18 Haziran 2012 Pazartesi 03:00:00
Deprem, Türkiye’nin bir gerçeği.
Bunu 2011’in Ekim ayından bu yana sıkça hatırlar olduk.
Van’da meydana gelen depremin ardından yine artçı sarsıntılar yaşandı birçok kez. Sonra, ülkenin bir batısı, bir doğusu depremle sallandı.
Hatırlarsınız, bu süreçte Afyonkarahisar’da da 2 saatte 5-6 deprem meydana geldi.
Deprem, artık bir başucu kitabı.
Biz unutsak, binalar unutturmuyor.
***
Depremden sonra maddi ve manevi yıkımı, televizyonlarda gördüm.
Göremediğimiz ne yıkımlar yaşandı.
Bununla birlikte, “deprem” kelimesi, sadece “yıkım” demek değil benim için.
Gönlü aydınlık iyi insanların yaşadığına şahit oldum çünkü.
Samimi, yalansız, kardeşçe…
Birbirlerini hiç tanımadan sevenlerin varlığını öğrendim.
Kilometrelerce ötedeki depremzede kardeşleri için bir şeyler yapmak isteyen çocuk kalbini gördüm.
Afyon’daki “kardeş”e, aynı iyi niyetle teşekkür eden 31 depremzedenin varlığı gülümsetti beni.
Mutlu oldum.
***
Babasına biraz sitemkâr, biraz öğrenme duygusuyla Vanlı kardeşleri için bir şey yapıp yapılmayacağını soran o çocuk kalbi, kırılmamıştı.
Babası, hemen gönlü aydınlık arkadaşlarına haber verdi. Kısa sürede bir koli kitap topladılar.
Babasına soruyu soran ince ruhlu güzel çocuk ise -biraz da anne ve babasının desteğiyle- Van’daki depremzede 31 kardeşi için fotoğraf çerçevesi, kalem, küçük not defter, solo test gibi hediyeler hazırlamıştı.
Tarihe harika bir not düşülmesi için Afyonkarahisar’dan harekete geçilmişti böylece.
***
Afyon’dan gönderilen kitaplar, kalemler, fotoğraf çerçeveleri Van’ın Erciş ilçesine bağlı Payköy Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’na ulaştığında, Ayşe Hoca’nın gözleri sevinçle ışıldadı.
Ayşe Hoca kim mi?
Hani Ekim ayındaki Van Depremi’nde, yıkılan binadan sağ çıkan öğretmen var ya…
Afyon Kocatepe Üniversitesi Akademi Arama ve Kurtarma Kulübü’nde deprem eğitimlerine katılan Ayşe Türkmen…
İşte o Ayşe Hoca, sevindi Afyon’dan gelen kitapları, diğer hediyeleri görünce.
Belki biliyordu Afyon’daki abilerinin, arkadaşlarının, hocalarının bu duyarlılığı göstereceğini.
O’nun sınıfındaki öğrencilerin sayısı kadardı gönderilen hediyeler.
Ama işte, elle tutması, gözle görmesi farklıydı.
Duygulandı, hem de çok…
***
Hediyeler dağıtıldı. Kitaplar okunmaya başlandı.
Güftelerinin ilk kısmı Karahisar-ı Sahip’te yazılan en yeni kardeşlik türküsünün devamı Şahmirankent’te yazılacaktı…
***
Uzaktan gelen hediyeler, öğrencileri “Yalnız değiliz” düşüncesine yöneltti. Öğrenciler, kendilerini yalnız bırakmayan kardeşlerine, hocalarına, abilerine, ablalarına teşekkür etmek istiyordu.
Ancak nasıl olacaktı ki bu?
Ne para vardı, ne de hediye göndermeyi kolaylaştıracak imkân…
Ayşe Hoca buldu formülü:
“İçimizden gelenleri yazalım hadi, resimler yapalım…”
Hocalarının bu önerisi, öğrencilerin hoşuna gitti.
Hemen sarıldılar kâğıda, kaleme.
Hatta bazı öğrenciler, belki de hediye kalemlerle kâğıda döktüler, içlerinden geleni.
Ve o kardeşlik türküsünün güftesinin ikinci bölümü tamamlandı…
***
Payköy’den Karahisar’a gönderilen mektuplar, resimler, bu sefer o güzel çocuğu, ama bir o kadar da güzel çocuğun anne ve babasını duygulandırdı.
Baba için Babalar Günü, anne için Anneler Günü hediyesiydi o mektuplar, resimler…
Elbette hatıra değeri yüksekti ve saklanacaktı ömür vefa ettikçe.
***
Ne mi yazıyordu o mektuplarda?
Okul çizmişti meselâ bir Vanlı öğrenci. Bahçesinde çiçekler ve çiçeğin yanında Afyonlu güzel çocuk. Görmedikleri bir kardeşi çizmişlerdi…
Biri, kendisine hediye gönderen kardeşinin ismini akrostişle yazmış, diğeri “Seni unutmayacağız” demişti.
Güller, yollar, arabalar, kediler…
Ve Türk Bayrakları vardı kâğıtların en belirgin köşelerinde.
***
Afyon’daki o güzel çocuk ile Van’daki kardeşleri…
Belki yıllar sonra karşılaşacaklar, tanışacaklar.
Sohbet edecekler.
İddialı bir cümle, biliyorum:
Belki birlikte, kendileri gibi nazik bir dünya oluşturacaklar…
***
Deprem bu.
Şehirleri yıkmış, insanları sarsmış.
Aynı zamanda bu topraklardaki gönüllerin, sağlam zeminler üzerinde yükseldiğini ispatlamış.
Memleketin harcının kardeşlik kimyasıyla karıldığını göstermiş.
