2 Mart 2011 Çarşamba 02:00:00
12 Haziran’da seçim var. Ben de en azından bağımsız aday olacaktım ama malum, milletvekilliği aday adaylığı için gereken yüklü miktarda parayı bulamadığım için aday olamadım.
Seçme özgürlüğüm şimdilik duruyor da seçilme özgürlüğüm, sonraki seçimlere ve zengin olma durumuna kaldı. Çünkü öyle bir demokrasimiz var ki maşallah, “paralı olan seçilsin parasız olan ezilsin” anlayışı ile genel merkezlerdeki “birim amirleri”nce seçilen bir dizi “vekil”i görüyoruz. Bakmayın geçen günlerde kapalı spor salonunda yapılan “halkla buluşma” toplantısında partili gençlerin “Önseçim” talebinin sıcak karşılanmasına…
Parti içi demokrasi söylemleri, her partinin genel başkanının, parti tabanının sırtını sıvazlaması gibi… Yeri gelince kullanılır, yeri gelince “İçinden geçtiğimiz bu zor ve anlamlı süreçte partimizde hizipçilik esas alınamaz” denilip geçiliverir.
Demokrasimizin son noktasına geldik sanırım.
Çünkü bazı partilerin milletvekilliği aday adaylığı için “üniversite mezuniyeti” şartı aradığı söyleniyor. 12 Eylül’de de bunu oyladık canım, bundan daha normal bir şey olabilir mi? Bizim demokrasimiz, “tüm vatandaşlar eşittir, ama bazıları daha eşittir” şeklinde yürüyor zaten.
İsterseniz bu konu hakkında da “öyle mi, değil mi” sorularını içeren bir referandum yapabiliriz. Nasıl olsa alıştık memleketin parasını sandığıyla, pusulasıyla, mitingleriyle çarçur etmeye… Elimiz alışmışken basıveririz “tercih” mührünü…
Madem demokrasimiz gün geçtikçe sınıf atlı-yor, maden önce zenginler, sonra üniversite mezunları seçilebilecek, madem halk seyredecek…
O zaman bir öneri de benden.
Allah’ım benim de bu yazılar vesilesiyle vatana, millete ne çok yararım dokunuyor… Bu yararlarımı, böyle köşelerde yazmasam da hepsini toplayıp milli ve dini bayramlarda halkıma müjde olarak mı sunsam…
Sonra da kitap, ne bileyim en azından broşür bastırırım, dağıtırım. 2011 seçimlerini es geçtik, bari önümüzdeki seçimlere hazırlanalım. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı, Belediye Başkanlığı, sonra yine Milletvekilliği seçimleri var. E, zaten bu süreçte belki başkanlık sistemi de gündeme gelir. Başkanlık için de kolları sıvamak gerek.
Hatta “valilerin seçimle iş başı yapması” gibi öneriler de gündeme gelmeye başladı. Yani önümde çok seçim var. Dolayısıyla birinde olmadı diye umutsuzluğa düşmek yok. Demokrasi, bize de “vurur” elbet… Piyango gibi…
Araya başka cümleler giriyor, müjdemi, önerimi söyleyemiyorum.
Şimdi sırası: Milletvekilleri Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girmeli. Bu sınavda, vekil adaylarının “iyi halleri”, “çalışkanlıkları”, “vaatleri”nin yanı sıra “kopya çekip çekememe” kabiliyetleri de ölçülmeli.
“Adam, Amerikalı şirketi dolandırdı, helal olsun. İktidara gelince IMF’ye kim bilir nasıl yapmaz” diye oy veren bir potansiyel var zira. Aynı potansiyel, “Bu adam iyi kopya çekiyorsa, kim bilir hangi topluluklarla bağlantıları vardır. Bu adama oy verelim” fikriyle de hareket edebilir.
Bu öneriye paralel, bir başka önerim daha var: Milletvekilliği sınavı için bir de merkez kurulsun: Milletvekili Yerleştirme Merkezi…
Gerçi 4 ya da 5 yılda bir yoğun çalışacak bu MYM, ama o da yeter. Bari milletvekili olmak isteyen vatandaşların vereceği paralardan sadece partiler değil Hazine de yararlansın.
Bir de soru: En düşük kademeli bir memurluk için onca sınav yapılan bir ülkede milletin temsilcisi olacaklar için neden sınav yapmıyoruz?
