Murat Arısoy

Gönlümüz olsun – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

9 Temmuz 2012 Pazartesi 03:00:00
  Öyle vurdulu-kırdılı satırlar değil, okuyacaklarınız.
İlginizi çekmeyebilir. Ben baştan uyarayım.
Büyük, sürükleyici hikâyeler de değil anlatacaklarım.
Biraz daha sakin, biraz daha sessiz…
Hayatın içinden bazı ayrıntılar.
Küçük, ama samimi.
***
Güne iyi başlamıştım oysa.
Hava açık ve güneşli idi. Önce yaşlı amcayı gördüm dilenirken. Para verilse de verilmese de “Allah razı olsun” diyordu. Sonra yaşlı bir teyze, bir dükkanın önünde, içeri baktı uzun süre. Kimse hâl-hatır sormadı. Parası yoktu belli ki. Ama gönül yapanı da yoktu anlaşılan. Bir derin “keşke” söyleyiverdi fikrim. “Keşke hiçbir insanın dilenmeye muhtaç kalmadığı, gönül almanın zenginlik sayıldığı bir sistem kurabilsek.”
Güne iyi başlamıştım oysa.
***
Çocuk, ağlıyordu. Kaybolmuştu ve telaşlıydı. Kendisine merhametle yaklaşan genç kızın “gel bakalım” demesine aldırmıyordu bile. Çocuğun yüzü, ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu… Genç kızın elini tuttu… Öyle bir tuttu ki… “Beni anneme götür” dedi, el çizgileriyle. Genç kız, bir taraftan çocuğu teselli ediyor, bir taraftan ağlamamaya çalışıyordu.
İşte, çocuğun annesi çıkagelmişti kısa süre sonra. Çocuk belki unutacaktı, ama genç kız için merhamet ve sevgi sınavıydı. Sınavdan geçti. Eve gider gitmez, sarıldı annesine… Genç kız, hayatta kaybolmadı…
***
Şehrin yukarı mahallelerinden birinde, kimsesizlerin kimsesi iki kişi… Okulda kavga eden çocuğun burnundaki kanı temizliyorlar. Çocukla hiçbir akrabalık bağları yok. Hiçbir çıkarları da… Bir çocuğa nasıl davranırsa abisi, babası, annesi, ablası… Öyle davranıyorlar. Kırmadan, dökmeden… Halbuki çocuk çok utangaçtı burnundaki kanı söylerken. Belli etmek istemedi hatta… Ama gören gözlerin içi, elvermedi bu duruma.
Ve çocuğun gözlerinin içi -yine utangaç- güldü. Silinen, burnundaki kandan ziyade, onarılmayan gönlünün tozuydu… Kim bilir…
***
Yine şehrin yukarı mahallelerinden biri. Pazar kurulmuş, herkes alışverişte. Genç bir kadın, elinde pazar poşetleri. Sıcaklığın etkisiyle, kan ve ter içinde. “Allah’ım yetiş” diye dua ettikten en fazla 5 dakika sonra bir ses:
“Ablacım, yardım edelim mi?”
Güvenemedi önce genç kadın. Geçiştirmek istedi. Israrlıydı yardımcı sesin sahibi:
“Ablacım, araba var. Niye yoruyorsun kendini bu kadar?”
Dış görünüme baksanız, kirli sakallı, üstüne başına dikkat etmeyen, biraz da şımarık bir tip. Ama gönlü öyle mi ya? Arkadaşlarına döndü hemen:
“Siz burada beni bekleyin, ben ablamı gideceği yere bırakıp geleyim.”
Genç kadın arabaya bindi. Gideceği yere kadar gitti arabayla.
“Allah razı olsun” dedi, “Hepimizden ablacım” karşılığını alarak.
***
Tanışıklık, ahbaplık, akrabalık olmamasına rağmen, iyilik yapabiliyorsak hâlâ…
Başkalarının dertleriyle dertlenebiliyorsak…
Kalbi, yüreği ve gönlü birleştirebiliyorsak..
El uzatabiliyorsak, el ele verip…
İnsanı yaşatıyoruz demektir…
Her şeye rağmen.

Yazarın Diğer Yazıları