14 Ocak 2012 Cumartesi 02:00:00
Zaman ve mekan: Bir sabah, bir konut. Alışılagelen “dalga”lardan biri daha yapılır:
-Beyefendi sizi tevkif ediyoruz..
-Pek tabii, eve girin, buyrun… da suçum nedir söyler misiniz?
-Usül olarak suçları ancak nöbetçi mahkemede öğrenebiliyorsunuz. Fakat siz yabancı değilsiniz…
-Yabancı değil miyim?
-Evet, yabancı değilsiniz. Profesördünüz değil mi?
-Hayır.
-Komutan mıydınız?
-Hayır.
-Gözüm bir yerden çıkarıyor, parti lideri falan olabilir misiniz?
-Hayır efendim ne münasebet. Seçimden seçime oy veririm ancak.
-O zaman kesin gazeteci-yazar, entel, dantel bi’şeysiniz…
-Hayır yine olmadı.
-Bir mitingde, bir eylemde kameralarımıza “Merhaba” demiş de olabilirsiniz…
-Her neyse… Suçum nedir söyler misiniz?
-Ha onu diyorduk değil mi? Kusura bakmayın, dalgınlık. 2007’den beri dalga dalga.. Biz de yorulduk inanın…
-Konuya gelelim…
-Usül olarak suçunuzu ancak nöbetçi mahkemede öğreniyorsunuz, tutuklandıktan 5 ay sonra iddianameniz hazırlanıyor, 1 yıl sonra da mahkemeniz başlıyor.
-O durumu biliyorum da suçumu söyle-seniz…
-Tamam, kırmayayım sizi. Arkadaşlarınızla toplanıp gizli gizli 19 Mayıs’ı kutluyormuşsunuz…
-Nereden çıkardınız? Herkese açık bir şekilde kutladık 19 Mayıs’ı…
-İşte bakın hem suç işlemişsiniz, hem de suça teşvik etmişsiniz…
-Suç mu oldu bu?
-Evet, haberiniz yok mu?
-Ne bileyim, bi’ara o kadar çok özgürlük lafı edilmişti ki… “Yetmez, ama evet” diyesim bile geldi. Özgürlükler var zannediyordum…
-Özgürlük var canım, yok değil. 19 Mayıs kutlamalarını eleştirmekte özgürsünüz meselâ.
-Başka?
-Hükümetin yaptıklarını övmekte özgürsünüz…
-Gerçekten çok genişmiş özgürlük alanımız… Ne zaman suç oldu 19 Mayıs’ı kutlamak…
-Az önce… Şimdi de 23 Nisan ve 30 Ağustos’u kutlayanlar için tahkikat başlayacak.
-29 Ekim’i unuttunuz mu?
-Orası biraz karışık. Biliyorsunuz bazı doğumgünleri de 29 Ekim. Bir de düğün falan girebiliyor araya. O yüzden henüz bize ulaşan bir tebliğ yok…
-Aydınlattınız beni. Peki suçum 19 Mayıs’la mı sınırlı?
-Bize gelen bilgi bu yönde…
***
Aylar sonra, mahkeme salonu:
-Sanık… Size isnat edilen suçlamaları kabul ediyor musunuz?
-Bana isnat edilen suçlamalardan birini biliyorum ancak. 19 Mayıs’ı kutlamışım…
-Siz 6 ay yatıp çıkmak derdindesiniz anlaşılan.
-Daha büyük bir “kabahat” de mi işlemişim?
-İddianameye göre dosyanız kabarık…
-Öğrenebilir miyim neler yaptığımı, hafızamı yoklarım bu arada…
-Biliyorsunuz, savunma hakkı kutsaldır. Suçsuz olduğu ispat edilmeyinceye kadar herkes suçludur…
-Benim hatırladığım, öyle değildi…
-Ferman hükmünde kararname yayınlandı, bilmez misin bre?
-2012’de değil miyiz acaba?
-Alay etme. Sana isnat edilen suçları okuyorum: Mete Han tarafından kurulan ilk düzenli orduya destek vermek. Kürşat İhtilali öncesinde altyapı hazırlamak. Göktürkleri , o efsanelere konu olan dağı eritmek için kışkırtmak. Dağ eritme eylemini destan hâline getirmek…
-Ama bunlarla benim nasıl bir ilgim olabilir…
-Daha bitmedi… Selçuklu Hükümdarı Melikşah’a suikast yapan Haşhaşilerle işbirliği içinde olmak, Moğol İstilası’nın başarısı için dua etmek, Ertuğrul Gazi ve Osman Bey’in yararlanması için andıç hazırlamak…
-Biraz abartılmamış mı acaba suçlarım?
-Bu kadarla kurtaracağını mı sandın? Devamla: Hürrem Sultan’a suikast girişiminde etkin görev almak, Celali ve Patrona Halil İsyanları’na destek vermek…
-Ben neymişim…
-Ney değilsiniz efendim, ama ne olduğunuz iddianamede çok açık yazıyor…
-Lütfeder misiniz?
-Onu ilerleyen duruşmalarda söyleriz… Şimdi, bu suçlamalardan sonra ne diyeceksiniz?
-Ne demem uygun olur?
-Bence susma hakkınızı kullanın…
-En iyisi değil mi? Zaten mahkemede savunma yapan parti liderine 16 yıl hapis cezası verildi. Hem “karıştığım” eylemler, hem savunma hakkımı kullanmam dolayısıyla “fenalaştırılmış” müebbet cezası alabilirim sanırım…
-Sükut, ikrardandır…
Zaman ve mekan: Bir sabah, bir konut. Alışılagelen “dalga”lardan biri daha yapılır:
-Beyefendi sizi tevkif ediyoruz..
