Murat Arısoy

Günümüzde Devrimcilik

Murat Arısoy

AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Av. Turgay Şahin, AK Parti Afyonkarahisar İl Gençlik Kolları Kongresi’nde anlamlı bir konuşma yapmıştı. Şahin, şöyle demişti:

“21’inci yüzyılın en devrimci hareketi bize nasip oldu. 23 yıldır Türkiye’yi ve dünyayı değiştiren AK Parti’dir.  Necip Fazıl’ın deyimiyle tüm devrimleri deviren devrimi inşa eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasındaki kadrolarsınız, gençlersiniz. Biz devrimciyiz. Zaferlerle büyüyen büyük zafere doğru koşaradım ilerliyoruz. Olur da yol kazaları ve tökezlemeler olursa bu bizi asla karamsarlığa sevk etmeyecek.”

AK Parti, “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlanıyor. AK Parti’nin İl Başkanı Av. Turgay Şahin’in “Biz devrimciyiz” sözleri, ilk aşamada duyanları, görenleri şaşırtabilir. Çünkü “devrimcilik”, sadece Marksizm’den beslenir zannediliyor. Marksizm ve türevlerinin görüşlerini benimsemeyenler devrimci olabilir mi, bunu tartışacağız.  Ancak önce Şahin’in atıf yaptığı “Üstad” Necip Fazıl Kısakürek’in, yıllar yıllar önce yazdığı “Müjde” şiirine bakalım:

“O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;

Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.

Atlılar put şehrine gediklerden girecek;

Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.

Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;

Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.

Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.

Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.

Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;

Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.

Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek.

Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!”

Türkiye’de bazı kesimler, Marksizm dışında bir devrimcilik kabul etmiyor. Bu tavır, bağnazlık derecesinde ilerlemiş durumda. “Ya bizim gibi ol, ya da olma” yaklaşımı, fikirleri esir alıyor. 

İyi de, Marksizm’in komünizm fikri o kadar farklı kişiler tarafından yorumlanmış ki; yorumların hangisini uygulayacağız? Lenin mi, Stalin mi, Mao mu, Tito mu, Castro mu, Kim mi?

“Devrim, doğrudan sosyalist olmalı” dediğimizde, Sultangaliyev’i, Yusuf Akçura’yı görmezden gelebiliyoruz.

O zaman ne yapacağız?

Bir kere şunu unutmayacağız: Her ülkede Marksizm’in tarif ettiği koşullara harfiyen uygun devrim yapılması mümkün değil. (Hele Marksistlerin bile tam olarak anlam veremediği Asya Tipi Üretim Tarzı gibi bir muamma varken.)

Zaten 1917’den bu yana yaşadığımız örnekler de bu tezimizi doğruluyor. Devrim, ülkelerin kendi koşullarına göre gelişecek bir durum.

Bununla birlikte, devrimin kime ya da hangi zümreye karşı yapılacağını iyi görmemiz gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail işbirliğindeki küresel emperyalizm, “Tek Dünya Devleti” hedefiyle gözünü ulus-devletlere, milletlerin bağımsızlıklarına dikmişken; hatta “Tek Dünya Devleti” adı altındaki köleleşmeyi meşrulaştırmak için “Uzaylı istilası” yalanını piyasaya sürmek isterken “ülke ülke” değil, “bir bütün olarak” devrimci olmak zorundayız. Günümüzdeki temel çelişme 1800’lerin sonundaki gibi emekçi-işveren arasında mı, yoksa mazlum dünya ile zalim dünya arasında mı?

Mazlum dünyada elbette eşitsizlikler var. Eksiksiz eşitlik aramak, bu dünyada Cennet aramak gibi. Fakat işçi ile işveren arasında “ekmek teknesi” üzerinden bir kader birliği de bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye’deki temel çelişme, işçi ve işveren arasındaki bağı çoktan aştı. 
Geldiğimiz noktada çelişmelerin merkezindeki 3 kutuptan bahsedebiliriz: Birinci kutup Amerika Birleşik Devletleri-İsrail-İngiltere-Hindistan ve yandaşları; ikinci kutup Çin Halk Cumhuriyeti-Rusya ve yandaşları; üçüncü kutup mazlum dünya. Türkiye mazlum dünyada yer alıyor; bu devletimizin güçsüzlüğünden değil… Mazlum dünyanın hamisi olmasından kaynaklanıyor. 

Birinci kutupta zikrettiğim ülkeler, her alanda genlerimizle oynamakta ısrar ediyor. Devrimcilik kavramına “emperyalizmin planlarına dur demek” amacıyla bakarsak başarılı oluruz.

Bazı başlıklar verelim:

•    Genetiği değiştirilmiş organizmaların tüketimine karşılık doğal beslenmek bir devrimciliktir. 

•    “Her şeyi bitir” anlayışına karşı tutumlu olmak devrimciliktir. 

•    Aile düzenini korumak için yapılan çalışmalara destek vermek, aileyi korumak, sapkın ilişkilere izin ve geçit vermemek devrimciliktir. (Ailesiz kalan milletler, emperyalizm tarafından daha kolay köleleştirilir.)

•    Dinlerarası Diyalog iddiasına karşı manevi değerlere sahip çıkmak, devrimciliktir. (Kendinden taviz veren insan daha kolay baskı altına alınır.)

