Bugün 11 ayın sultanı Ramazan’ın başlangıcı… Bu mübarek ayı mutlulukla karşıladık. Sefa geldi, hoş geldi…
Ramazan ayında, nefis terbiyesi üst düzeye çıkar. Bu ayda herkes başkasının (ötekinin) hâlini anlamaya çalışır; dayanışma ve yardımlaşma duygularıyla hareket eder.
Ramazan ayları, bizlere kişisel sorumluluklarımızın yanı sıra topluma ve insanlığa karşı sorumluluğumuzu da hatırlatır.
Zaten İslâm, “ben ibadetimi yaparım, ötesine karışmam” denilmesini arzu etmez. İyilikleri yapmak ve yaymak, kötülükleri de yasaklamak ve eleştirmek, İslam’ın bizlere verdiği görevlerdendir.
Dolayısıyla herkesin sorumluluğu, kendi yetenekleri ve imkânları doğrultusunda iyilik adına mücadelesi vermesi, kötülüğün karşısında durmasıdır.
Pekiyi, nedir iyilik ve kötülük…
Evet, bazı iyilikler ve bazı kötülükler “görecelidir”, kişiden kişiye değişir.
Ama düpedüz kötülükler hiç değişmez…
Yakın tarihin, dünyaya mâl olmuş, düpedüz kötülüklerini hatırlayalım:
Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak Harekatı, Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan İşgali, Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Irak İşgali, İsrail’in çeşitli tarihlerde yaptığı baskı ve zulmün 7 Ekim 2023’ten sonra Filistin’de soykırıma dönüşmesi…
Şimdi sözde ilan edilen ateşkesin ardından geldiğimiz noktada, bu kötülüğün başka bir şekilde devam edeceğini görüyoruz.
Dünyanın iki terör devletinin nasıl ittifak yaptığını biliyorduk; ancak kendileri de bunu gizlemiyor…
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, daha önce sözlü olarak açıkladığı “Gazze’nin küresel ekonomiye kazandırılması” projesini, bu sefer görüntülerle duyurdu. Trump’ın kendisine ait sosyal medya platformunda paylaştığı “Trump’ın Gazzesi” başlıklı video, esasında emperyalizmin Ortadoğu’ya ve Müslümanlara nasıl baktığını da özetliyor.
Yapay zekâ desteğiyle üretilen videoda, Filistin’in direnç noktası olan Gazze, zengin bir tatil beldesini andırıyor; Trump ve ortağı İsrail Başbakanı Netenyahu havuz kenarında güneşleniyor, Trump’ın bakanı Elon Musk da yöresel lezzetlerin tadına bakıyor; paraları saçıyor.
Videoda tercih edilen mesajlar da dikkat çekici:
“Artık tünel yok, artık korku yok.”
“Trump’ın Gazze’si sonunda burada!”
“Donald sizi özgür bırakmaya geliyor.”
“Trump’ın Gazze’si ışıl ışıl parlıyor. Altın bir gelecek, yepyeni bir ışık. Şölen ve dans. İş bitti.”
Filistinlileri Gazze’den “tehcir” etmeyi hedefleyen Trump’ın Amerikan basın kuruluşlarına verdiği demeç de dikkat çekici… Trump, “Bunu yapmanın yolu benim planım. Gerçekten işe yarayan planın bu olduğunu düşünüyorum. Ama ben bunu zorlamıyorum. Sadece arkama yaslanıp bunu önereceğim” diyor.
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve destekçileri, tüm dünyayı kendi “arena alanları” gibi görmekten geri durmuyor; bunu dünya ile alay edercesine ve tabii ki meydan okuyarak ilan ediyor.
Filistin Davası’na sahip çıkmak, iki yönden önemlidir:
Birincisi, Filistin’de yapılan zulüm, insanlık dışıdır; savaş suçudur, soykırım suçudur. Suçun sorumlularının hesap vermesi, bizim de boynumuzun borcudur.
İkincisi, Trump-Netenyahu şer ittifakının hedefleri arasında Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozmak da yer alıyor. Buna karşı çıkmak da vatan görevidir…
Ramazan ayı vesilesiyle, Gazze’mizi aklımızda tutalım, sorumluluklarımızın ve görevimizin bilincinde olalım.
Gaza’mız mübarek olsun!
1 MART 2003 TEZKERESİ
Bugün 1 Mart 2025… 1 Mart’ın siyasi tarihimiz bakımından ayrı bir önemi bulunuyor. 1 Mart 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının altı ay süreyle Türkiye'de bulunmasına ve muharip unsurların Türkiye dışına intikalleri için gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasanın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi” görüşülmüştü.
Tezkerenin gerekçe kısmından sonraki maddeleri şöyleydi:
“1-Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ve bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına,
2- Uluslararası meşruiyet kuralları çerçevesinde, en fazla 62 bin askerî personelin ve hava un surları olarak 255 uçak ve 65 helikopteri aşmamak kaydıyla yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının, hükümetin tespit edeceği mücavir bölgelerde geçici olarak konuşlandırılmak üzere 6 ay süreyle Türkiye'de bulunmasına; bu amaçla Türkiye'ye gelecek yabancı kara kuvvetlerinden destek unsurları dışındaki muharip unsurların geçici olarak konuşlandırıldıkları bölgelerden Türkiye dışına intikallerinin en kısa sürede tamamlanması ve yabancı hava ve deniz kuvvetleri ile özel kuvvetler unsurlarının muhtemel bir harekâtta kullanılmalarını sağlayacak şekilde konuşlanmaları ve yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını üst uçuş amacıyla kullanmaları için gerekli düzenlemelerin yapılmasına; bu yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'ye gelişiyle ilgili hazırlıkların yürütülmesine, Türkiye ülkesinde tabi olacakları statü ve Türk Silahlı Kuvvetleriyle işbirliği esas ve usullerine ilişkin düzenlemelerin hükümetin belirleyeceği esaslar çerçevesinde yapılmasına…”
Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgalinde Türkiye topraklarını kullanması, Türkiye’de savaşa asker bulundurmasını öngören tezkere, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan oylama ile reddedildi. Bu tezkere kabul edilseydi, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde bahsettiği gibi “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir”di.
Bu tezkerenin reddi, yakın tarihimizin gurur madalyalarından biridir.