Dünyada “barış” kelimesini “özgürlük ve demokrasi” sosuyla en çok kullanan ülke, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Venezüella’ya her işgal ve darbe girişiminin altyapısı bu tür umut dolu sözcüklerle süslenir. “Biz oraya demokrasi getiriyoruz” söylemleri ile canlara kıyılır, zalimlik yapılır. Tuhaf olan şudur: Kamuoyunun bir kısmı, Amerika Birleşik Devletleri ve en büyük yol arkadaşı terör devleti İsrail’in yapıp ettiklerini “ölümüne” savunur. Onlara göre demokrasi ve özgürlük, ABD (ve İsrail) sayesinde gelmiştir. “Barış, özgürlük ve demokrasi” adı altında yapılan yağmalar da bu devletlerin hakkıdır bazılarına göre.
Uluslararası gelişmeler için geçerli bu yaklaşım, yerel konularda da geçerli. Kamuoyu oluşturucuların bir kısmı her zaman “güç”ten yana tavırları ile marka olurlar. Onlar, kahve dövücülerin hınk deyicisi olmaktan duydukları mutluluğu her defasında örtülü bile olmadan, açıkça söyleyebilirler. Hatta bundan gurur bile duyabilirler.
Uluslararası siyasette nasıl “Barış, demokrasi, özgürlük” kelimeleri kullanılıyorsa yerel düzeyde de aynı sözcüklere rastlarız. Bu kelimeler üzerinde yoğunlaşanlar, hangi kalıba girerlerse o kalıbın havarisi olurlar. Çevrenize baksanız görürsünüz böylelerini. Cıva gibilerdir maşallah, insan bu kadar kolay kalıp değiştirebilenlere şaşkınlıkla bakar. Ama bu, aynı zamanda büyük meziyettir. Çünkü muhafazakârlar güçlüyken muhafazakâr, kendini ilerici olarak tanımlayanlar güçlüyken ilerici olmak herkesin harcı değil. Yarın komünistler güçlense aynı tayfanın en baba Leninist, hatta Stalinist olması mümkün. (Böylesi kişilerden Tabii Çelik De Değişti başlıklı yazımızda nazikçe bahsetmiştik.)
Her kalıpta en sevecen kimliklerine bürünen havariler, aslında perde arkasındaki haramilerdir.
(Banu Avar’ın Alaycı Kuş isimli kitabında havarilerin aslında nasıl ve hangi yöntemlerle “harami” olduğu örnekleriyle anlatılıyor.)
SUHULETÇİLER
Gazeteniz Kocatepe’ye yönelik Afyonkarahisar Belediyesi yönetiminin baskısı artık hepimizin malumu... Bu süreçte hiç ummadığımız, arada soğukluk olduğunu düşündüğümüz kişilerden destek gördük. Selam sabahı kesmediğimiz, her zaman saygıyla yaklaştığımız bazı kişiler ise bir telefonu çok gördüler. Yahu ses kaydı falan almıyoruz, ileride bunu size karşı kullanmak gibi bir tavrımız olmaz. Geçmişte de böyle bir tavrımız olmadı; Belediye Başkanı’ndan bu kadar korkmayın!
Belediye yönetiminin baskısı karşısında nedense bir anda “Bu iş suhulet ve uhuletle çözülsün” cümlesi slogan hâline geldi.
Ben bu durumu şuna benzetiyorum: Birisi, sizin dürüstlük çağrınızdan rahatsız olmuş, sizi kendine benzetemediği için size pusu kurmuş. Pusu sonucu size bir iki yumruk atmış. O anı görenler size “Aman kardeşim, kavgadan bir sonuç alınmaz, sen vurma” diyorlar. Siz “Ben vurma heveslisi değilim, adam bana pusu kurdu görmediniz mi” diyorsunuz, “Aman kardeşim suhulet, uhulet” diyorlar.
Ama pusu kurana, pusudan sonra yumrukla saldırana “Senin yaptığın mertliğe sığmaz” diyemiyorlar.
Suhuletçilerin görmediği ya da görmek istemediği şu: Pusu sonucu yumruk yiyen kişi, sesini çıkarmasa pusucular buldozer gibi geçecek şehrin üzerinden... Havariler de zil takıp oynayacak. Unutmayalım, Filistinlilere “Aman kardeşim suhulet olsun, ses çıkarmayın, karşılık vermeyin” demek, terör devleti İsrail’e destek anlamına gelir.