Murat Arısoy

Gazeteci, köşe yazarı… – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

11 Aralık 2010 Cumartesi 02:00:00
  Habercilik zor meslek. Ama dikkat edin “gazetecilik” demiyorum.
Kendimi de “gazeteci” olarak görmüyorum henüz. Belki 15 yıl sonra fikrim değişir.
Bana göre gazetecilik, yıllar isteyen ve “üstadlık” makamına erişmiş kişilerin sıfatı.
Bana sorduklarında “Ne iş yapıyorsun” diye, mümkün mertebe “Muhabirim” diyorum. “Haberciyim” de diyebilirim.
Kendi aramızda sohbet ederken şu soruyu sorduğumuz olur:
İletişimci miyiz, haberci miyiz, gazeteci miyiz?
Her insan iletişimci sayılır. İletişim kurmadan sağ kalmamız çok zor zira. Sözlü, yazılı ya da işaret diliyle, yüz hareketleriyle mutlaka iletişim kurarız.
Derdimizi, sıkıntımızı, neşemizi, sevgimizi anlatmanın tamamı iletişim içinde.
Dolayısıyla iletişimci olmak için, “iletme” görevinden para kazanıyor olmak gerekmiyor kanaatimce.
İletme görevinden para kazanmak… Beni tanımlıyor olabilir ki bu da “muhabir” ya da “haberci” olarak nitelenebilir.
Çünkü şu aşamada da benim de diğer çoğu arkadaşımın da yaptığı “Bir kimse şunu dedi, bir yerde bu olay oldu” tarzında haberler.
Tam okullarda öğretilen model. İleti, aracı, iletilen…
Mahalledeki bir olayı arkadaşınıza anlattığımızda nasıl olay ile kişiler arasında köprü va-zifesini görüyorsak haber yazarken bu köprü kuralına riayet ediyoruz.
Muhabirliğin temeli zaten bu köprü görevini yerine getirmek.
“Gazeteci” ise farklı anlamlar kazanıyor.
Eskiden “Ben gazeteci olacağım” derdim, büyüklerim de bir kelime oyunuyla “Gazete mi satacaksın” derdi.
Halbuki benim olayları araştıran ve toplumun sesini gündemde tutan bir meslek yapma isteğimi, büyüklerim de fark etmişti.
Gazeteci kelimesi bana göre, bizim gibi gençlerin idealinde olması gereken ama belli bir yaşa kadar kullanmaması gereken bir sıfat.
Benim zihnimdeki gazeteci, haberleriyle yöneticilere yön verebilen, olayları ve gelişmeleri bir bağlam içinde yorumlayabilen, geçmişi bilen, geleceğin güzel olacağına inanan, tahlil yeteneği kuvvetli, perde arkasındaki durumları “perde önüne” aktarabilen, haber sarrafı, titiz bir kuyumcudur.
Ertuğrul Özkök “gazeteciyim” dese yeridir, Ekrem Dumanlı “gazeteciyim” dese yeridir, Afyonkarahisar’daki tecrübeli ve haberlerden habere koşmuş abilerimiz “gazeteciyim” dese yeridir.
Ama “yeni kuşak” “gazeteciyim” dese, biraz tuhaf olur.
Kendi gazeteci tarifime şu an için uyduğumu söyleyemem.
Zaten o nedenle “Gazeteciyim” demekten çekinirim.
Ama benim çekinmem yetmiyor, mesleğe gönül vermiş büyüklerimin-küçüklerimin de bu konuda kafa yorması gerekiyor.
Köşe yazarı sıfatının içeriği de gazeteci sıfatına benzemeli bana göre.
Yani her önüne gelen “Ben köşe yazarıyım” diyememeli.
Bir insanın, bir gazetelerin sütununda fikirlerini kamuoyuyla paylaşması dolasıyla bir “köşe”ye sahip olması farklı şey, “köşe yazarı” olması farklı şey.
Bir de “büyük yazar” sıfatı var, bazıları, bazılarını böyle tanımlar: Büyük yazar…
Bununla en iyi, Yılmaz Özdil dalga geçmişti. Sabah gazetesinden Hürriyet gazetesine geçtiği sırada Hürriyet, Özdil’i “Büyük yazar” diye anons etmişti. Özdil de Hürriyet’teki ilk yazısında kullandığı bütün harfleri büyük yazmıştı. “Büyük yazar diyorlar, kastettikleri benim büyük harflerle yazmam” içeriğinde bir yazısı yayınlanmıştı.
Şimdi bu satırları okuyan dostlarım, “Murat, kime söylüyorsun bunları” diye soracaklar.
Yok, inanın ki. Kimseye çattığım yok.
Sözüm kendime, sazım kendime, davulum-zurnam kendime…
Sivrisinek misali…

Yazarın Diğer Yazıları