5 Ocak 2012 Perşembe 02:00:00
Gazeteniz Kocatepe’nin kurucularından İbrahim Küçükkurt, tecrübelerini bizimle paylaşır, bizim sorularımıza da cevap verirdi.
Afyonkarahisar’ın hafızasını yitirdiği tezi, O’nunla ilgili en tarafsız düşünce. Çünkü dedesinden, babasından duydukları ve öğrendikleri de ak-lındaydı; kendi yaşadıkları, şahit olduğu olaylar da…
Toplama baktığınızda 100-150 yıllık bir geçmişin İbrahim Küçükkurt’ta biriktiğini görürdük.
***
O’nu tanıyanlar O’nunla ilgili cümleler kurdular. Ben bugün, bize “gazetecilik” anlamında ögütlerini paylaşmak istedim.
İbrahim Amca’nın birinci ilkesi doğrudan ayrılmamaktı. Şöyle derdi:
“Bildiğiniz doğru ne ise, o doğrudan ayrılmayın. Doğruyu yazma gayreti gösterirken hata yapabilirsiniz. Ziyanı yok. Hatayı düzeltirsiniz. Mühim olan, yoldan sapmamak.”
***
Küçükkurt’un üzerinde durduğu bir başka konu haberin devamını getirmekti. Bir haberin yapılması bir merhale ise, haberin neticesinin ta-kibi, haberin farklı kesimler tarafından algılanışının kamuoyuna aktarımı da diğer merhalelerdi. İbrahim Amca, Taşpınar Dergisi’nde Hasan Özpunar-Şükrü Çubuk’a verdiği söyleşisinde şöyle diyordu:
“İki gazetenin çıktığı günlerden, 23 gazetenin çıktığı günlere geldik. Bakıyorsunuz gazetelerde hep aynı haber. Yorum yok, farklı haber yok. Araştırma yok. Fikri takip yok. Olsa da çok nadir. Hazıra alıştık. Maalesef kâğıt israfı, kes yapıştır tarzı gazetecilik yapılıyor. Teknoloji eskisine göre işleri kat kat kolaylaştırdı fakat yukarıda habercilik bakımından kalite düştü. Bu eleştiriyi kendimiz için de yapıyorum.”
***
Yine aynı söyleşide Kocatepe Gazetesi’nin be-nimsenmesinin sırrını da şöyle açıklıyordu:
“Kocatepe Gazetesi çizgisini bozmadığı, taraf tutmadığı, memleket meselesi olmadıkça kişilerle pek fazla uğraşmadığı, doğruya doğru dediği için güvenilir bir gazete olmuştur. Bizim tarafımız daima devlet, millet, memleket olmuştur. Böyle olduğu için de bugünlere kadar gelebilmişizdir.”
Bununla bağlantılı olarak “Bir yerde memleketin aleyhine olan, vatandaşın haklı olarak şikayet ettiği bir durum varsa ve o durumu yazmıyorsanız, vebali sizin” uyarısında bulunduğunu da hatırlatmalıyım.
***
Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak’ın 24 Temmuz Basın Bayramı için verdiği kahvaltıda da söz alan İbrahim Amca, bizim adımıza konuşmuş, adeta “içimizin yağını” eritmişti. “Düne kadar sansür vardı. Şu anda yine sansür var. Sansürü kendi içimizde yapıyoruz. Devlet, Valilik Özel Kalemi veya Basın Müdürlüğü yapmıyor. Basın-Yayın Genel Müdürlüğü yapmı-yor. Basın İlan Kurumu yapmıyor. Biz kendi içimizde, işimizin icabı yapıyoruz. Aman suya-sabuna dokunmayalım, iktidara muhalefete bir şey demeyelim, ilanımız kesilir diyoruz. Zannetmeyin ki sansür yok. Şunu yazalım mı yazmayalım mı, suya-sabuna dokunuyor mu dokunmuyor mu?” sözleriyle herkesten farklı ve haklı bir tarzda kutlamıştı Basın Bayramı’nı İbrahim Amca.
***
Kendisi bizim için güzel bir örnekti, farkında mıydı bilmiyorum.
Yeri geldi mi sözünü sakınmaz, taahhüt etti mi yerine getirirdi. Hatta görüşme saatlerine çok sadıktı.
Öyle ki bizimle konuşmalarında zaman zaman “Bir kişiden randevu aldığınızda, randevu saatinden en az 10 dakika önce sözleştiğiniz mekanda hazır olun. Görüşmede bir gecikme olsa dahi, sizin orada bulunmanız, aksaklığın sizden kaynaklanmaması sizin için iyi olur” telkininde bulunurdu.
***
Hülâsâ, basın camiası için doğruluktan ayrılmamayı, zorluktan yılmamayı, sözüne sadakati öğretti İbrahim Amca.
