Gazetemiz yazarlarından, büyüklerimiz İrfan Ünver Nasrattınoğlu Hocamız ve Agah Bıyıkoğlu Hocamız, Büyük Taarruz öncesi ve sonrası ile ilgili hatıraları, not edilenleri çok iyi bir şekilde okuyuculara aktarıyor. Bu yazılar, o ateşten günlerin gelecek kuşaklar tarafından öğrenilmesi için önemli bir arşiv niteliğini taşıyor. Her iki Hocamıza da bir okuyucu olarak teşekkür ediyorum.
Ben de naçizane “Önümüzdeki günlerde Büyük Taarruz’un kaynaklara yansıyan ve az konuşulan kısımlarını bu köşede işleyelim” demiştim. İrfan Hoca ve Agah Hoca gibi olmaz, ama elimizden gelen gayreti ortaya koyalım.
Benim bu yazıda Kaynak Yayınları tarafından 30 cilt hâlinde derlenen Atatürk’ün Bütün Eserleri’ni esas alıyorum. Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa İl Halk Kütüphanesi’nde bulduğum Atatürk’ün Bütün Eserleri’nin 14’üncü cildinde Büyük Taarruz öncesinde, sırasında ve sonrasında Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın gönderdiği telgrafları inceleme fırsatım oldu. Her bir telgrafta farklı dersler var.
Büyük Taarruz’a hangi şartlar altında hazırlanıldığı hakkında ipucu veren, 26 Ağustos’tan yaklaşık 1 ay önce, 29 Temmuz 1922 tarihinde çekilen telgrafla başlayalım:
“Harp bölgesinde aşar muamelesinin ertelenmeksizin icrasına lüzum vardır. Bilhassa Sivrihisar, Aziziye, Seyitgazi, Bolvadin, Sandıklı, Dinar, Çivril, Çal, Sarayköy kazaları dahilinde nihayet bir hafta zarfında ordular yeni mahsullerden erzak tedarik etmek mecburiyetindedirler. Bunun için aşar muamelesinin müstacell bir usul ile sona erdirilip ayni aşarın belirlenmesi ve teslimi ve köylünün satış keyfiyetinde serbest bırakılması icap eder. Biçilmiş mahsul hemen kalmamış olmakla beraber, kalmış bulunsa dahi bunun da tahmin ile ona bölünmesi mümkündür. Takip edilecek usulün süratle bildirilmesi rica olunur. Askeriye tarafı lüzum göstereceğiniz her türlü yardımı yapacaktır.”
Gazi Paşa’nın 13 Ağustos 1922’deki telgrafı da şöyledir:
“Adana'da Kozan ve Maraş kalemlerinden Batı Cephesi'ne mürettep olarak celp ve sevki icap eden yirmi altı bin neferin mümkün olan süratle tamamen celp ve sevkleri icap edenlere emrolunmuştur.”
Devam edelim, 14 Ağustos 1922’deki telgraf:
“Büyük Millet Meclisi Muhafız Taburu 16 Ağustos 38'de [1922] Ankara'dan trenle Biçer'e naklolunacak ve Biçer'den Batı Cephesi Kumandanlığı'nca Çay bölgesine celp edilecektir.”
17 Ağustos’taki telgrafta, Büyük Taarruz tarihinin 26 Ağustos yerine 24 Ağustos’ta başlayabileceğini belirten Gazi Paşa, 21 Ağustos’taki telgrafta ise nihai kararı duyurur:
“Düşmana vakit bırakmamak üzere hazırlamakta olduğumuz taarruza Ağustos'un 26. günü bimennihil kerim başlanacağı tebliğ olunur.”
Tarih 21 Ağustos 1922’dir… Büyük Taarruz’dan 5 gün önce Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa, Maliye Vekâleti’ne “İhtiyat erzak bedeline karşılık Batı Cephesi Kumandanlığı'na daha iki yüz bin lira gönderilmesini ve bunun çıkarıldığının bildirilmesini rica ederim” mesajını göndermiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın 25 Ağustos 1922’deki telgrafı şöyledir:
“Batı Cephesi'ndeki ordularımız tevfikatı Sübhaniyeye (Allah tarafından gösterilen doğru yol) dayanarak Ağustos'un yirmi altıncı Cumartesi günü düşmana taarruza başlayacaktır.”
