Ne mutlu bize ki Türk tarihinin altın sayfaları arasında yer alan Büyük Taarruz’a ev sahipliği yapmış bir şerhiz. İşgalle birlikte gelen yoksulluk, yoksunluk, gözyaşı ve keder; yerini Kocatepe’de 26 Ağustos 1922 tarihinde Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa tarafından verilen Büyük Taarruz emriyle umuda, bağımsızlığa, sevinç gözyaşlarına bıraktı.
Biz şimdi 103 yıl sonrasında “Büyük Taarruz” deyip geçiyoruz; o günleri anlatan tüm kaynaklar, Büyük Taarruz ve ardından gelen Büyük Zafer’in olağanüstü şartlarda meydana geldiğini anlatıyor.
Meselâ Sakarya Meydan Muharebesi sırasında (henüz zafer kazanılmadığı için Gazi ve Mareşal unvanlarını kullanmadım) Mustafa Kemal Paşa’nın “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz” yaklaşımı sayesinde zafer kazanılmıştır. Muhtemel bir yenilgi sonrasında Ankara’dan bile taşınmak zorunda kalacağını bilen Başkomutan’ın bu kararını bugünden bile dört dörtlük yorumlamak neredeyse mümkün değil. Bu zafer sonrasında işgal güçlerinin 650 kilometrelik bir alana yayılmaya mecbur bırakılması yine kurmay aklının bizlere büyük bir hediyesidir.
Ağustos-Eylül 1921’de kazanılan Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından, sinirlerin çelikleşmiş olduğu bir yıllık sürede büyük sorunlara uğraşılmıştır. 1911’den 1921’e kadar kesintisiz savaş hâlinde olan ülkemizde kaynaklar azalır, cepheye gidecek kişi bulmakta zorlanılır. Bir taraftan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ve Türk kamuoyunda da “Gücümüz bu kadar mı, son hamleyi neden yapmadık ve ne zaman yapacağız” soruları gündemi meşgul eder. Ki o günün şartlarında bu sorunun sorulması da doğaldır.
Diğer taraftan işgal kuvvetleri olan Yunanlılar da “Türklerin tüm hücum kabiliyeti Sakarya’da bitti, bundan sonra biz ne dersek o olacak” propagandası yapar. Bu propaganda hem Yunan iç cephesini diri tutmak, hem de Türklerin iç cephesini bozmak amacını taşır.
Kahraman Türk Ordusu’nun kurmay aklının adım adım planladığı, hassas bir terazide ölçer gibi ölçtüğü SAD Taarruz Planı üzerinde durulur; bu planda bazı iyileştirmeler yapılarak Büyük Taarruz’a hazırlanılır.
Para halktan alınır, silah halktan alınır, asker halktan alınır. Askerin ayağında ince bir çarık için Büyük Taarruz gününden 10 gün önce bile ordu içinde yazışmaların yapılması, durumun ne kadar acı olduğunu gösterir.
Tam bir yıl boyunca 100 bin üzerinde asker savaşa hazırlanır; kamuoyunun duygusal olarak dağılmasının önüne geçilir. Bir taraftan da 1922’nin yaz mevsiminde taarruz yapılması için tüm imkanlar seferber edilir. 1922’nin ilk aylarından itibaren ordu, 650 kilometrelik düşman hattı üzerinde 100-150 kilometrelik alan üzerinde yoğunlaşır. Planlama doğrultusunda askerler gece hareket eder ve yer değiştirir; gündüz mıntıkalarında görülür.
Bu süreçte Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya “Ordumuz ne durumdadır. Taarruz ne zamandır” diye birkaç kez sorar, hazırlıkların yapıldığını duyunca duraksar.
1922 yılı, sadece askeri hazırlıklar bakımından değil, ülkeler arası ilişkiler bakımından da önemlidir. Zira Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa, bir taraftan da Avrupa ülkelerine “Biz son kez sizi barış masasına çağırıyoruz, aksi takdirde silah zoruyla sizi masaya oturtacağız” mesajı verir.
Neticede Afyonkarahisar’ın gururla ev sahipliği yaptığı 26 Ağustos 1922 tarihi gelir ve Büyük Taarruz başlar.
Cephe önü ve cephe gerisi ile ilmek ilmek işlenen Büyük Taarruz, tam da ordumuzun kurmay aklının stratejisine göre ilerler. Bu savaş Gazi Paşa’nın 4 Ekim 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beyan ettiği üzere “Bu plan, düşman ordusunu kaçırmak için değil, fakat tutup boğmak esasını ihtiva eden bir plandı.”
