Murat Arısoy

Mesele Forma Değildir, Mesele Boykottur

Murat Arısoy

29 Haziran 2016 tarihinde Gazetemiz Kocatepe’de yayımlanan Günebakan köşemizde “Yerli ve Milli Eşofman” başlıklı bir yazıya yer vermiştik. Yazıdan bir alıntı yapalım:

“Sanayi ve teknoloji alanındaki millilik ve yerlilik projelerine Milli Takımı’ın tercih edebileceği kalitede bir eşofman markası da katmak zorundayız. Türkiye’de Türk Malı eşofman takımı yok mu? Var, hatta farklı ülkelere ihraç edilen markalar var. Fakat hem Türk Milli Takımı, hem de başka milli takımlar bu eşofmanları tercih etmiyor. O zaman ya kaliteyi yükselteceğiz, ya lobi yapacağız, ya da her ikisini birden gerçekleştireceğiz. Milli eşofman deyip geçmeyin.

Futbol başlı başına sektör. Basketbol, Amerika Birleşik Devletleri dışında da büyüyen bir sektör hâline geliyor. Diğer profesyonel spor dallarında da önemli miktarda paralarla iş yapılıyor.

Avrupa Şampiyonası’nda, Dünya Kupaları’nda Milli Takımımız, yerli ve milli eşofmanları ile final oynasa fena mı olur?”

10 yılda Türkiye özellikle savunma sanayisinde kendini ispatladı, o günlerde daha dillerde dolaşan yerli ve milli otomobil, yollarda dolaşmaya başladı. 

Türkiye gibi dünya da gelişti, futbolun yanı sıra diğer branşlar da kendi endüstrilerini oluşturmaya başladılar. 

Ancak değişmeyen şu oldu: Hâlâ milli takım formalarımız Amerikan ve Alman şirketlerine emanet. 

En azından 2016 yılında yerli ve milli eşofman (ve forma) markası oluşturulsaydı, ya da Türkiye’nin tekstil devlerine bu yönde ricada bulunulsaydı, ilk aşamada Türkiye’nin, ardından da dost ve kardeş ülkelerin formaları bizim markamızla dünya sahnesine çıkabilirdi. 

Türkiye A Milli Erkek Futbol Takımı, malum 2026 Dünya Kupası’nda mücadele ediyor. Bizim Çocuklar, Amerikan malı forma giyiyor. (Bu firma, doğrudan boykot listesinde.)

Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 Voleybol Milletler Ligi'nde mücadele etti. Filenin Sultanları, Alman malı forma giydi. (Bu firma doğrudan boykot listesinde.)

Türkiye A Milli Erkek Basketbol Takımı, Almanya merkezli ama Çinli bir firmanın büyük hissedar olduğu şirketin formasını giyiyor. (Bu firma, bir dönem boykot listesindeydi.)

Özbekistan A Milli Futbol Takımı da, 2026 Dünya Kupası’nda yer alıyor. Özbekistan, bu turnuvada Özbekistan merkezli bir şirketin ürettiği formaları giyiyor. 

Aradaki farkı çok net ortaya koyabildiğimi düşünüyorum. 

Bununla birlikte 2016’dan bu yana hayatımızın her adımında aklımızdan çıkarmamız gereken bir gerçeklik var: Boykot!

Özellikle terör devleti İsrail’in, 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren Filistin’de, bilhassa Gazze’de uyguladığı soykırımın ardından İsrail’e destek veren, İsrail’in yanında olan firmaların boykot edilmesine yönelik inisiyatif gelişti. 

Ben zaten “ithal ikame” fikrinden yanaydım, ülkemizde üretilebilen ürünleri dışarıdan almamayı savunurdum. Bununla birlikte boykot meselesi ile bu konu hem dünyayı, hem Ahiret’i ilgilendiren bir vebal hâlini aldı. 

Yol haritası çok basit:

Türkiye’deki tekstil devleri ile konuşulacak ve bu firmalar milli takımların performansını artırıcı forma-eşofman takımı üretmeye yönlendirilecek. Üretim yapıldıktan sonra Futbol, Basketbol ve Voleybol Federasyonları konunun takipçisi olacak ve marka değeri böylece artırılacak. 

Türkiye’de kurulu spor kulüpleri de (futbol, basketbol ve voleybol) bu formayı kullanmaya teşvik edilecek. 

Özbekistan kadar irademiz ve ekonomi bilgimiz vardır sanıyorum….

