21 Haziran 2011 Salı 03:00:00
Seçimin üzerinden 1 haftayı aşkın süre geçti. Ancak seçim üzerine yapılan tartışmalar bitmedi. Ülke genelinde yüzde 50, Afyonkarahisar genelinde yüzde 60 oy alan bir partinin yetki-lilerinin seçimi gündemde tutması normal. Çünkü kazanılan ciddi başarı, halkın teveccühünün de bir göstergesi kabul edilip yerel seçimlerde, belki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, belki yeni Anayasa referandumunda kullanılabilir. Buraya kadar itirazım yok. Ama zafer kazanan ve muhalif partilerin yetkililerinin bile kabul ettiği bir başarıyı kazanan partinin yöneticileri, neden bir haftadır “Paslaşma”, “Ayak oyunu” gibi kavramlar üzerinden söylem geliştirirler, anlamakta güçlük çekiyorum.
Verilen asıl mesaj, tüm muhalefet partilerinin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başarısızlığına göre programlanmış olması, bu nedenle de iktidar partisine karşı güçlerini birleştirmesi.
Bu tür akıl yürütmelerin birkaç sorgulanır tarafı var: Mesela bir yetkili çıkıp da Milliyetçi Hareket Partisi’nin Afyonkarahisar’da neden oy kaybına uğradığını gündeme getirmesinde bir yarar yok. Çünkü az-çok tahmin edebiliyoruz ki MHP’den kopan oyların çoğunluğu Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti. MHP’nin baraj altında kalacağını varsayıp MMP’ye, HEPAR’a oy verenlerin bulunduğunu görebiliriz. MHP’lilerden CHP’ye elbette oy kaymaları olmuştur, fakat bu öyle zannedildiği gibi CHP’ye muazzam oy kazandıracak bir ölçüde değil. Ayrıca hiçbir gerçek ülkücü, partisi baraj sorunu yaşarken MHP’yi bırakıp da CHP’ye oy vermez.
Bir aralar çok moda olan “velev ki”yi bu bağlamda cümle içinde kullanabilir. Velev ki, bazı MHP’liler CHP’ye, bazı CHP’liler de MHP’ye oy verdi. Bu nedenle hangi seçmeni suçlayabilirsiniz? AK Parti’nin seçmen profilinde hangi partilere mensup eski ve yeni siyasetçiler var? 2002’den önce merkez sağ olarak tanımlanan partilerin oylarının toplandığı yer olarak göze çarptı AK Parti. Sonra “muhafazakâr demokrat” söylemi ile sosyal demokrat kitlelerle de temas kuruldu. 2007 seçimlerinde gördük ki, 2002 seçimlerinde barajı zorlayan Doğru Yol geleneği, yüzde 5’lere düştü. Adalet ve Kalkınma Partisi, Demokrat Parti’nin 367 krizinde Meclis’e girmemesini de iyi bir şekil-de lehine çevirerek Demokrat Parti ve Anavatan Partisi seçmenlerinin oylarına talip oldu. Bu kitleyi ikna etmeyi de büyük ölçüde başardı. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “yenilikçiler” olarak ayrıldığı Milli Görüş geleneğinin Saadet Partisi, 2007 seçimlerinde yüzde 2-3’lük dilimdeydi. Bu seçimlerde yüzde 1’e düştü. Saadet Partisi’nin de oy potansiyeli, Büyük Birlik Partisi’nin de oy potansiyeli Adalet ve Kalkınma Partisi’nin potasında eridi.