Gazeteniz Kocatepe’nin kurucularından İbrahim Küçükkurt, tecrübelerini bizimle paylaşır, bizim sorularımıza da cevap verirdi.
Afyonkarahisar’ın hafızasını yitirdiği tezi, O’nunla ilgili en tarafsız düşünce. Çünkü dedesinden, babasından duydukları ve öğrendikleri de ak-lındaydı; kendi yaşadıkları, şahit olduğu olaylar da…
Toplama baktığınızda 100-150 yıllık bir geçmişin İbrahim Küçükkurt’ta biriktiğini görürdük.
***
O’nu tanıyanlar O’nunla ilgili cümleler kurdular. Ben bugün, bize “gazetecilik” anlamında ögütlerini paylaşmak istedim.
İbrahim Amca’nın birinci ilkesi doğrudan ayrılmamaktı. Şöyle derdi:
“Bildiğiniz doğru ne ise, o doğrudan ayrılmayın. Doğruyu yazma gayreti gösterirken hata yapabilirsiniz. Ziyanı yok. Hatayı düzeltirsiniz. Mühim olan, yoldan sapmamak.”
***
Küçükkurt’un üzerinde durduğu bir başka konu haberin devamını getirmekti. Bir haberin yapılması bir merhale ise, haberin neticesinin ta-kibi, haberin farklı kesimler tarafından algılanışının kamuoyuna aktarımı da diğer merhalelerdi. İbrahim Amca, Taşpınar Dergisi’nde Hasan Özpunar-Şükrü Çubuk’a verdiği söyleşisinde şöyle diyordu:
“İki gazetenin çıktığı günlerden, 23 gazetenin çıktığı günlere geldik. Bakıyorsunuz gazetelerde hep aynı haber. Yorum yok, farklı haber yok. Araştırma yok. Fikri takip yok. Olsa da çok nadir. Hazıra alıştık. Maalesef kâğıt israfı, kes yapıştır tarzı gazetecilik yapılıyor. Teknoloji eskisine göre işleri kat kat kolaylaştırdı fakat yukarıda habercilik bakımından kalite düştü. Bu eleştiriyi kendimiz için de yapıyorum.”
***
Yine aynı söyleşide Kocatepe Gazetesi’nin be-nimsenmesinin sırrını da şöyle açıklıyordu:
“Kocatepe Gazetesi çizgisini bozmadığı, taraf tutmadığı, memleket meselesi olmadıkça kişilerle pek fazla uğraşmadığı, doğruya doğru dediği için güvenilir bir gazete olmuştur. Bizim tarafımız daima devlet, millet, memleket olmuştur. Böyle olduğu için de bugünlere kadar gelebilmişizdir.”
Bununla bağlantılı olarak “Bir yerde memleketin aleyhine olan, vatandaşın haklı olarak şikayet ettiği bir durum varsa ve o durumu yazmıyorsanız, vebali sizin” uyarısında bulunduğunu da hatırlatmalıyım.
***
Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak’ın 24 Temmuz Basın Bayramı için verdiği kahvaltıda da söz alan İbrahim Amca, bizim adımıza konuşmuş, adeta “içimizin yağını” eritmişti. “Düne kadar sansür vardı. Şu anda yine sansür var. Sansürü kendi içimizde yapıyoruz. Devlet, Valilik Özel Kalemi veya Basın Müdürlüğü yapmıyor. Basın-Yayın Genel Müdürlüğü yapmı-yor. Basın İlan Kurumu yapmıyor. Biz kendi içimizde, işimizin icabı yapıyoruz. Aman suya-sabuna dokunmayalım, iktidara muhalefete bir şey demeyelim, ilanımız kesilir diyoruz. Zannetmeyin ki sansür yok. Şunu yazalım mı yazmayalım mı, suya-sabuna dokunuyor mu dokunmuyor mu?” sözleriyle herkesten farklı ve haklı bir tarzda kutlamıştı Basın Bayramı’nı İbrahim Amca.
***
Kendisi bizim için güzel bir örnekti, farkında mıydı bilmiyorum.
Yeri geldi mi sözünü sakınmaz, taahhüt etti mi yerine getirirdi. Hatta görüşme saatlerine çok sadıktı.
Öyle ki bizimle konuşmalarında zaman zaman “Bir kişiden randevu aldığınızda, randevu saatinden en az 10 dakika önce sözleştiğiniz mekanda hazır olun. Görüşmede bir gecikme olsa dahi, sizin orada bulunmanız, aksaklığın sizden kaynaklanmaması sizin için iyi olur” telkininde bulunurdu.
***
Hülâsâ, basın camiası için doğruluktan ayrılmamayı, zorluktan yılmamayı, sözüne sadakati öğretti İbrahim Amca.