Zaten demokrasimize “demokrasi” demek için bin şahit lazım, ne olacak bir tekme de sınavla vuralım…
12 Haziran’da seçim var. Ben de en azından bağımsız aday olacaktım ama malum, milletvekilliği aday adaylığı için gereken yüklü miktarda parayı bulamadığım için aday olamadım.
Seçme özgürlüğüm şimdilik duruyor da seçilme özgürlüğüm, sonraki seçimlere ve zengin olma durumuna kaldı. Çünkü öyle bir demokrasimiz var ki maşallah, “paralı olan seçilsin parasız olan ezilsin” anlayışı ile genel merkezlerdeki “birim amirleri”nce seçilen bir dizi “vekil”i görüyoruz. Bakmayın geçen günlerde kapalı spor salonunda yapılan “halkla buluşma” toplantısında partili gençlerin “Önseçim” talebinin sıcak karşılanmasına…
Parti içi demokrasi söylemleri, her partinin genel başkanının, parti tabanının sırtını sıvazlaması gibi… Yeri gelince kullanılır, yeri gelince “İçinden geçtiğimiz bu zor ve anlamlı süreçte partimizde hizipçilik esas alınamaz” denilip geçiliverir.
Demokrasimizin son noktasına geldik sanırım.
Çünkü bazı partilerin milletvekilliği aday adaylığı için “üniversite mezuniyeti” şartı aradığı söyleniyor. 12 Eylül’de de bunu oyladık canım, bundan daha normal bir şey olabilir mi? Bizim demokrasimiz, “tüm vatandaşlar eşittir, ama bazıları daha eşittir” şeklinde yürüyor zaten.
İsterseniz bu konu hakkında da “öyle mi, değil mi” sorularını içeren bir referandum yapabiliriz. Nasıl olsa alıştık memleketin parasını sandığıyla, pusulasıyla, mitingleriyle çarçur etmeye… Elimiz alışmışken basıveririz “tercih” mührünü…
Madem demokrasimiz gün geçtikçe sınıf atlı-yor, maden önce zenginler, sonra üniversite mezunları seçilebilecek, madem halk seyredecek…
O zaman bir öneri de benden.
Allah’ım benim de bu yazılar vesilesiyle vatana, millete ne çok yararım dokunuyor… Bu yararlarımı, böyle köşelerde yazmasam da hepsini toplayıp milli ve dini bayramlarda halkıma müjde olarak mı sunsam…
Sonra da kitap, ne bileyim en azından broşür bastırırım, dağıtırım. 2011 seçimlerini es geçtik, bari önümüzdeki seçimlere hazırlanalım. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı, Belediye Başkanlığı, sonra yine Milletvekilliği seçimleri var. E, zaten bu süreçte belki başkanlık sistemi de gündeme gelir. Başkanlık için de kolları sıvamak gerek.
Hatta “valilerin seçimle iş başı yapması” gibi öneriler de gündeme gelmeye başladı. Yani önümde çok seçim var. Dolayısıyla birinde olmadı diye umutsuzluğa düşmek yok. Demokrasi, bize de “vurur” elbet… Piyango gibi…
Araya başka cümleler giriyor, müjdemi, önerimi söyleyemiyorum.
Şimdi sırası: Milletvekilleri Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girmeli. Bu sınavda, vekil adaylarının “iyi halleri”, “çalışkanlıkları”, “vaatleri”nin yanı sıra “kopya çekip çekememe” kabiliyetleri de ölçülmeli.
“Adam, Amerikalı şirketi dolandırdı, helal olsun. İktidara gelince IMF’ye kim bilir nasıl yapmaz” diye oy veren bir potansiyel var zira. Aynı potansiyel, “Bu adam iyi kopya çekiyorsa, kim bilir hangi topluluklarla bağlantıları vardır. Bu adama oy verelim” fikriyle de hareket edebilir.
Bu öneriye paralel, bir başka önerim daha var: Milletvekilliği sınavı için bir de merkez kurulsun: Milletvekili Yerleştirme Merkezi…
Gerçi 4 ya da 5 yılda bir yoğun çalışacak bu MYM, ama o da yeter. Bari milletvekili olmak isteyen vatandaşların vereceği paralardan sadece partiler değil Hazine de yararlansın.
Bir de soru: En düşük kademeli bir memurluk için onca sınav yapılan bir ülkede milletin temsilcisi olacaklar için neden sınav yapmıyoruz?
Zaten demokrasimize “demokrasi” demek için bin şahit lazım, ne olacak bir tekme de sınavla vuralım…