26 Ağustos 1922’deki telgrafta ilk müjdeyi alıyoruz:
“Düşmanın bir seneden beri tahkim ve tel örgülerle takviye ettiği mevzilerden Afyon güney cephesinde Kalecik Sivrisi, (Belentepe)-Tınaztepe-Kırcaarslan güneyindeki tepeler kısımları subaylar ve efradımızın cansiparane hücumlarıyla zapt olunmuştur. Düşmanın her taraftan muharebe meydanına trenle ve otomobil ile ve yaya olarak getirttiği mühim takviye kıtalarıyla muharebe geç vakte kadar taarruz ve karşı taarruzlarla kesintisiz devam etmiştir. Taarruz harekâtı yarın dahi devam edecektir. “
Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa 27 Ağustos 1922’de ise şu telgrafları çekmiştir:
“Batı Cephesi Kumandanlığı'na Kıtalarımızın biavnillâhi tealâ bugün saat 8.30 sonra'da Afyonkarahisar'ı geri aldığı arz olunur.”
“Ordu'nun taarruzu muvaffakiyetle neticelenmiştir. Söz konusu ordu cephe- sinde düşman mevzileri genel olarak Afyon güneyinden başlayarak Kışlacık güneyi, Tilki köyübeli-Hasanbeli-Ahurdağı istikametinde uzuyordu. Mevziler tel örgüleriyle takviye edilmiş, birçok hatlardan ve dayanak noktalarından meydana gelen kuvvetli bir tahkimat manzumesi teşkil eder. Bu hatlardan bir kısmı dün birçok taarruz ve karşı taarruzlardan sonra elimize geçti. Bugün devam eden taarruzumuzda bilhassa ova siperleriyle 1310 ve 1555 rakımlı tepelerde ve Ahurdağı üzerinde bir dayanak noktası olan Çiğiltepe'de inatçı mukavemetlere tesadüf olunmuş ve şiddetli muharebelerden sonra bütün bu cephede düşman düzensiz bir surette kuzeye doğru ricata zorlanmıştır. Afyonkarahisar, kıtalarımız tarafından işgal olunmuştur. Ricat eden düşman durmaksızın takip ve ricatı himaye eden kıtalarıyla muharebe edilmektedir. Bir hayli erzak, cephane, malzeme, top ganimet alınmıştır. Subaylarımızın ve efradımızın gösterdiği kahramanlık tasvir edilemez. Cephenin diğer kısımlarında harekâtımız istediğimiz şekilde gelişmektedir.”
Gazi Paşa’nın 28 Ağustos 1922’deki telgrafı ise Afyonkarahisar’daki genel durumu ortaya koyar:
“Kocaeli mıntıkasında muharebe devam etmektedir. Eskişehir cephesinde bugüne kadar muvaffakiyetle tespit edilebilen düşman fırkalarında ricat alametleri görülmüştür. Afyon'un doğu ve güney cephelerinde yoğunlaşan ve yedi sekiz fırka tahmin olunan düşman asli kuvvetleri 26 ve 27 günlerinde cereyan eden meydan muharebesi neticesinde tamamen mağlup edilmiştir. Dün geceden beri devam eden şiddetli takibat neticesinde mağlup düşman hezimete uğramış bir hale gelerek batı ve kuzey- batı istikametlerinde düzensiz bir surette çekilmektedir. Kıtalarımız bir taraftan Karahisar'dan kırk kilometre mesafeye kadar ilerleyerek Dumlupınar'a yaklaşmaktadır. Diğer taraftan Döğer geçilmiştir. Dört süvari fırkamız Altuntaş-Dumlupınar hattında düşmanın gerisinde faaliyet icra ediyor. 3. Süvari Fırkası Uşak'ın güneybatısında Göbek'te şimendifer üzerindedir. Düşmanın toplanmasına imkân bırakmamak tedbirleri alınmıştır. Terk edilmiş top, mühimmat ve malzeme miktarı artmaktadır. Düşmanın zayiatı çoktur. Bizim pek azdır. Askerlerimiz pek neşelidir. Yorulmak bilmiyorlar. Bu gece Karahisar'dayım, halk şenlik yapıyor.”
