14 Aralık 2010 Salı 02:00:00
Beklemek ve bekletilmeye karşı bir alerjim olduğunu söyleyebilirim. Ama bir tercih yapacak olsam bekleyen olmayı isterim. Çünkü bekleyen, randevu saatinde randevu mekanında olarak sözünü yerine getirmiş olur. Bekleten ise sözünde durmamış veya sözünün gereğini yapmaya yeterli özeni göstermemiş kimsedir.
Konuyu uzatmayacağım. Eski ismiyle Kuzey Ege Kalkınma Ajansı’nın o dönemki Genel Sekreteri Hüsamettin İnaç’ın Afyonkarahisar’daki işadamlarını 1 saati aşkın süre bekletmesine karşı Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hüsnü Serteser’in verdiği tepki, işadamlarının tepkisinin dile getirilmesiydi. Önemli bir kurumun genel sekreteri, verdiği randevuya sadık kalmalı ve belirlenen saatte, belirlenen mekanda olmalıydı. Ha, o tepki biraz daha diplomatik biçimde göste-rilebilirdi, ayrı tartışma konusu. Ama sert tepki de İnaç’ın zaten çok iyi olmayan performansının bir kez daha gündeme gelmesine vesile oldu.
Benzer bir olayı 5 Aralık’ta da yaşadık. TOSYÖV Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Sönmez’in ilimizin önde gelen işadamı ve esnaf kuruluşlarına randevu verip daha sonra bu randevuyu iptal etmesi, şehirdeki 3 önemli gazetede, sert bir şekilde eleştirildi. Hatta bu eleştirilerin sonucunda mesele, karşılıklı atışmalara döndü ve konuyla ilgili basın toplantısı düzenlendi. Sebep ne olursa olsun bir kentin önde gelen kuruluşlarının yöneticilerini 1 saati aşkın bir süre bekletilip ardından haber gönderip “Randevu iptal edilmiştir” denilmesi hiç de şık bir durum değildi. Evet, bir tepki verilmeliydi, ama bu basın önünde tartışma olarak mı, yoksa ilgili kuruluşların yönetim kurulları ve meclislerinde mi değerlendirilmeliydi, bu konu da Kalkınma Ajansı’ndaki konu gibi ayrı tartışılabilir. 3 kuruluşun 4 yöneticisinin yaptığı basın toplantısında “Başbakan bunu yapsa yine aynı tepkiyi verirdik” denilmesi örnekleme bakımından güzeldi.
Fakat Anemon Otel’de Afyonkarahisar Sanayici ve İşadamları Derneği’nin girişimiyle düzenlenen Anadolu Markaları Yarışması’nın bilgilendirme toplantısına ilişkin de bir tepki ve-rilmeliydi. Zira toplantı öncesinde kamuoyuna Doğan Burda Dergi Yayıncılık Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi Mehmet Y. Yılmaz’ın da katılacağı duyuruldu. Toplantı günü geldiğinde bir öğrendik ki Mehmet Y. Yılmaz uçağı kaçırdığı için Afyonkarahisar’a gelememiş.
Şimdi iki sorum var:
1) Mehmet Y. Yılmaz, diyelim ki Başbakan’dan randevu talep etmiş olsaydı, randevuya yetişilmesi için binilmesi lazım gelen o uçak, kaçırılır mıydı? Bir büyük medya grubunun önemli yöneticisinin “uçak kaçırma” mazereti, kabul edilebilir bir hâl mi?
2) Daha bir önceki “randevu krizi”nin haberleri çok sıcakken, Mehmet Y. Yılmaz’ın Afyonkarahisar’a gelmemesi karşısında nasıl bu kadar itidalli kalınabildi?
Oysa ben neler neler hayal etmiştim. Afyon’da alışık olduğumuz üzere tanıdık simalar, ünlü kişi-ler geldiğinde hemen eline bir gazete tutuşturulur, “Bilmem kim, gazetemizi okudu” ya da “Bilmem kim gazetemizi inceleyip yanındakilere de gösterdi” gibi haberler yapılır. Ben de Mehmet Y. Yılmaz geldiğinde, toplantı sonunda şaka da olsa köşe yazarı olduğu Hürriyet gazetesini O’na götürüp fotoğraf çekecektim.