Deniyor ki Demokrat Parti’nin Afyonkarahisar’da 26 bin oyu vardı… Bu oylar nereye gitti? Ardından da bu oyların da CHP’ye gitmiş olabileceğine dair imalarda bulunuluyor. İyi de Demokrat Parti 26 binlik oyu muhafaza etse, AK Parti’nin oyu 250 binleri bulabilir miydi? Yine Milliyetçi Hareket Partisi, yeni seçmenleri de ikna edebilseydi ve o CHP’ye gittiği iddia edilen oyları alsaydı, bu sefer de MHP’nin 2’nci milletvekilini Meclis’e göndermesi söz konusu olmayacak mıydı? “Bazı ayak oyunları var” iddiası, ciddi bir töhmettir. Bana düşmez ama, dinimiz en büyük günahlardan zina iddiasında bile 4 şahit isterken, dini duygularda hassasiyet gösterdiği belirtilen bir partinin bu tür “paslaşma” iddialarını sadece sayılardan çıkarım yaparak gündeme getirmesinin ciddi bir “günah alma” olduğunu düşünüyorum. Vebali vardır ve suçlanan kişiler haklıysa şayet, mahşerde kul haklarını isteyebilirler. Ayrıca bu iddialar, her partinin aldığı oylarla ilgili soru işareti oluşturur.
“Paslaşma” iddiaları, siyaseten de yanlış. Çünkü zafer kazanan bir parti yetkilileri, hâlâ muhalefetle, hem de “Toplasanız, bizim kadar etmiyorlar” denilen muhalefetle ilgili sözler sarf ediyorsa bunun benim gözümde iki anlamı olur:
Ya muhalefet göründüğünden çok daha güçlüdür, ya da iktidar göründüğünden çok daha zayıftır ve o zayıflığın üstesinden bir “ötekiler” söylemiyle gelmeye çalışmaktadır.
Belgesiz, çıkarıma dayanan “Paslaşma” iddiası, aynı zamanda CHP’ye, MHP’ye ve diğer muhalif partilere adil davranmamak anlamına gelir. Buna benzer iddialarla Afyonkarahisar’da CHP’nin hiç yeni seçmen kazanmadığı, ülke genelinde de MHP’ye yeni oyların hiç gitmediği anlatılmak isteniyor. Yani bu sefer de “Bizim oyumuz hakiki, diğerlerinin oyu geçiçi” tezi ortaya atılmış oluyor ister istemez.
Herkesi kucaklama iddiasındaki bir siyasi hareketin, genel merkez ve taşra teşkilatlarıyla ve eylem-söylem bütünlüğü içinde hareket etmesi gerekiyor kanısındayım.
Seçimin üzerinden 1 haftayı aşkın süre geçti. Ancak seçim üzerine yapılan tartışmalar bitmedi. Ülke genelinde yüzde 50, Afyonkarahisar genelinde yüzde 60 oy alan bir partinin yetki-lilerinin seçimi gündemde tutması normal. Çünkü kazanılan ciddi başarı, halkın teveccühünün de bir göstergesi kabul edilip yerel seçimlerde, belki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, belki yeni Anayasa referandumunda kullanılabilir. Buraya kadar itirazım yok. Ama zafer kazanan ve muhalif partilerin yetkililerinin bile kabul ettiği bir başarıyı kazanan partinin yöneticileri, neden bir haftadır “Paslaşma”, “Ayak oyunu” gibi kavramlar üzerinden söylem geliştirirler, anlamakta güçlük çekiyorum.
Verilen asıl mesaj, tüm muhalefet partilerinin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başarısızlığına göre programlanmış olması, bu nedenle de iktidar partisine karşı güçlerini birleştirmesi.
Bu tür akıl yürütmelerin birkaç sorgulanır tarafı var: Mesela bir yetkili çıkıp da Milliyetçi Hareket Partisi’nin Afyonkarahisar’da neden oy kaybına uğradığını gündeme getirmesinde bir yarar yok. Çünkü az-çok tahmin edebiliyoruz ki MHP’den kopan oyların çoğunluğu Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti. MHP’nin baraj altında kalacağını varsayıp MMP’ye, HEPAR’a oy verenlerin bulunduğunu görebiliriz. MHP’lilerden CHP’ye elbette oy kaymaları olmuştur, fakat bu öyle zannedildiği gibi CHP’ye muazzam oy kazandıracak bir ölçüde değil. Ayrıca hiçbir gerçek ülkücü, partisi baraj sorunu yaşarken MHP’yi bırakıp da CHP’ye oy vermez.
