8 Ağustos 2011 Pazartesi 03:00:00
Yazdı mevsimlerden. Gün ise ben diyeyim Cumaertesi, siz deyin Cuma, arkadaşlarınız Pazarertesi’de ısrar edebilir, eş-dostlar ise Çarşamba deyipduruversin.
Akşama doğru da olabilir anlatacağım hikaye, sabah da, öğleyin de. İkindinin, kuşluk vaktinin, yatsının hatırları kalmasın… Hatta doktorlara sorsak tok karnına tavsiye edebilirler… Yani günümüzün şartlarında, iftardan sonra.
Öyle anlı-şanlı sözler edip, aklınızı karıştırmayacağım. Sonu gelmez 90 dakikalık dizilerin senaryosundan bir demet de sunmayacağım.
Kazı yapıyorlar falan de demeyeceğim. Sonra “Ne inkar, ne itiraf, bu yalnızca sitem” diye şarkı söyleyiverir Sezen Aksu. Malum, 12 Eylül 2010 tarihindeki Referandum’dan bu yana Afyonkarahisarlıların fahri hemşehrisi Sayın Aksu. Az kalsın bir sokağa, caddeye ismi bile verilecekti. Fakat ne garip, “Yalnızca Sitem” adlı şarkıyı Metin Şentürk’e ait sanırız, ilk O’ndan duyduğumuz için. Bu cümle bizi, azınlığın tahakkümü, temsili demokrasi gibi tartışmalara götürür kanımca. Çünkü hadi ben öyle sanıyordum, ama hepimiz de mi öyle sanıyorduk da “Sanmak” fiilini birinci çoğul kişiye göre kullandım cümle içinde? Benim nezdimde kaç kişi temsil edilebilir ki zaten? Hem belki daha önce de söyleniyordu şarkı, ben ilk kez Metin Şentürk’ten bu şarkıyı duydum… Olamaz mı? Ayrıca şarkının sözleri Sezen Aksu’ya da ait değil. “Yalnızca Sitem”in sözlerini Aysel Gürel yazmış, bestesini Onno Tunç yapmış…
Karışık sualler bunlar. Tabii sual kavramı, dipsiz bir kuyu adeta… Örneğin 68 gençliği, Afyonkarahisar’da yaşasaydı okul ve yurtlardan sonra kaldırımları da işgal eder miydi?
-“Yaşasın şanlı Yeşilyol direnişimiz…”
Fiyakaya bakınız… Daha ilginci, böyle bir kaldırım işgalinde işgali sonlandırmaya gelecek kuvvet hangisi olacaktır ve nasıl bir yaptırım kullanacaktır?
-Gençler, kaldırım işgaline son veriniz…
-Tebliğ mi ediyorsunuz? (Tebliğe karşı omuz omuza sloganları atılır)
-İllâ biber gazı mı kullanalım?
-Fakat yaptığımız işgal siyasi… Ne Kabahatler Kanunu’na girer, ne Trafik Kanunu’na…
-O zaman özel yetkili savcıyı çağıralım biz…
Hadi, gördünüz mü gençlerin eylem hevesinin sonu nereye vardı…Ama anlatmak ve aktarmak istediğim bütün bunlar da değil. Kale’ye asansör dikmek, Zafer Müzesi’ni ilmek ilmek taşımak da gündem maddelerim arasında. Lakin çılgın proje olarak Karahisar Kalesi’ne dair iki önerim olacak:
Birincisi, Kale’nin altına Kale’den büyük bir göçük inşa edelim. Kale, gece saatlerinde göçüğe konulsun.
İkincisi, Kale’nin zeminine raylı sistem döşeyelim. Böylece Afyonkarahisar’ı ilgilendiren her toplu faaliyete Kale’yi götürme şansımız olur. Malum, yurdun çeşitli bölgelerindeki Afyonkarahisarlılar, belli zamanlarda bir araya geliyorlar. Raylı Kale’yi kiralayalım, hemşehrilerimiz memleket hasretini gidersinler, ilimiz de para kazansın.
Yok yok, anlatacaklarım bunlar da değildi. Pencereyi bir açtım, dışarısı sıcak ama rüzgâr çıktı sandım.
Baktım, egzozuna “operasyon” yapılmış bir pikap. Tam o geçti gitti, arkasından bir motorsiklet… Aman canım bu da geçer sandınız değil mi? Yarış motorları geçti ardından da . Kaç desibeldi sesleri, ölçme imkanım olmadı.
Gülünç olan bir durum var: Türk Dil Kurumu, “egzoz” kelimesi için 4 ayrı karşılık yazmış. Bu karşılıklardan bir tanesi de “susturucu”…Susturucumuz böyleyse, bir de ses çıkarsak nasıl olur acaba?
Ben bu durumu, o dönemdeki ismiyle Çevre ve Orman Bakanlığı’na şikayet etmiştim. Şimdi hangi bakanlığa şikayet edeceğimi bilmiyorum, fakat en azından bu yazıyı yazıyorum işte.
Yaz mevsiminde pencere açılamayan bir şehir olmaya doğru hızla ilerliyor Afyonkarahisar.