Ertesi gün haber şöyle olacaktı:
“Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet okudu…”
Beklemek ve bekletilmeye karşı bir alerjim olduğunu söyleyebilirim. Ama bir tercih yapacak olsam bekleyen olmayı isterim. Çünkü bekleyen, randevu saatinde randevu mekanında olarak sözünü yerine getirmiş olur. Bekleten ise sözünde durmamış veya sözünün gereğini yapmaya yeterli özeni göstermemiş kimsedir.
Konuyu uzatmayacağım. Eski ismiyle Kuzey Ege Kalkınma Ajansı’nın o dönemki Genel Sekreteri Hüsamettin İnaç’ın Afyonkarahisar’daki işadamlarını 1 saati aşkın süre bekletmesine karşı Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hüsnü Serteser’in verdiği tepki, işadamlarının tepkisinin dile getirilmesiydi. Önemli bir kurumun genel sekreteri, verdiği randevuya sadık kalmalı ve belirlenen saatte, belirlenen mekanda olmalıydı. Ha, o tepki biraz daha diplomatik biçimde göste-rilebilirdi, ayrı tartışma konusu. Ama sert tepki de İnaç’ın zaten çok iyi olmayan performansının bir kez daha gündeme gelmesine vesile oldu.
Benzer bir olayı 5 Aralık’ta da yaşadık. TOSYÖV Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Sönmez’in ilimizin önde gelen işadamı ve esnaf kuruluşlarına randevu verip daha sonra bu randevuyu iptal etmesi, şehirdeki 3 önemli gazetede, sert bir şekilde eleştirildi. Hatta bu eleştirilerin sonucunda mesele, karşılıklı atışmalara döndü ve konuyla ilgili basın toplantısı düzenlendi. Sebep ne olursa olsun bir kentin önde gelen kuruluşlarının yöneticilerini 1 saati aşkın bir süre bekletilip ardından haber gönderip “Randevu iptal edilmiştir” denilmesi hiç de şık bir durum değildi. Evet, bir tepki verilmeliydi, ama bu basın önünde tartışma olarak mı, yoksa ilgili kuruluşların yönetim kurulları ve meclislerinde mi değerlendirilmeliydi, bu konu da Kalkınma Ajansı’ndaki konu gibi ayrı tartışılabilir. 3 kuruluşun 4 yöneticisinin yaptığı basın toplantısında “Başbakan bunu yapsa yine aynı tepkiyi verirdik” denilmesi örnekleme bakımından güzeldi.
Fakat Anemon Otel’de Afyonkarahisar Sanayici ve İşadamları Derneği’nin girişimiyle düzenlenen Anadolu Markaları Yarışması’nın bilgilendirme toplantısına ilişkin de bir tepki ve-rilmeliydi. Zira toplantı öncesinde kamuoyuna Doğan Burda Dergi Yayıncılık Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi Mehmet Y. Yılmaz’ın da katılacağı duyuruldu. Toplantı günü geldiğinde bir öğrendik ki Mehmet Y. Yılmaz uçağı kaçırdığı için Afyonkarahisar’a gelememiş.
Şimdi iki sorum var:
1) Mehmet Y. Yılmaz, diyelim ki Başbakan’dan randevu talep etmiş olsaydı, randevuya yetişilmesi için binilmesi lazım gelen o uçak, kaçırılır mıydı? Bir büyük medya grubunun önemli yöneticisinin “uçak kaçırma” mazereti, kabul edilebilir bir hâl mi?
2) Daha bir önceki “randevu krizi”nin haberleri çok sıcakken, Mehmet Y. Yılmaz’ın Afyonkarahisar’a gelmemesi karşısında nasıl bu kadar itidalli kalınabildi?
Oysa ben neler neler hayal etmiştim. Afyon’da alışık olduğumuz üzere tanıdık simalar, ünlü kişi-ler geldiğinde hemen eline bir gazete tutuşturulur, “Bilmem kim, gazetemizi okudu” ya da “Bilmem kim gazetemizi inceleyip yanındakilere de gösterdi” gibi haberler yapılır. Ben de Mehmet Y. Yılmaz geldiğinde, toplantı sonunda şaka da olsa köşe yazarı olduğu Hürriyet gazetesini O’na götürüp fotoğraf çekecektim.
Ertesi gün haber şöyle olacaktı:
“Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet okudu…”