10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla tebrik mesajı ileten dostlara teşekkür ederim. Bu vesile ile “Gazetecilik” nedir, ne değildir; bilgilerimizi güncellemek; yeni meslektaşlarımıza da bir bilgi notu bırakmak isterim.
Gazetecilik, kamu adına kamuoyunu bilgilendirme mesleğidir. Bu cümleyi biraz açmak gerekirse: Toplumu ilgilendiren her gelişme, resmi kurumların ve özel kuruluşların yaptığı her faaliyet, her önemli kişinin eylem ve sözleri; bunun yanında vatandaşların görüş ve talepleri gazeteci için haber değeri taşır. Hangi konunun haber olarak yazılıp okuyuculara/takipçilere aktarılacağı ise gazetecinin bakış açısına ve bağlı bulunduğu basın kuruluşunun yaklaşımına bağlıdır.
Ancak hiçbir haberin tekdüze doğrusu yoktur. Bir olayı, gelişmeyi farklı basın kuruluşları farklı şekilde yansıtabilirken yine bir olay ya da gelişmeyi aynı basın kuruluşundaki gazeteciler de kendi bilgi ve görgülerine göre farklı yaklaşımlarla haber yapabilir.
Burada esas olan “doğru”nun peşinde olmak, Tevfik Fikret’in dediği gibi “Kıran da olsa kırıl, fakat eğilme sakın” ilkesinden taviz vermemektir.
Doğrunun peşinden giderken hata yapılabilir; hele günümüzde hız konusu tüm unsurların önüne geçmişken gazetecinin hata yapma ihtimali daha da artabilir.
Burada önemli olan yapılan hatanın fark edilmesinden sonra açık yüreklilikle yine doğruyu (ve hatasızı) yazmak olmalıdır. Doğrusuna ulaşmak için bir gelişmenin taraflarından bilgi veya demeç alınmalıdır. (Tabii taraflar iletişim kanallarını açık tutuyorsa.)
Sosyal medyanın her evi esir aldığı günümüzde bir konunun, iddianın, gelişmenin doğruluğunu teyit etmek zorlaştı. Bu nedenle, İletişim Fakültesi’nde bize öğretilen 5N1K’nın güncellendiğini görüyoruz. Nedir 5N1K?
Haberi yazarken “Ne, Ne Zaman, Nerede, Nasıl, Neden, Kim” sorularının cevaplarına yer vermemiz gerekiyor.
Peki 5N1K nasıl güncellendi?
“Kim” sorusuna “Kimden” sorusunu ekleyerek.
Bilgi kimden geliyor? Bilgiyi veren kişi, gazetecinin doğruya ulaşmasını mı istiyor, yoksa kendi doğrusunu gazeteciye mi dayatıyor…
Bunlar gazetecinin meslek hayatı boyunca yaşadığı/yaşayacağı sorunlar.
Ancak sahadaki izlenimim şu:
Teyit, 5N1K, 5N2K, doğrunun peşinde koşmak gibi kavramlardan önce çözmemiz gereken başlıca bir sorun var:
Merak ve bilgi.
Gazetecinin beslendiği asıl kaynak meraktır. Merak eden gazeteci sorgular, sorgulayan gazeteci doğrunun ne olduğunu önce kendi içinde tartışır. “Tarafsızlık” ve “taraflılık” mesleğin bir cilvesi. Gazeteci nerede taraf, nerede tarafsız olacağına önce kendi içinde karar verir. “Haktan, hukuktan yana taraf olmak” gibi büyük cümleler kurabilmek için “Hak nedir, hukuk nedir” diye sorması gerekir gazetecinin.
Gazetecilik, gerçekten merak işidir. Merak olmazsa gazeteci değil, kâtip olunur.
Bizim kuşak, “Belediye Başkanı değişti, kurum müdürlerini görevden alabilir mi” diye sormazdı mesela. Çünkü Türkiye’nin yönetim şekline ilişkin temel bilgilere sahipti meslektaşlarımız.
Mutlaka yanlış anladıklarımız olurdu (hâlâ oluyor); ama Belediye Meclisi ile İl Genel Meclisi toplantılarını birbirine karıştıran muhabir olmazdı.
Yapay zekâ diye bir teknoloji yoktu, anlıyorum; ama 2000’li yıllarda gazeteciliğe başlayan meslektaşlarımız kurumlardan gelen hazır bültenlerde “en çarpıcı cümleyi başlığa çıkarmak” için birbiriyle yarışırlardı.
Üzülerek söylüyorum: Merakın kaybolduğunu, bu kayboluşun gazetecilik hevesini de söndürdüğünü görüyorum.
Merak duygusu eksik olunca olaylar hakkında yorum yapma yetisi de gelişmiyor. Yapılan bir açıklamanın öncesi, sonrası hafızalarda olmadığında “gündelik” yaşanıyor; gün kurtarılıyor.