Fakat boykot meselesi tabii ki forma-eşofman ile sınırlı değil. Mesela İsrail’e karşı olduğunu bildiğimiz, Amerika Birleşik Devletleri’nin zulmünü gördüğünü düşündüğümüz ve kişisel olarak da sevdiğimiz milletvekillerimiz, yapay zeka desteği ile hazırlanın görseller aracılığıyla Amerikan ürününün reklamını yapmayacak; başta kendileri olmak üzere danışmanları da boykot konusunda her daim uyanık olacak. 

Ayrıca milletvekillerimiz, karar verici oldukları için de özellikle milli formalarda Amerikan-Alman egemenliğinin kırılması için çaba sarf edecekler. 

Mesela, devletin resmi televizyon kanalı ile (hiç değilse) hükümete yakın zannettiğimiz televizyon kanalları, boykotun simgesi hâline gelen firmaların reklamlarını yayınlamayacak; “Sizden gelecek para gelmesin daha iyi” deyip bu firmaların reklamlarını elinin tersiyle itecek. 

Boykot, her alanda söylemlerden ileri gitmeli. 

Bir yaşam şekli olmalı. 

Bu, ülkemiz için olmazsa olmaz bir durum. 

 

 

MİLLİ TAKIM İYİ Mİ, KÖTÜ MÜ?

A Milli Futbol Takımı, kâğıt üzerinde çok iyi. Hatta 2026 Dünya Kupası’nın finaline yakışacak bir ekip. Ama evdeki hesap çarşıya uymuyor. Özellikle Avrupa’da oynayan milli futbolcuların kendilerini artık reklam yıldızı zannetmeleri, maç öncesi lakayt görüntüler, maç sırasında yardımlaşmayı unutmuş gibi davranmaları “Takıma neşter gerek” söylemini artırdı. 

Dünya Kupası’na giderken oynanan iki hazırlık maçında bu “şımarıklık” göze çarpıyordu. Bizim ekrandan gördüklerimize saha kenarından müdahale yapılamadı demek ki. 

Futbol bilgini değilim, sıradan bir futbol izleyicisiyim. 

O nedenle mesela Güney Kore’nin pasa dayalı futbolu hoşuma gidiyor. 

Hollanda’nın teknik futbolunu seviyorum.

Fransa, Almanya, İngiltere’nin futbolcularının kaçış alanlarını ezbere bilmelerini seviyorum. 

Bizde de bu unsurlar olabilir; ancak en son deplasmanda oynadığımız İspanya maçında böyle bir takım gördük. 

Milli Takım iyi. 

Ancak Avrupa’daki yıldız oyuncularımızın her topu aldıklarında birer halı saha canavarına dönüşmesi, hatta mahalle maçlarındaki gibi “Top benim beyler, herkes kendi topunu getirsin” havasına bürünmesi kötü. 

Milli Takım iyi. 

Ancak oyun içinde risk almayı seven, anında müdahaleler yapabilen, maçı okuyabilen teknik heyetin olmaması kötü. (Mesela Mustafa Denizli, bir milli maçta daha 30’uncu dakikalarda ani bir oyuncu değişikliği yapabilmiş ve oyunun seyrinin değişmesini sağlamıştı.)

Milli Takım iyi.

Ancak genel hava kötü. 

 

 

AFYON’UN DEĞERİ AGAH BIYIKOĞLU

Agah Bıyıkoğlu, Afyonkarahisar’da “futbol” denilince akla gelen isimlerden birisi. Afyon futboluna yarım asrı aşkın bir süredir hizmet eden Agah Hoca, öngörüleri ile arşivlere damgasını vuruyor. Agah Hoca’nın 30 Aralık 2025 tarihinde Gazeteniz Kocatepe’de yayımlanan köşe yazısından bir bölümü aktaralım:

“Maça gelince, geçen ki maçlara göre daha derli toplu bir takım görünümündeydi 1923 Afyonkarahisar; ön alan baskısı yaptı ilk dakikalarda; fakat bu baskılar gurup halinde olmadığı ve rastgele aksiyonlar olduğu için etkili ve yeterli olmadı ve top kapamadı rakipten... Daha sonra gördüm ki Akşehir oldukça iyi bir takım; o güne kadar gördüğüm BAL takımlarının en iyisi bana göre…”

Sonuç… Agah Hoca’nın Aralık’ta gördüğü durum, Mayıs ayında gerçek oldu. 1922 Akşehirspor şampiyon oldu. Agah Hoca’nın bilgi ve birikiminden, öngörülerinden yerelde olduğu kadar ulusalda da yararlanmak gerekiyor. 

Yazarın Diğer Yazıları