Yazdı mevsimlerden. Gün ise ben diyeyim Cumaertesi, siz deyin Cuma, arkadaşlarınız Pazarertesi’de ısrar edebilir, eş-dostlar ise Çarşamba deyipduruversin.
Akşama doğru da olabilir anlatacağım hikaye, sabah da, öğleyin de. İkindinin, kuşluk vaktinin, yatsının hatırları kalmasın… Hatta doktorlara sorsak tok karnına tavsiye edebilirler… Yani günümüzün şartlarında, iftardan sonra.
Öyle anlı-şanlı sözler edip, aklınızı karıştırmayacağım. Sonu gelmez 90 dakikalık dizilerin senaryosundan bir demet de sunmayacağım.
Kazı yapıyorlar falan de demeyeceğim. Sonra “Ne inkar, ne itiraf, bu yalnızca sitem” diye şarkı söyleyiverir Sezen Aksu. Malum, 12 Eylül 2010 tarihindeki Referandum’dan bu yana Afyonkarahisarlıların fahri hemşehrisi Sayın Aksu. Az kalsın bir sokağa, caddeye ismi bile verilecekti. Fakat ne garip, “Yalnızca Sitem” adlı şarkıyı Metin Şentürk’e ait sanırız, ilk O’ndan duyduğumuz için. Bu cümle bizi, azınlığın tahakkümü, temsili demokrasi gibi tartışmalara götürür kanımca. Çünkü hadi ben öyle sanıyordum, ama hepimiz de mi öyle sanıyorduk da “Sanmak” fiilini birinci çoğul kişiye göre kullandım cümle içinde? Benim nezdimde kaç kişi temsil edilebilir ki zaten? Hem belki daha önce de söyleniyordu şarkı, ben ilk kez Metin Şentürk’ten bu şarkıyı duydum… Olamaz mı? Ayrıca şarkının sözleri Sezen Aksu’ya da ait değil. “Yalnızca Sitem”in sözlerini Aysel Gürel yazmış, bestesini Onno Tunç yapmış…
Karışık sualler bunlar. Tabii sual kavramı, dipsiz bir kuyu adeta… Örneğin 68 gençliği, Afyonkarahisar’da yaşasaydı okul ve yurtlardan sonra kaldırımları da işgal eder miydi?
-“Yaşasın şanlı Yeşilyol direnişimiz…”
Fiyakaya bakınız… Daha ilginci, böyle bir kaldırım işgalinde işgali sonlandırmaya gelecek kuvvet hangisi olacaktır ve nasıl bir yaptırım kullanacaktır?
-Gençler, kaldırım işgaline son veriniz…
-Tebliğ mi ediyorsunuz? (Tebliğe karşı omuz omuza sloganları atılır)
-İllâ biber gazı mı kullanalım?
-Fakat yaptığımız işgal siyasi… Ne Kabahatler Kanunu’na girer, ne Trafik Kanunu’na…
-O zaman özel yetkili savcıyı çağıralım biz…
Hadi, gördünüz mü gençlerin eylem hevesinin sonu nereye vardı…Ama anlatmak ve aktarmak istediğim bütün bunlar da değil. Kale’ye asansör dikmek, Zafer Müzesi’ni ilmek ilmek taşımak da gündem maddelerim arasında. Lakin çılgın proje olarak Karahisar Kalesi’ne dair iki önerim olacak:
Birincisi, Kale’nin altına Kale’den büyük bir göçük inşa edelim. Kale, gece saatlerinde göçüğe konulsun.
İkincisi, Kale’nin zeminine raylı sistem döşeyelim. Böylece Afyonkarahisar’ı ilgilendiren her toplu faaliyete Kale’yi götürme şansımız olur. Malum, yurdun çeşitli bölgelerindeki Afyonkarahisarlılar, belli zamanlarda bir araya geliyorlar. Raylı Kale’yi kiralayalım, hemşehrilerimiz memleket hasretini gidersinler, ilimiz de para kazansın.
Yok yok, anlatacaklarım bunlar da değildi. Pencereyi bir açtım, dışarısı sıcak ama rüzgâr çıktı sandım.
Baktım, egzozuna “operasyon” yapılmış bir pikap. Tam o geçti gitti, arkasından bir motorsiklet… Aman canım bu da geçer sandınız değil mi? Yarış motorları geçti ardından da . Kaç desibeldi sesleri, ölçme imkanım olmadı.
Gülünç olan bir durum var: Türk Dil Kurumu, “egzoz” kelimesi için 4 ayrı karşılık yazmış. Bu karşılıklardan bir tanesi de “susturucu”…Susturucumuz böyleyse, bir de ses çıkarsak nasıl olur acaba?
Ben bu durumu, o dönemdeki ismiyle Çevre ve Orman Bakanlığı’na şikayet etmiştim. Şimdi hangi bakanlığa şikayet edeceğimi bilmiyorum, fakat en azından bu yazıyı yazıyorum işte.
Yaz mevsiminde pencere açılamayan bir şehir olmaya doğru hızla ilerliyor Afyonkarahisar.