Murat Arısoy

Cumhur, sandıkla sınırlı değil – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

29 Ekim 2012 Pazartesi 02:00:00
  İnternette ya da gazetelerde gördüğümüz, televizyonda ya da radyoda duyduğumuz, hoşumuza giden mesajları, metinleri “kendi üretimimizmişçesine” sevdiklerimize, saydıklarımıza gönderdiğimiz bir bayramı daha geride bıraktık.
Kendi görüşümüzü, kendi cümlelerimizle ifade etmek yerine, başkalarının cümlelerini paylaşmak kolay geldi bize. İyi de o zaman, biz mi “mübarek bayramlar” dilemiş olduk, yoksa bize hoş gelen cümlenin sahibiyle bizim sevdiklerimiz arasında gözle görülmeyen bir bağ mı oluştu?
“Matbu” mesajlara karşıyım o yüzden. Neden aracılar vasıtasıyla bayramları kutlayayım ki? Cafcaflı temenniler yerine, “Ellerinizden öperim, gözlerinizden öperim. Bayramınız mübarek olsun. Hayırlı bayramlar” gibi cümleleri tercih ederim. Eğer çok ağdalı bir mesaj atacaksam da oturur, uğraşır, yazar, siler ama en sonunda amacıma ulaşırım.
***
Bu sene denk geldi. Kurban Bayramı’nın hemen ardından Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz. Her ikisi de bizim değerimiz, fakat birbirinin yerini tutan seçenekler gibi algılanıyor ne yazık ki. Her bayramın yeri ayrı.
***
Kurban Bayramı’nda “Bayram bugün mü, yarın mı”, “Kestiğimiz kurbanlar, kurban niyetiyle oldu mu, yoksa sadaka yerine mi geçti” gibi tartışmalar yaşandı.
Cumhuriyet Bayramı’nda ise Allah’tan şimdilik böyle bir tartışma yok. Ama başka tartışmalar var elbette.
Meselâ, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin Ankara’da Birinci Meclis önünde kutlayacakları Cumhuriyet Bayramı’na engel geldi. Gerekçe ise “istihbarat”. İyi de devlet denilen organizma, istihbarat toplamak ve topladığı istihbaratın gereğini kimseye duyurmadan yerine getirmekle mükellef değil mi? “İstihbarat var, yürüyüşe izin vermeyiz” demek, organizmanın bir yönünün aksak olduğunun itirafı olarak kabul edilebilir.
***
Tabii cumhuriyetten ne anlamamız gerektiği de önemli. Zira cumhuriyet, toplumun refahı için toplumun söz sahibi olması anlamına geliyor.
Peki Türkiye’de durum nasıl?
En baştan söyleyeyim: Şu andaki izlenimlere göre “cumhuriyet”ten de “demokrasi”den de bahsetmek mümkün görünmüyor.
Cumhuriyet, demokrasi ve sandıklardaki seçim bir bütünmüş gibi sunulup “halk gerisine karışmasın” deniliyor.
Oysa halkın karışması gereken durum, tam da “seçimlerden” sonra başlıyor. Verilen vaatler yerine getirildi mi, getirilmedi mi; halkın refahı arttı mı, artmadı mı gibi soruların sorulması ile “cumhur” esaslı bir anlayış yerleşebilir.
“Cumhur”un sandıkla sınırlı tutulduğu bir başka konu ise ülkenin genel kaderini ilgilendirecek yasa tasarıları, Anayasa paketlerinde halkın görüşünün sorulduğu “referandum”lar. “Büyük kararları versinler” diye Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiğimiz vekillerimiz, istişare yapmadıkları için, okumadıkları metinlerden doğan pürüzler neticesinde “Hadi halka soralım” diyorlar. Halk, bir nevi “Kim milyoner olmak ister” gibi yarışmalardaki seyirci rolünde. “Evet” ya da “Hayır” butonlarına basarak, karar veriyor.
Büyük meselelerde halkın kapısını çalan siyasiler, yerel sorunlarda ise “Herkes uzman kesildi”, “Bu işi biliyoruz da yapıyoruz” gibi cümlelerle halkın talebini geri çeviriyor. Halk, şehir içinde ayağının kaymadan yürüyebileceği kaldırımları, nefes alabileceği geniş alanları, yolların açık otopark hâline gelmemesini, hafif raylı sistemin kullanılmasını istiyor. Yeşillik, mavilik istiyor, ama adım başı bina görmek istemiyor. Halk, yürümek istiyor, yönetimi takip etmek istiyor, şeffaflık istiyor, protesto etmek istiyor, yaşadığı beldesi köy olmasın istiyor.
Şehirde, beldede, köyde yaşayanlara“Siz ne istersiniz” diye sormaktansa “Biz bunu istedik ve yaptık” anlayışı ile hareket ediliyor. Bu durumda halk, “Ülke meselelerini bilen, ama şehir meselelerini bilmeyen” garip bir kitleye dönüşüyor.
***
“Cumhur”un her kesiminin talep ve refahının dikkate alındığı, bağımsızlığın korunduğu, törenlerin “sıra savmak” yerine coşkuyla icra edildiği bir Cumhuriyet Bayramı diliyorum.
Nice 29 Ekim’lere…

Yazarın Diğer Yazıları