Eskiden beri tanıdığım ve değer verdiğim bir büyüğüm ile sohbet ediyorduk. Büyüğüm, “Yazıp çiziyorsun, biraz da gelişmelere şöyle bak” dedi ve anlatmaya başladı:
“Önce ihracattan başlayalım: Sen ihracatta Afyonkarahisar’ın komşu illere göre geride kaldığını yazmışsın. İstatistik olarak doğru; ama bunun sebepleri var. Birinci sebep şu: Eskiden Afyonkarahisar’dan mermeri Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti alıyordu, bunların yanı sıra Avrupa Birliği ülkeleri de Afyonkarahisar’dan mermer ithal ediyordu. Şu an Çin Halk Cumhuriyeti, eskisi gibi bu pazarda hevesli değil. Muhtemelen başka arayışlar içindeler. Avrupa Birliği’nde ise dış ticaret neredeyse durma noktasına geldi. Eski dönemlerdeki gibi talep yok, hareketlilik yok. Mermerde tek çıkış yolu Amerika Birleşik Devletleri. Orada da Başkanlık Seçimleri dolayısıyla bir frene basma durumu vardı. Donald Trump seçildikten sonra seyir değişti. Trump, ticareti ve hareketliliği sever. Afyonkarahisar’ın ihracattaki ikinci ürünü Irak’tı. Irak’ta da yumurtanın ithal edilmemesi için çalışmalar yapıldı; kendi ihtiyacı olan yumurtayı üretiyorlar.
Şimdi diyeceksin ki ‘Madem ihracatta sorun yaşıyoruz, neden ürün çeşitliliğini tartışmıyoruz’… Tamam bunda mutabıkız. Çevremizdeki illerden mesela Kütahya’da seramik üzerinde ihtisaslaşmışlar. Seramiğin piyasası bambaşka. Peki Afyonkarahisar’da neden ürün çeşitliliği olmuyor da ihracatımız 1 milyar doları geçmiyor?
Ben sana baktığım pencereden aktarayım durumu: Afyonkarahisar’a şehir dışından yatırımcı gelecek. Yatırımcı 2-3 bin kişiyi istihdam edecek. Ama buradan yatırımcının aldığı izlenim şöyle: Afyonkarahisar’da işçi çalıştırmak zor… Herkes rahmete zahmetsiz ulaşmak istiyor. Ben bunu kendim de görüyorum. Çalışmak yerine gezmeyi tercih eden bir kitle var. Kafelere bak, her gün dolu. Ramazan ayında bir lokantada iftar açmak istesen boş yer bulamazsın, iki –üç gün öncesinden rezervasyon yapılıyor. Çalışmadan, neyin parası harcanabilir, böyle bir davranış şekli ne kadar sürdürülebilir? Ben de şaşıp kalıyorum.
Yine diyeceksin ki ‘İnsanlar kendi değerlerinin farkına varılmadığını düşündükleri için tedirgin oluyorlar ve çalışmaya yanaşmıyorlar’. Paraya ihtiyacı olan çalışır; ben bunu gördüm.
Bizimkiler çalışmaya istekli olmadığı için Afganları çalıştırıyorlar. İşverenin işi tam görülüyor. Buna karşılık işveren ‘aman elimden kaçmasın’ diye Afganlı çalışanların market ihtiyaçlarını bile karşılıyor.
Türkiye’de şu anda ekonomik olarak biraz sıkışıklık var; ama 2027’ye kadar Hazine dolacak; sonra da refah ve bolluk dönemi başlayacak.”
Değerli büyüğümün görüşleri böyle… Farklı pencerelerden bakmak yarar getirir, düşünce dünyamızı çeşitlendirir.
Fikir tartışmalarındaki bakış açıları, şehrin ilerlemesine katkı sağlayacaktır.
ZAM YAPMAYIN, ALIM GÜCÜNÜ YÜKSELTİN
AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Kanal 7’de yayınlanan Başkent Kulisi programında sabit gelirli vatandaşların maaşlarına ara zam yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir soruyu şöyle yanıtlamış:
“Diyelim ki 22 bin 100 lira veya 30 bin lira maaş alan bir kişiye 10 bin lira ilave zam yaptığınızda; bunun 3 bin lirasını harcayayım, 7 bin lirasıyla tasarruf edeyim demez. 10 bin lira veya daha fazla olsa onların tamamını, 15 bin lira da yapılsa eskiden kalmış eksik gördüğü ihtiyaçlarını bir an önce gidermenin yoluna gideceğinden dolayı mal-fiyat dengesini alt üst ederek ve enflasyona baskı unsuru ve refah seviyesini ilk anda bir mutluluk yaşarız ama ondan sonraki gelecek süreçlerde mutsuzluk yaşanır.”
Helal olsun! Gerçekten enflasyonun sabit gelirliler dolayısıyla yükseldiği de böylece “ispatlanmış” oldu.
Bu cümlelerde esasında gerçeklik de var: Sabit gelirlilerin maaşları o kadar düşük ki, vatandaş hayatından fedakârlık yapa yapa, alması gerekenleri almaya almaya ilerliyor. O nedenle eline geçen ilk maaş artışında geçmişteki açıklarını kapatmaya çalışıyor.
Ayrıca sabit gelirli fedakârlık yapsa da devletin doğrudan müdahale etmesi gereken kurum ve kuruluşlar kendi aldıkları ücretlerden fedakârlık yapmıyor.
Bakanlık ve Bakan Yardımcılığı yapmış siyasetçilerin, emeklilik hakkı kazanmış Milletvekillerinin neredeyse tüm hayatları boyunca sağlanan “ücretsiz hizmetler”, imtiyazlar her nedense “enflasyon” kalemleri arasında sayılmıyor.
Hükümete yakın ATV ve A Haber’in bile “Nerede o eski Ramazan kolileri” başlığıyla haber yapıp, Ramazan için hazırlanan gıda kolilerindeki çeşitliliğin azaldığını haber yaptığı şu günlerde, Elitaş’ın açıklamasına ne demeli?
Sabit gelirli, öyle afaki zam da istemiyor. Ürünlerde geçen yıl hangi fiyat geçerli ise bu yıl da o fiyat geçerli olsun. Bu kadar… Bunu sağladığınızda zaten yüzde 40, yüzde 50 oranlarında zam yerine yüzde 2-3’lük zamlar bile yeterli olacaktır.
Ne diyordu Erhan Güleryüz…
“Açız biz biliyorum; aşka, dostluğa, kardeşliğe açız…”