-Pek tabii, eve girin, buyrun… da suçum nedir söyler misiniz?
-Usül olarak suçları ancak nöbetçi mahkemede öğrenebiliyorsunuz. Fakat siz yabancı değilsiniz…
-Yabancı değil miyim?
-Evet, yabancı değilsiniz. Profesördünüz değil mi?
-Hayır.
-Komutan mıydınız?
-Hayır.
-Gözüm bir yerden çıkarıyor, parti lideri falan olabilir misiniz?
-Hayır efendim ne münasebet. Seçimden seçime oy veririm ancak.
-O zaman kesin gazeteci-yazar, entel, dantel bi’şeysiniz…
-Hayır yine olmadı.
-Bir mitingde, bir eylemde kameralarımıza “Merhaba” demiş de olabilirsiniz…
-Her neyse… Suçum nedir söyler misiniz?
-Ha onu diyorduk değil mi? Kusura bakmayın, dalgınlık. 2007’den beri dalga dalga.. Biz de yorulduk inanın…
-Konuya gelelim…
-Usül olarak suçunuzu ancak nöbetçi mahkemede öğreniyorsunuz, tutuklandıktan 5 ay sonra iddianameniz hazırlanıyor, 1 yıl sonra da mahkemeniz başlıyor.
-O durumu biliyorum da suçumu söyle-seniz…
-Tamam, kırmayayım sizi. Arkadaşlarınızla toplanıp gizli gizli 19 Mayıs’ı kutluyormuşsunuz…
-Nereden çıkardınız? Herkese açık bir şekilde kutladık 19 Mayıs’ı…
-İşte bakın hem suç işlemişsiniz, hem de suça teşvik etmişsiniz…
-Suç mu oldu bu?
-Evet, haberiniz yok mu?
-Ne bileyim, bi’ara o kadar çok özgürlük lafı edilmişti ki… “Yetmez, ama evet” diyesim bile geldi. Özgürlükler var zannediyordum…
-Özgürlük var canım, yok değil. 19 Mayıs kutlamalarını eleştirmekte özgürsünüz meselâ.
-Başka?
-Hükümetin yaptıklarını övmekte özgürsünüz…
-Gerçekten çok genişmiş özgürlük alanımız… Ne zaman suç oldu 19 Mayıs’ı kutlamak…
-Az önce… Şimdi de 23 Nisan ve 30 Ağustos’u kutlayanlar için tahkikat başlayacak.
-29 Ekim’i unuttunuz mu?
-Orası biraz karışık. Biliyorsunuz bazı doğumgünleri de 29 Ekim. Bir de düğün falan girebiliyor araya. O yüzden henüz bize ulaşan bir tebliğ yok…
-Aydınlattınız beni. Peki suçum 19 Mayıs’la mı sınırlı?
-Bize gelen bilgi bu yönde…
***
Aylar sonra, mahkeme salonu:
-Sanık… Size isnat edilen suçlamaları kabul ediyor musunuz?
-Bana isnat edilen suçlamalardan birini biliyorum ancak. 19 Mayıs’ı kutlamışım…
-Siz 6 ay yatıp çıkmak derdindesiniz anlaşılan.
-Daha büyük bir “kabahat” de mi işlemişim?
-İddianameye göre dosyanız kabarık…
-Öğrenebilir miyim neler yaptığımı, hafızamı yoklarım bu arada…
-Biliyorsunuz, savunma hakkı kutsaldır. Suçsuz olduğu ispat edilmeyinceye kadar herkes suçludur…
-Benim hatırladığım, öyle değildi…
-Ferman hükmünde kararname yayınlandı, bilmez misin bre?
-2012’de değil miyiz acaba?
-Alay etme. Sana isnat edilen suçları okuyorum: Mete Han tarafından kurulan ilk düzenli orduya destek vermek. Kürşat İhtilali öncesinde altyapı hazırlamak. Göktürkleri , o efsanelere konu olan dağı eritmek için kışkırtmak. Dağ eritme eylemini destan hâline getirmek…
-Ama bunlarla benim nasıl bir ilgim olabilir…
-Daha bitmedi… Selçuklu Hükümdarı Melikşah’a suikast yapan Haşhaşilerle işbirliği içinde olmak, Moğol İstilası’nın başarısı için dua etmek, Ertuğrul Gazi ve Osman Bey’in yararlanması için andıç hazırlamak…
-Biraz abartılmamış mı acaba suçlarım?
-Bu kadarla kurtaracağını mı sandın? Devamla: Hürrem Sultan’a suikast girişiminde etkin görev almak, Celali ve Patrona Halil İsyanları’na destek vermek…
-Ben neymişim…
-Ney değilsiniz efendim, ama ne olduğunuz iddianamede çok açık yazıyor…
-Lütfeder misiniz?
-Onu ilerleyen duruşmalarda söyleriz… Şimdi, bu suçlamalardan sonra ne diyeceksiniz?
-Ne demem uygun olur?
-Bence susma hakkınızı kullanın…
-En iyisi değil mi? Zaten mahkemede savunma yapan parti liderine 16 yıl hapis cezası verildi. Hem “karıştığım” eylemler, hem savunma hakkımı kullanmam dolayısıyla “fenalaştırılmış” müebbet cezası alabilirim sanırım…
-Sükut, ikrardandır…