•    “İngilizce dünya dilidir” safsatasına karşı, Türkçeyi korumak ve geliştirmek devrimciliktir. (İnsan, kendi dili ile düşünür.)

•    Devletin tam bağımsızlığını savunmak ve bu yönde adımlar atmak, sanayinin her sektörünü geliştirmek devrimciliktir. (Dışa bağımlı devletler, daha kolay sömürülür.)

•    “Sınırlar olmasın, herkes istediği yere gitsin” yalanına karşı sınırlara sahip çıkmak devrimciliktir. (Sınırsızlık, kulağa güzel gelse bile her alanda fıtrata terstir. Ayrıca Avrupa Birliği’ne üyeler için öngörülen “sınırsızlık” yaklaşımının, üye olmayan ülkelere karşı nasıl yasakçı bir hâl aldığını her vize başvurusunda görüyoruz.)

•    Filistin’de İsrail’in yaptığı soykırıma karşı çıkmak devrimciliktir. (ABD-İsrail işbirliğinin çok açık bir yansıması olan Filistin Soykırımı, adeta Tek Dünya Devleti’nin provasıdır.)

•    Mazlumların birliğini savunmak devrimciliktir. 

Devrimcilik ile ilgili başlıklar artırılabilir. 

AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Av. Turgay Şahin’in “Biz devrimciyiz” cümlesine böyle bakıyorum.

İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK

Küresel emperyalizme karşı duruyorsanız, aynı zamanda küresel emperyalizmin hedef tahtasındasınız demektir. Bu nedenle emperyalizmle savaşta iç cephe çok önemli. İç cepheden kastımız, bu mücadeleyi birlikte vereceğimiz toplumun her kesimi…

Türkiye’de 6-7 aydır “İç cepheyi güçlendirelim” söylemi gündemde. Evet iç cepheyi güçlendirelim. Fakat nasıl?

İç cepheyi güçlendirmek, üzerinde etraflıca düşünülmesi gereken bir olgu. Sadece siyasetle, sadece partiler arası görüşmelerle iç cephenin güçlendirileceğini sanmak, büyük bir yanılgı olur. 

İç cephenin asıl güçlendirilmesi gereken yumuşak karnı ekonomi. 
Biz vatandaşlarımızın alım gücünü ne kadar artırabilirsek, iç cephenin gücünü de o kadar artırabiliriz. 

İlkokul öğrencisinden üniversite öğrencisine, işçisinden işverenine kadar tüm vatandaşlarımıza bu ülkenin geleceği için hayal kurdurabilirsek, (ki insan hayal kurmaya başlarsa hedefler koymaya da başlar) iç cepheyi güçlendirebiliriz.

“Annem beni yetiştirdi, bu vatana yolladı” kısmında başarılıyız; artık “Vatan beni bağrına bastı, ben de vatan için çalışacağım” kısmına kafa yormamız gerekiyor. Bu bilinci yaygınlaştırırsak, iç cephemiz güçlenir.

BİR AY VERGİ ALMASAK BATAR MIYIZ?

2025 yılının gelmesi ile birlikte vergilerdeki “yeniden değerleme” oranları da Resmî Gazete’de yayımlandı. Devletin yaşaması için elbette vergi vermeliyiz. Buna itirazım yok. Ancak devletimiz de “baba” şefkatini vatandaşlara göstermeli, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesini uygulamalı.

Mesela Ramazan ayında tüm vergiler sıfırlansa batar mıyız? Belki buna “Türkiye laik bir ülke” diye karşı çıkanlar olacaktır. 

O zaman bir formülüm daha var: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı arasında vergileri sıfırlayalım. 

2025 yılı için bu düzenleme yapılamaz belki. 

2025’in sonunda bu vergi düzenlemesini duyuralım; 2026’da uygulayalım. İnsanımızı birlikte yaşatalım, devletimizi var edelim. 

Vatandaşlarımıza derin bir “oh” çektirelim.

Yorumlar 1
Uzman Öğretmen 05 Ocak 2025 22:04

İdeoloji aygıtını terk edip toplumsal uzlaşıya daha çok ihtimam gösterip ekonomi,eğitim, sağlık ve yargı gibi hayati önem taşıyan konularda gereken adımları hızlı ve etkili bir şekilde atarsak düzlüğe çıkar ve rahat bir nefes alabiliriz!! Siyasi partilerde ve bu partilerin politikacılarında metal yorgunluğu var da halihazırdaki zihniyette bir metal yorgunluğu yok mudur? diye sormadan edemiyor insan!! Bu bağlamda yeni bir paradigmaya ihtiyaç vardır: Mutlu bir refah toplumu! Bunun inşâsı da ayrıştırıcı,ötekileştirici değil,birleştirici bir dilden geçer! Dünyayı yakalamak; çalışan,üreten, geliştiren ve model olan bir toplumla mümkün olabilir ancak! Taklit edenlerin değil, özgün olanların çağında yaşamanın bu ağır sorumluluğunu hep beraber alabilmeliyiz ki istenen, beklenen sıçramayı yapabilelim! Ülke olarak kaybedecek bir saniyemiz bile yok! Dış siyasete nazaran iç siyasetteki temel problemlerimizi ( enflasyon, memur, işçi ve emekli maaşları ile mezarda emeklilik sistemi, istihdam, eğitim, sağlık...vd.) artık çözelim lütfen!!

Yazarın Diğer Yazıları