Umut vermiş.
Deprem, Türkiye’nin bir gerçeği.
Bunu 2011’in Ekim ayından bu yana sıkça hatırlar olduk.
Van’da meydana gelen depremin ardından yine artçı sarsıntılar yaşandı birçok kez. Sonra, ülkenin bir batısı, bir doğusu depremle sallandı.
Hatırlarsınız, bu süreçte Afyonkarahisar’da da 2 saatte 5-6 deprem meydana geldi.
Deprem, artık bir başucu kitabı.
Biz unutsak, binalar unutturmuyor.
***
Depremden sonra maddi ve manevi yıkımı, televizyonlarda gördüm.
Göremediğimiz ne yıkımlar yaşandı.
Bununla birlikte, “deprem” kelimesi, sadece “yıkım” demek değil benim için.
Gönlü aydınlık iyi insanların yaşadığına şahit oldum çünkü.
Samimi, yalansız, kardeşçe…
Birbirlerini hiç tanımadan sevenlerin varlığını öğrendim.
Kilometrelerce ötedeki depremzede kardeşleri için bir şeyler yapmak isteyen çocuk kalbini gördüm.
Afyon’daki “kardeş”e, aynı iyi niyetle teşekkür eden 31 depremzedenin varlığı gülümsetti beni.
Mutlu oldum.
***
Babasına biraz sitemkâr, biraz öğrenme duygusuyla Vanlı kardeşleri için bir şey yapıp yapılmayacağını soran o çocuk kalbi, kırılmamıştı.
Babası, hemen gönlü aydınlık arkadaşlarına haber verdi. Kısa sürede bir koli kitap topladılar.
Babasına soruyu soran ince ruhlu güzel çocuk ise -biraz da anne ve babasının desteğiyle- Van’daki depremzede 31 kardeşi için fotoğraf çerçevesi, kalem, küçük not defter, solo test gibi hediyeler hazırlamıştı.
Tarihe harika bir not düşülmesi için Afyonkarahisar’dan harekete geçilmişti böylece.
***
Afyon’dan gönderilen kitaplar, kalemler, fotoğraf çerçeveleri Van’ın Erciş ilçesine bağlı Payköy Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’na ulaştığında, Ayşe Hoca’nın gözleri sevinçle ışıldadı.
Ayşe Hoca kim mi?
Hani Ekim ayındaki Van Depremi’nde, yıkılan binadan sağ çıkan öğretmen var ya…
Afyon Kocatepe Üniversitesi Akademi Arama ve Kurtarma Kulübü’nde deprem eğitimlerine katılan Ayşe Türkmen…
İşte o Ayşe Hoca, sevindi Afyon’dan gelen kitapları, diğer hediyeleri görünce.
Belki biliyordu Afyon’daki abilerinin, arkadaşlarının, hocalarının bu duyarlılığı göstereceğini.
O’nun sınıfındaki öğrencilerin sayısı kadardı gönderilen hediyeler.
Ama işte, elle tutması, gözle görmesi farklıydı.
Duygulandı, hem de çok…
***
Hediyeler dağıtıldı. Kitaplar okunmaya başlandı.
Güftelerinin ilk kısmı Karahisar-ı Sahip’te yazılan en yeni kardeşlik türküsünün devamı Şahmirankent’te yazılacaktı…
***
Uzaktan gelen hediyeler, öğrencileri “Yalnız değiliz” düşüncesine yöneltti. Öğrenciler, kendilerini yalnız bırakmayan kardeşlerine, hocalarına, abilerine, ablalarına teşekkür etmek istiyordu.
Ancak nasıl olacaktı ki bu?
Ne para vardı, ne de hediye göndermeyi kolaylaştıracak imkân…
Ayşe Hoca buldu formülü:
“İçimizden gelenleri yazalım hadi, resimler yapalım…”
Hocalarının bu önerisi, öğrencilerin hoşuna gitti.
Hemen sarıldılar kâğıda, kaleme.
Hatta bazı öğrenciler, belki de hediye kalemlerle kâğıda döktüler, içlerinden geleni.
Ve o kardeşlik türküsünün güftesinin ikinci bölümü tamamlandı…
***
Payköy’den Karahisar’a gönderilen mektuplar, resimler, bu sefer o güzel çocuğu, ama bir o kadar da güzel çocuğun anne ve babasını duygulandırdı.
Baba için Babalar Günü, anne için Anneler Günü hediyesiydi o mektuplar, resimler…
Elbette hatıra değeri yüksekti ve saklanacaktı ömür vefa ettikçe.
***
Ne mi yazıyordu o mektuplarda?
Okul çizmişti meselâ bir Vanlı öğrenci. Bahçesinde çiçekler ve çiçeğin yanında Afyonlu güzel çocuk. Görmedikleri bir kardeşi çizmişlerdi…
Biri, kendisine hediye gönderen kardeşinin ismini akrostişle yazmış, diğeri “Seni unutmayacağız” demişti.
Güller, yollar, arabalar, kediler…
Ve Türk Bayrakları vardı kâğıtların en belirgin köşelerinde.
***
Afyon’daki o güzel çocuk ile Van’daki kardeşleri…
Belki yıllar sonra karşılaşacaklar, tanışacaklar.
Sohbet edecekler.
İddialı bir cümle, biliyorum:
Belki birlikte, kendileri gibi nazik bir dünya oluşturacaklar…
***
Deprem bu.
Şehirleri yıkmış, insanları sarsmış.
Aynı zamanda bu topraklardaki gönüllerin, sağlam zeminler üzerinde yükseldiğini ispatlamış.
Memleketin harcının kardeşlik kimyasıyla karıldığını göstermiş.
Umut vermiş.