7 Haziran seçimlerinden önce dikkat çekici vaatlerin başında “asgari ücret”in artırılması, yoksulluğun bertaraf edilmesi geliyordu. Bu vaatlerin ülke genelinde uyandırdığı heyecanın sandığa yansıyıp yansımadığını tahlil etmek, mühim bir mesele. Bir kesim, bu vaatlerdeki mesajın yerine ulaştığını ve muhalefet partilerinin oylarının yükseldiğini belirtiyor. Bir kesim ise vaatlerin bir partiye tek başına iktidar getirmediğini savunuyor.
Tartışmalar sürecektir mutlaka.
Ancak bugün “siyaset”ten bahsetmeyeceğim. Bugünkü konumuz “israf”. Doygun Ekmek firması bir araştırma yapmış. Araştırmanın sonucu, ekonomik sorunlarımızın israfla doğrudan ilişkisi olduğunu gösteriyor.
Araştırmaya göre Türkiye’de 1 yılda çöpe atılan ekmeğin maliyeti 1 milyar 430 milyon lirayı buluyor. 1 milyar 430 milyon lira, 1 milyon 430 bin adet asgari ücret anlamına geliyor.
Sadece çöpe attığımız ekmekle birçok şey yapılabilirmiş. Bunu da Doygun Ekmek firmasının araştırmasından aktaralım:
“24 derslikli 191 ilkokul, 25 derslikli 168 lise, 954 spor salonu, 10 milyon 147 bin 518 öğrencinin bir aylık okul gideri karşılanabilir. Yaklaşık 1.4 milyar lira, 100 yataklı 84 hastanenin proje maliyetine eş değer durumda. Dar gelirlilerin büyük ihtiyaç duyduğu konut alanında ise israf edilen ekmeğin parasal tutarıyla 37 bin 284 kişi konut edinebilirken 35 bin 770 kişi tüm evlilik masraflarını karşılayabilir.”
Veriler, israfın boyutlarını ortaya koyuyor. Bir ara ülke genelinde yaygınlaştırdığımız israfı önleme kampanyalarının neticelerini tam olarak bilemiyoruz. Kampanyaların başlangıcını hızla yapıyoruz, ancak ne kadar kişiye ulaşıldığını, ne kadar farkındalık oluşturulduğunu, meselâ kaç ekmeğin israfının önüne geçildiğini toplumla paylaşmıyoruz.
İsrafı önleme kampanyasından elde edilen sonuçları ülke genelinde anlatsak başarımız bir kat daha artacak.
Bir de şu var: Kampanyaların başlaması ya da büyümesi için ille de bir yetkilinin destek vermesini beklememeliyiz.
Sormalıyız kendimize: Bu kampanyayı nasıl büyütebiliriz?
Ekmek israfının önlenmesi rüzgârı 2013’te esti, sonra etkisini kaybetti.
Ekonomik durumumuzun düzelmesi için önce israfın önüne geçmeli, israfa karşı topyekün bilgilendirme mücadelesi vermeli, verdiğimiz mücadeleyi de hayatımıza uygulamalıyız.
“SEN YEMEZSEN BEN YERİM Kİ”
İzmir’de Kırçiçeği Restoran, hayvan hakları dernekleri ile birlikte örnek bir kampanyaya imza atmıştı. Kampanyanın ismi “Sen yemezsen ben yerim ki”. Bu isim, ipucu veriyor aslındı. Müşterilerden kalan yiyecekler, özel patili porselen tabaklarla sokak hayvanlarına veriliyor. Böylece israfın önüne geçiliyor.
“CÜZİ MİKTAR…”
“Polise üniforma ‘rica’sı” başlıklı yazıda, Emniyet Müdürlüğü’nden polis memurlarına gelen “tebliğ” doğrultusunda yeni kıyafetlerin alınması hususunda “rica” ile karışık “zorlama”nın olduğunu yazmıştım.
Emniyet’ten bir yetkili, durumun böyle olmadığını söyledi. Yetkilinin dedikleri şöyle:
“Böyle bir haber gördük. Bu Afyonkarahisar’la mı ilgili bilmiyoruz. Ancak Afyonkarahisar’da trafik polisleri, kendileri yeni, Şahinler’e benzer kıyafetler istedi. Bu talepleri doğrultusunda sizin yazdığınız kadar bir miktar değil, cüzi bir miktar çıktı. Devletimiz zaten gerekli yardımı yapıyor. Zorlama diye bir şey yok.”
Eh, öyle diyorsanız öyle olsun. Tebliğ, tebellüğ var mı, kıyafetlere ne kadar para verildi/verilecek? Bu soruların da yanıtını bekliyorum.