyonkarahisar’ın tanıtımı desek, Bağımsız Türkiye Partisi’nin resmi verilere göre 14 bin 129 üyesi var; pek istediğimiz sonucu alamayabiliriz…
Madem bu yola girdik, Afyon’la bağı olmayan ve kitlesi sınırlı siyasetçilerin isimlerini de parklara, bahçelere, caddelere, sokaklara koyabiliriz.
Benim bu konudaki ilk teklifim Ufuk Uras’tır. Ufuk Uras, son 3-4 yılda yaptığı konuşmalar ve paylaşımlarla AK Partililerin atıf yapmaya başladığı bir isim; daha önce de “aşkın partisi” Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin Genel Başkanı olması hasebiyle, CHP’ye de uzak değil.
Ufak Uras Parkı, bahçesi Afyonkarahisar için biçilmiş kaftan olacaktır. Böyle bir teklif, Afyonkarahisar Belediye Meclisi’nden büyük bir çoğunlukla geçecektir…