Oysa biliyoruz ki “milyonlarca hayranı olan” gazeteciler, görüşlerini beğenelim ya da beğenmeyelim, iyi bir arşivcidir; taze bir hafızaya sahiptir. Olayların nerelerden süzülüp günümüze geldiğini tahlil etme yeteneğine sahiptir.
Meslek adına umutsuz değilim; ancak gideceğimiz çok yol var, bunu da biliyorum.
NEDEN BÖYLE BİR YÖNTEM SEÇİLİYOR?
Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, 24 Temmuz Basın Bayramı’nda ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazetecilerle bir araya geldi. Her 2 toplantıda da gazetecilerin yoğun ilgisi vardı. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla düzenlenen program başlamadan önce Afyonspor Kulübü Başkanı Mevlüt Akkuş’un AFBEL ile ilgili açıklamasına da atıf yaparak AFBEL Genel Müdürü Mehmet Dereağzı’na hitaben “Biz otele girebiliyor muyuz” diye şaka yaptım, güldük.
Her iki toplantıda da Belediye Başkanı Köksal, bir açıklama yaptıktan sonra gazetecilerden gelen soruları yanıtladı.
Buraya kadar sorun yok. Ama sorun buradan sonra başlıyor:
Hem 24 Temmuz Basın Bayramı, hem de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ndeki etkinlikte gazetecilerle vedalaşmadan sonra sınırlı sayıdaki gazeteci, AFBEL Genel Müdürü Mehmet Dereağzı’nın odasına davet edilmiş. Dereağzı ile gazeteciler bir süre sohbet ettikten sonra odaya Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal girmiş. Köksal da her iki dönemde kendi gündemlerinde olan projeleri odadaki gazetecilerle paylaşmış.
2009-2019 yılları arasında Afyonkarahisar Belediye Başkanı olan Burhanettin Çoban döneminde sahada gazeteciydim. Çoban’ı yollar, su kesintileri gibi başlıklarda eleştirirdik; yine de Çoban kimseye ayrı davranmazdı. Bir bilgi verilecekse bunu basın açıklaması ya da basın toplantısı yaparak basın mensuplarına aktarırdı. Yazıp yazmamak gazetecilere kalırdı. “Bana yakın olana bilgi veririm” yaklaşımını hiç sergilemedi.
2019-2024 arasında Belediye Başkanı olan Mehmet Zeybek döneminde, sahada gazeteci değildim; o nedenle yorum yapamayacağım.
Çoban’ın gazetecilere karşı “bütüncül” yaklaşımının doğru olduğunu düşünüyorum. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın “Afyon’a damga vurması beklenen” projeleri neden sınırlı sayıda gazeteci ile paylaştığına ise anlam veremiyorum.
NEZAKET
Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, Afyonkarahisar Valiliği görevine geldiğinde, proje koordinatörlüğü yaptığı “Dijital Çağda Ebebeynlik” programının tüm bölümlerini izlemiştim. O dönem “Afyon gerçekten talihli bir il” yorumunu yapmış, sosyal medya hesaplarımda paylaşmıştım. Afyon’a bir vali, ama esasında bilimsel çalışmaları ve yayınlarıyla bir Hoca atanmıştı.
Nitekim Vali Yiğitbaşı’nın özellikle eğitim ve aile konularındaki çalışmaları, şehrin ivme kazanmasını sağladı. Ayrıca turizm alanında, ilgili tüm paydaşları harekete geçirmesi, farklı sektörlerde yatırımcıların ilgilerinin Afyonkarahisar’a yönelmesi başarı olarak kayıtlara geçti.
Bununla birlikte Vali Yiğitbaşı, gazetecilerle iletişim kurmak konusunda bana göre mesafeli davrandı. Belki de şartlar bunu gerektirdi. Takip ettiğim kadarıyla, önceden alışık olduğumuz gibi basın kuruluşları ziyaretlerini de pek gerçekleştirmedi.
Açıkçası bu önyargı ile katıldım, Öğretmenevi’ndeki 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü programına. Vali Yiğitbaşı, soğuk algınlığı dolayısıyla rahatsız olmasına rağmen, programın başından sonuna kadar nezaketle davrandı. Programın en önemli kısmı ise, Vali Yiğitbaşı’nın gazetecileri, oturdukları masalarda ziyaret etmesiydi. Vali Yiğitbaşı, programa katılan hemen hemen tüm gazetecilerle birebir sohbet etti, fikirlerini paylaştı. Bu nezaket alkış aldı.
“Devlet Ana” olarak Afyonkarahisar’a önemli hizmetler yapan Vali Yiğitbaşı’nın, Hoca vasfıyla da bilgilerini gazetecilerle paylaşmasını temenni ediyorum.