Bir aralar çok moda olan “velev ki”yi bu bağlamda cümle içinde kullanabilir. Velev ki, bazı MHP’liler CHP’ye, bazı CHP’liler de MHP’ye oy verdi. Bu nedenle hangi seçmeni suçlayabilirsiniz? AK Parti’nin seçmen profilinde hangi partilere mensup eski ve yeni siyasetçiler var? 2002’den önce merkez sağ olarak tanımlanan partilerin oylarının toplandığı yer olarak göze çarptı AK Parti. Sonra “muhafazakâr demokrat” söylemi ile sosyal demokrat kitlelerle de temas kuruldu. 2007 seçimlerinde gördük ki, 2002 seçimlerinde barajı zorlayan Doğru Yol geleneği, yüzde 5’lere düştü. Adalet ve Kalkınma Partisi, Demokrat Parti’nin 367 krizinde Meclis’e girmemesini de iyi bir şekil-de lehine çevirerek Demokrat Parti ve Anavatan Partisi seçmenlerinin oylarına talip oldu. Bu kitleyi ikna etmeyi de büyük ölçüde başardı. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “yenilikçiler” olarak ayrıldığı Milli Görüş geleneğinin Saadet Partisi, 2007 seçimlerinde yüzde 2-3’lük dilimdeydi. Bu seçimlerde yüzde 1’e düştü. Saadet Partisi’nin de oy potansiyeli, Büyük Birlik Partisi’nin de oy potansiyeli Adalet ve Kalkınma Partisi’nin potasında eridi.
Deniyor ki Demokrat Parti’nin Afyonkarahisar’da 26 bin oyu vardı… Bu oylar nereye gitti? Ardından da bu oyların da CHP’ye gitmiş olabileceğine dair imalarda bulunuluyor. İyi de Demokrat Parti 26 binlik oyu muhafaza etse, AK Parti’nin oyu 250 binleri bulabilir miydi? Yine Milliyetçi Hareket Partisi, yeni seçmenleri de ikna edebilseydi ve o CHP’ye gittiği iddia edilen oyları alsaydı, bu sefer de MHP’nin 2’nci milletvekilini Meclis’e göndermesi söz konusu olmayacak mıydı? “Bazı ayak oyunları var” iddiası, ciddi bir töhmettir. Bana düşmez ama, dinimiz en büyük günahlardan zina iddiasında bile 4 şahit isterken, dini duygularda hassasiyet gösterdiği belirtilen bir partinin bu tür “paslaşma” iddialarını sadece sayılardan çıkarım yaparak gündeme getirmesinin ciddi bir “günah alma” olduğunu düşünüyorum. Vebali vardır ve suçlanan kişiler haklıysa şayet, mahşerde kul haklarını isteyebilirler. Ayrıca bu iddialar, her partinin aldığı oylarla ilgili soru işareti oluşturur.
“Paslaşma” iddiaları, siyaseten de yanlış. Çünkü zafer kazanan bir parti yetkilileri, hâlâ muhalefetle, hem de “Toplasanız, bizim kadar etmiyorlar” denilen muhalefetle ilgili sözler sarf ediyorsa bunun benim gözümde iki anlamı olur:
Ya muhalefet göründüğünden çok daha güçlüdür, ya da iktidar göründüğünden çok daha zayıftır ve o zayıflığın üstesinden bir “ötekiler” söylemiyle gelmeye çalışmaktadır.
Belgesiz, çıkarıma dayanan “Paslaşma” iddiası, aynı zamanda CHP’ye, MHP’ye ve diğer muhalif partilere adil davranmamak anlamına gelir. Buna benzer iddialarla Afyonkarahisar’da CHP’nin hiç yeni seçmen kazanmadığı, ülke genelinde de MHP’ye yeni oyların hiç gitmediği anlatılmak isteniyor. Yani bu sefer de “Bizim oyumuz hakiki, diğerlerinin oyu geçiçi” tezi ortaya atılmış oluyor ister istemez.
Herkesi kucaklama iddiasındaki bir siyasi hareketin, genel merkez ve taşra teşkilatlarıyla ve eylem-söylem bütünlüğü içinde hareket etmesi gerekiyor kanısındayım.