DİKKATİMİ EN ÇOK ÇEKEN TELGRAF
Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın kitaplara, okumaya ve kültüre olan yakınlığını o tarihe tanıklık eden yazarlar, eserlerine taşımıştır. Atatürk’ün Bütün Eserleri’nin 14’üncü cildinde dikkatimi en çok çeken telgraf ise Gazi Paşa’nın Büyük Taarruz’dan sonra düşmanın kovalanması devam ederken “Heyeti Vekile Riyaseti”ne gönderdiği metin oldu. 27 Ağustos 1922 tarihli Telgraf şöyle:
“Pöti Parisyen (Le Petit Parisien) gazetesi (muhabiri) Mizlab Bijan Şeliklen (Jean Schlicklin) tarafından yazılan kitabın baskı masrafları için gereken meblağın geçenlerde Madagaskar İslam ahalisi tarafından toplanıp âcizleri namına gönderilen paradan alınarak Paris Temsilcimiz Ferid Beyefendi'ye gönderilmesi uygundur, Efendim.”
(Bu eserin daha sonra yayınlandığı ve Fransız kamuoyunun Türkiye’ye bakış açısında olumlu bir aşama kaydedildiği belirtiliyor.)
Büyük bir savaş sürerken kaçımızın aklında konunun aynı zamanda mücadelenin siyasi propagandasının temini için para aktarılması olur? Bunu düşünmek, gerçekten farklı yetenekler gerektirir.
SALİH BOZOK ANLATIYOR
Salih Bozok’un anılarının yer aldığı “Atatürk’ün Can Dostu Salih Bozok Atatürk’ü Anlatıyor” isimli kitapta, Büyük Taarruz’dan 15 gün önce Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın yaklaşımı aktarılıyor.
O bölüm şöyle:
“Afyon taarruzundan on beş gün önce Gazi Mustafa Kemal Pasa taarruza hazırlık emrini vermek ve kumandanlarla bizzat görüşmek üzere Akşehir'de bulunan Garp Cephesi'ne gitmişti. Trenden Biçer İstasyonu'nda inmiş, otomobille Sivrihisar üzerinden Akşehir'e gidiyorduk. Trenden inip otomobile bindiğimiz zaman Mustafa Kemal Paşa derin bir nefes aldılar. Kendilerine, ‘Rahatsız mısınız Paşam?’ dedim. ‘Değilim’ dediler. ‘O halde bir şey düşünüyorsunuz galiba?’ deyince şunu söylediler: ‘Düşündüğümü tatbik edecek zamana malik olursam cihanın gözlerini kamaştıracak bir manzara-i askeriye husule gelecektir.’”
…
“Yapılan taarruzun neticesiyle de hakikaten Paşa'nın on beş gün önce otomobilde bana söyledikleri gibi cihanın gözlerini kamaştıracak bir manzara-i askeriye husule gelmiştir.”
…
“O gün düşmandan esir olarak alınmış olan dört fırka kumandanını Kazım Paşa (Orbay), Mustafa Kemal Paşa'nın huzuruna getirdi. Atatürk bu kumandanlarla beş on dakika kadar görüşmüştü. Fırka kumandanlarından birisi Paşa'nın yanından çıktıktan sonra bize Türkçe olarak kiminle görüştüklerini sordu. Mustafa Kemal Paşa olduğunu söylediğimiz zaman hayretler içinde kaldı. Ve ne zaman oraya geldiğini anlamak istedi. Dün bizzat muharebeyi kendisinin idare ettiğini anlattık. Buna karşı şu cevabı verdi: ‘Zafer kazanmak sizin hakkınızdır. Çünkü bizim başkumandan Hacıanesti İzmir'den idare etmek istedi ve oradan ayrılmadı.’”
