Murat Arısoy

Deprem İddianamesi yazılmalı – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

22 Kasım 2011 Salı 02:00:00
  2007’den bu yana pek kişi ve kurum hakkında çeşitli iddianameler hazırlandı. Hatta 2004-2005’ten başlayan süreci takip edersek, Şemdinli iddianamesinden sonra Ergenekon 1-2-3, Poyrazköy, Balyoz, Islak İmza, Oda Tv, Deniz Feneri, terör örgütünün siyasi uzantısı, şike.. derken ülkemizin üç tarafı iddianamelerle çevrili hâle geldi neredeyse.
Hazırlanan iddianamelerin kaçının tutarlı, kaçının tutarsız olduğunu sormayacağım. iddianamelerdeki bir kısım bilginin, “şüphelilerin”, “sanıkların” zaten kamuoyuna açıkladıkları bilgiler olduğunu da hatırlatmayacağım.
Ama hatırlatmak istediğim konu, insanın canını tehlikeye atmanın ciddi bir suç teşkil ettiği gerçeğidir. Tekerleme gibi tekrar ettiğimiz “Deprem değil, bina öldürür” cümlesinin içeriğini hiç incelemeden, birkaç hatalı söz sarf eden Bakan’ın, ya da alelacele “yakalanmış” bir müteahhidin üzerine gitmekle bu gerçeği değiştirmek mümkün değil.
“Deprem değil, bina öldürür” cümlesinini öğelerini bulmakta zorlanıyoruz. Hele özne kısmına “bina”yı telaffuz ettik mi, günah bizden gidiyor. Trafik canavarı tanımı gibi. Sanki bir canavar var, o bizim beynimize hükmediyor. O hüküm sırasında kazalar meydana geliyor. Oysa biliniyor ki o “trafik canavarı” denilen her neyse, kişinin bizzat kendisi. Çalan telefon, hız pedalı, kontrolü yapılmamış donanım, alkol, dikkatsizlik, uykusuzluk… Yani insanın iradesiyle, yapmasıyla ya da yapmamasıyla oluşan bir durum trafik kazası.
Depremde, binanın öldürmesi de insanla ilgili. Bir bina, kendiliğinden olmuş, deprem sırasında da kendiliğinden çökmüş gibi davranmak, akıl sınırları içinde değerlendirilebilir mi?
Bu binanın müteahhidi yok mu?
Mühendisi yok mu?
Ruhsata izin veren yöneticilerin sorumluluğu yok mu?
Bina yapıldıktan sonra bir kere bile kont-rol edilmemesinin bir izahı olabilir mi?
“Deprem olursa ne yapılmalı” sorusunun cevabını arıyoruz, bir kez daha. Ama geçmişe yönelik bir soruşturma başlatıldığını duymadım hiç. 1999 Depremi’nde tek suçlu Veli Göçer değildi kuşkusuz. Ama hedef tahtasına oturtuldu, idamı istendi.
Kentsel dönüşüm düzenlemesi bir ihtiyaç. Bir kısım işadamlarını “yeni zenginler” kategorisine taşımamak kaydıyla.
Lâkin o aşamadan önce, toplum vicdanının kabul edeceği bir deprem iddia-namesi hazırlanmalı. 1999 Depremi veya takip eden depremler için zamanaşımı kavramıyla karşılaşabiliriz. Kaldı ki ö dönemde bazı davalar açılmış, fakat sonuçları “muamma” hâline gelmişti. 23 Ekim 2011’deki deprem için ise zamanaşımı işlemesi mümkün değil.
Van’da yıkılan ve hasar gören binalar binalar tek tek tespit edilmeli. Ada-parsel numaraları saptanmalı. Binaların kimler tarafından, hangi firmalara ya da kişilere inşa ettirildiğinin dökümü çıkarılmalı. Bu da yetmez. Yıkılan ve ağır hasar gören binalara hangi il ve ilçe yöneticisinin imzasıyla ruhsat verildiği bilgisine de ulaşılmalı. Ve ivedilikle Van Depremi
İddianamesi hazırlanmalı. İddianamenin ana ekseninde ise ihmal ve adam öldürmeye teşebbüs yer almalı.
Son dönemde gördüğümüz iddianameler-deki usul, önce şüphelilerin tutuklanması, ardından bilgi toplanması idi. İtirazlar gelecektir şimdi, “Öyle değil efendim, şüpheliler, takip edildikten sonra tutuklandı” denilecektir. Bununla birlikte tutukluların, ne ile suçlandıklarını tutuklandıktan aylar sonra öğrendikleri, mahkemelerinin de aylar sonra başladığı malum.
Deprem vakasında ise olay somut. Kuralına uygun yapılmayan, denetlenmeyen, güçlendirilmeyen binalar, can ve mal kayıp-larına yol açtı. Sorun, bu somut olayda ihmali bulunanların kamu vicdanı doğrultusunda cezalandırılıp cezalandırılmamaları sorunu. Madem yeni usul, “teamül” hâlini aldı, depremde ihmali olduğu tahmin edilen herkes, soruşturmaya dahil edilmeli. Türkiye, depremde can kaybı yaşamak istemiyorsa, hakikaten her can kaybı bizim canımızı acıtıyorsa Van Depremi İddianamesi mutlaka hazırlanmalı.
Silivri dolu…
O zaman İzmir’de kurulması planlanan devasa “tutuklu kampüsü”nde yargılanabilir Van Depremi İddianamesi’nde adı geçenler.

Yazarın Diğer Yazıları