Murat Arısoy

Cep telefonuna bağımlılık – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

4 Mayıs 2012 Cuma 03:00:00
  Meğer ne kadar önemliymiş cep telefonu. Ayrı kalmaya dayanamaz hâle gelmişiz.
Kimseyi eleştirmiyorum, kendimden örnek vereyim.
Yatağın yanındaki sehpada su bardağı ve cep telefonunun yan yana durmayacağını “tecrübe” ile öğrenmiş oldum.
Bir baktım bardaktaki su cep telefonunun bulunduğu yerde.
İlk bir saat normal çalıştı. Sonra, bir tuşa basınca başka tuşun yerine getirmesi gereken görev ekrana yansıdı. Ben 4 tuşuna basıyorsam ekranda 7 çıktı örneğin.
“Tamam” dedim. “Bu telefon bozuluyor…”
Radyo dinleyebiliyordum hâlâ. Fakat telefonda bir gariplik olduğu da aşikârdı. Radyoyu kapattığım anda telefonla irtibatım da kesildi.
Tuş kilidi açılmadı. O zaman fark ettim ki tuş kilidi, aslında bizim dünyaya açılan penceremiz.
Beni arayanlara cevap verebilirim; ancak mesaj yazamaz, telefon edemez, müzik ve radyo dinleyemez, fotoğraf veya video çekemezdim. Üstüne üstlük cep telefonundan internete giremez, bir sonraki günün “uyanma” vaktini alarm saati vasıtasıyla ayarlayamazdım.
Allah’tan telefonum “cep bilgisayarı” değil…
Unutmadan söyleyeyim: Tuş kilidi açılmadığı için telefon rehberine de giremezdim. Yani kendi SİM kartımı kullanamamam ayrı. Ama bütün numaralar telefon ve bellek kartına kayıtlı olduğu için, bununla birlikte SİM kartını başka bir telefona taksam bile rehber görünmediği için “acil” bir durumda başka bir telefondan bile iletişim kurmam çok zordu.
Zira ev telefonunu biliyorum sadece.
Gazetenin numarasını da bildiğimi sanırdım, ama cep telefonu tamir için verdiğim esnaf “Size nasıl haber verebiliriz?” diye sorunca gerçeği anladım. Önce kendi telefon numaramı vermek istedim. Sonra bir anda vazgeçip gazetenin numarasını verdim. Ancak 5’ler 4, 4’ler 5 oldu. Neticede, kartvizitime bakarak telefon numarasını doğru olarak aktarabildim.
Tamirci esnaftaki durumumdan da bahsedeyim biraz:
-Telefonuma su döküldü, tamir imkanı var mı acaba?
-Nasıl bir su döküldü?
-İçme suyu döküldü…
-Tamam, muhtemelen yaparız o zaman…
Bu son cümle kurulurken “Arkadaş, bunun için tamirciye mi gidilir? Koyarsın güneşe bir gün sonra sapasağlam olur” iması sezdim. Hiç üzerime alınmadım. “Eh, iyi o zaman” deyiverdim. Ne yapayım… İçimi ferahlatacak bir kelama ihtiyacım vardı, o kelamı duymuştum.
Telefonun tamirciye götürülmesi, tamircinin telefonu incelemesi, bana haber vermesi, benim tamire onay vermem, tamirin sonuçlanması, yaklaşık 6 saat sürdü.
6 saati, Sezer Abi’nin verdiği telefonla geçirdim. Aşina olduğum telefon numaraları arıyordu ama, o numaraların kimlere ait olduğunu, ancak seslerini duyduktan sonra öğrenebiliyordum.
Bir cep telefonuna bağımlı hâle geldiğimi fark ettim. Belki siz de öylesiniz.
Hayatımızdan “teknoloji”yi çıkarsak, ortada bir şey kalmayacak gibi…
Buluşma vakitlerimiz ve yerlerimiz buna en güzel misaldir bence.
Eskiden “Çeşmenin önü”, “Kırtasiyenin yanı”, “Parkta” gibi şifreler kullanırdık, buluşma için belirlediğimiz zamandan 5 dakika önce ilgili mekanda hazır olurduk.
Şimdi nasıl olsa telefon var ya, bir mesajla her şeyi çözebiliyoruz. Mesajların Türkçesi ile cep telefonu Türkçesi şöyle olabiliyor:
– Beni beklemeyin, trafikteyim… (Bn bklemyn, trafikteim)
-Hacı abi, ben biraz gecikeceğim. (Hcı abi, bn brz gckcem.)
-Gelmiyorum… (Glmiorm)

Yazarın Diğer Yazıları