BEHİÇ ERKİN ANLATIYOR
Türk Demiryollarının kurucusu ve Devlet Demiryolları’nın ilk Genel Müdürü Behiç Erkan, “Hâtırat” isimli eserinde Büyük Taarruz gününü şöyle anlatıyor:
“26 Ağustos sabahı, ‘Dakika tehiri mucib-i idamdır’ başlıklı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan aldığım şifreli telgrafta, taarruzun başladığı bildirilerek, hariçle her türlü münasebet ve muhaberatın kesilmesi emrediliyordu. Bunu derhal yaptık ve asıl mühim olan, Adapazarı İşletme Müdürlüğü idi. Adapazarı ile muhabere, devlet telgrafhaneleri vasıtası ile yapılıyordu. Telgrafların bazen posta ile sevk edildiğini yukarıda söylemiştim. Bu telgrafın başına da aynı akıbet gelebilirdi. Bunun için, Adapazarı'na, ‘Dakika tehiri mucib-i idamdır başlığı ile Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinden alınan emir ber-vech-i åtidir’ diyerek, bir şifre yazdım. Adapazarı şifreyi zamanında almış ve hemen İstanbul'a hareket etmek üzere bulunan treni durdurmuş. 26 Ağustos 1922 sabahı başlayan muharebe hakkında malumat alamamak, bizi çok merakta bırakıyordu, 27 Ağustos akşama doğru, Afyon Karahisar istikametinde ve Büyük Çobanlar İstasyonu'nun beş kilometre garbında bulunan Kumrulu mevkiindeki telgraf memurumuzdan, 'Afyon'un ordumuz tarafından istirdat edildiğini bildiren bir telgraf aldım. Bu haberi, Konya'da lazım gelenlere tebşir ettim.”
BÜYÜK TAARRUZ SIRASINDA ALİ ÇETİNKAYA NEREDE İDİ?
Kendime kendime şu soruyu sorardım hep: Biz, Milli Mücadele sırasında düzenli ordu adına ilk kurşunu Afyonkarahisarlı Ali Çetinkaya attı. Ayvalık’ta, 1919’da gerçekleşen bu olaydan sonra ne oldu? Ali Çetinkaya neden Büyük Taarruz cephesinde yok?
Cevabı tabii ki tarihle ilgili farklı kaynaklarda bulma imkanımız var. Özetlemek gerekirse: Ali Çetinkaya bu askerlik vazifesi sırasında son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Afyonkarahisar Mebusu olarak seçilir. 1920 yılında İstanbul’un işgali ve Meclis’in İngilizler tarafından dağıtılmasının ardından Ali Çetinkaya, diğer vatanperverler gibi Malta’ya sürgün edilir. Ali Çetinkaya, Malta’daki sürgünden 1921 senesinde kurtulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçilir ve görevine burada devam eder.
Afyonkarahisarlı Ali Çetinkaya, kendi hatıralarında genel bilgiler verir. Bununla birlikte Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı Kılıç Ali’nin anılarının derlendiği “Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları” isimli kitapta da Ali Çetinkaya’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki oturumları nasıl yönettiği, cephe gerisinde nasıl mücadele ettiği de açıklanır.
26 AĞUSTOS 1922’DE AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLLERİ
Bu vesile ile Büyük Taarruz sırasında Afyonkarahisar’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil eden milletvekillerimizi de yâd edelim. Büyük Taarruz sırasındaki Milletvekillerimiz şöyledir:
Ali Bey (Çetinkaya), Hulusi Bey (Kutuoğlu), İsmail Şükrü Efendi (Çelikalay), Mehmet Şükrü Bey (Koç), Mustafa Hulusi Efendi (Çalgüner), Nebil Efendi (Yurteri), Ömer Lütfi Bey (Argeşo).
SELANİKLİ MAVİ GÖZLÜ SARIŞIN…
Beni okumaya ve araştırmaya yönlendiren, Afyon Kocatepe Üniversitesi Afyon Meslek Yüksekokulu Pazarlama ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Öğretim Görevlisi Türker Göksel Hocam, Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin Üsküdar’ın Üç Sırlısı isimli kitaptan bahsetmişti. Kitapta Üsküdar’daki velilere ilişkin bilgiler yer alıyor, bazı “sırlı” sohbetlere de kapı aralanıyordu.
Kitapta, velilerden Sâbit Efendi’nin Milli Mücadele konusundaki cümleleri şöyle aktarılır:
“Müttefik Devletler'in İstanbul'u işgâlinin akabinde, işgâlden yakınmakta ve devletin bekâsı için endişelerini izhâr etmekte olan ihvânına Sâbit Efendi, ‘Hadi, hadi üzülmeyin! Biz o işi Selanik'li, mavi gözlü bir sarışına havâle ettik. O bu işin üstesinden gelecek’ demiş.”