Büyük Taarruz’un öncesi kadar sonrası da hayret vericidir. Düşman askerinin Afyonkarahisar-Kocatepe’den İzmir’e kadar kovalanması bugün, modern ve hızlı araçlarla bile üstesinden gelinemeyecek bir durumdur. Türk Askeri, üzerindeki kıyafet ve taşıdığı teçhizatla 26 Ağustos-9 Eylül arasında verdiği zafer mücadelesi ile ayrıca tarihe geçmiş, eşine az rastlanan bir kahramanlık destanı yazmıştır.
Biz dilimiz döndüğünce aktarmaya çalışsak da Büyük Taarruz ve Büyük Zafer’i şöyle hakkını vererek anlatmamız mümkün görünmüyor.
Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Fahrettin Paşa başta olmak üzere tüm kahramanlarımızın ruhları şad olsun.
Önümüzdeki günlerde Büyük Taarruz’un kaynaklara yansıyan ve az konuşulan kısımlarını bu köşede işleyelim.
NASIL KUTLANDI?
Büyük Taarruz ve Büyük Zafer’in 103’üncü yıl dönümü haftasında devlet protokolünün üç önemli ismi Afyonkarahisar’a geldi: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya…
Ayrıca Afyonkarahisarlı, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, hafta boyu Afyonkarahisar’da programlara katıldı. İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcıları Cenk Özatıcı ve Alper Akdoğan’ın Büyük Taarruz kutlamaları öncesi Zafer Yürüyüşü’ne katılmak üzere Afyonkarahisar’a geldiğini de vurgulayalım.
Burada da bir parantez açalım: Şuhut’tan başlayıp Kocatepe’ye kadar uzanan temsili Zafer Yürüyüşü, önceki dönem Afyonkarahisar Valileri’nden Muzaffer Dilek döneminde başladı. Bu yürüyüşün ilk fikir babasının gazeteci büyüğümüz Sait Karaduman olduğunu yeni öğrendim. Yürüyüşün uygulanmasında ise Afyon Kocatepe Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Rifat Yağmur’un emeklerinin olduğunu hatırlatalım.
Bu yılki Zafer Yürüyüşü’nde TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş protokole uygun bir şekilde yürüdü. CHP Lideri Özgür Özel ise kendi programı çerçevesinde Kocatepe’ye çıktı. “Özel, Şuhut’taki kutlamalara neden katılmadı” sorusunun cevabı, “Daha önceki CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Şuhut’ta protesto edilmişti” olabilir. Ancak parti ve protokol işlerini bilenler diyor ki “Geçmişte takılıp kalmanın bir anlamı yok. Birinci parti olma iddiasındaki partinin genel başkanı Afyonkarahisar’a geldiğinde Valilik ve Emniyet Müdürlüğü bilgilendirilir. Ayrıca resmî program varsa Valilik’ten talep edilir ve genel başkanın programa katılıp katılmayacağı Valilik’e bildirilir. Sanırız, Afyonkarahisar’da CHP Lideri Özgür Özel’in program ayrıntısı resmî kurumlarla paylaşılmadı”…
Yine de geçen yıl “Ali Mahir Başarır ve Mansur Yavaş’ın Afyonkarahisar’a gelmesi CHP için yeterli ise bizim için de yeterli” demiştim, bu yıl CHP’nin Genel Başkan düzeyinde temsilinin olumlu olduğunu düşünüyorum.
Büyük Taarruz ve Büyük Zafer’in 103’üncü yıl dönümü dolayısıyla hafta boyu etkinliklerin devam ettiğini vurgulamakta yarar var. Özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TRT’nin etkinliklerinin Afyonkarahisar’da düzenlenmesinde, ayrıca savunma sanayimizin gururları Aksungur ve Akıncı’nın şehrimizde gösteri sunmasında Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın büyük etkisi ve katkısı olduğunu düşünüyorum.
Afyonkarahisarlı bir vatandaş olarak kutlamaların her geçen yıl Büyük Taarruz ve Büyük Zafer’in ruhuna yakışan bir şekilde düzenlendiğini görüyor ve mutluluk duyuyorum.
Bu bağlamda içimizdeki tek ukde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 26 Ağustos günü Kocatepe’ye gelmemesidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afyonkarahisar’ın bu talebine kayıtsız kalmayacağına gönülden inanıyoruz.