Murat Arısoy

Sempozyum Ve Heykel

Murat Arısoy

“Mermer Sempozyumu” başlıklı yazıda “1’inci Uluslararası Afyonkarahisar Mermer Heykel Sempozyumu” hakkında ayrıntılara yer vermeye çalışmıştım. Söylem olarak da “Heykelin merkezi” tanımının kullanılmasını eleştirmiştim. Bu yazıdan sonra farklı yorumlar oldu elbette ancak iki değerlendirmeye yer vermem gerektiğini düşündüm. 

Birinci değerlendirme, Sempozyum’un “gizli kahramanları” arasında olan Afyonkarahisar Belediyesi Kent Konseyi Kültür Sanat Çalışma Grubu Başkanı Başak Nakilcioğlu’ndan geldi. Nakilcioğlu, şu düzeltmeyi yaptı:

“2003 yılında ve devamında üç yıl boyunca İscehisar'da Ceylan Kılınçarslan'ın belediye başkanlığı döneminde Mermer Heykel Sempozyumu yapıldı. İscehisar'da, Afyonkarahisar 'da değil. Kendileri de bu şekilde söylüyorlar, bu nedenle belirtiyorum. Bu sempozyum Afyonkarahisar Belediyesi tarafından Afyonkarahisar merkezde ilk defa yapıldı. İlk olmasının sebebi ilçe-merkez ve farklı belediyeler olması.”

Böylece bir maddi hatayı düzeltmiş olalım. 

Yazı hakkında bir değerlendirme ise Cumhuriyet Halk Partililerin yakından tanıdığı bir isim olan, önceki dönemlerde CHP İl Yönetimi’nde de yer alan Bora Demiray’dan geldi. Heykel ve sanat konusunda farklı bir pencereden bakmamızı sağlayacak olan değerlendirmeyi de paylaşmak isterim…

“Ben yazılarınızı takip eden bir CHP üyesiyim. Son yazınızı da ilgiyle okudum. Ülkemizin içinde bulunduğu pespayeliği/vasatlığı anlamak için -ki bu durum sadece siyaseten değil gündelik yaşamda da geçerli ne yazık ki- Rönesans dönemine gitmek lazım belki de. Bildiğiniz üzere Rönesans en temelde Avrupa’da toplumsal bir ihtiyaç sonucunda ortaya çıktı. Bunda tabi Avrupa sömürgeciliğinin de direkt ve dolaylı etkileri söz konusu idi. Yeni coğrafyaların keşfiyle birlikte Avrupa öncelikle askeri, devamında da ekonomik, kültürel, sanatsal ve tabi ki hegemonyal etkileşimini ciddi anlamda artırdı. Bu da özellikle kara Avrupasında bir yenilenme ihtiyacını beraberinde getirdi. Öyle ya denizaşırı yerler için daha büyük ve güçlü gemilere, oraları kontrol altında tutmak için de daha güçlü silahlara ihtiyaç vardı. Yani orada da bir nevi askeri gereklilikler neticesinde bilimsel temelde bir gelişim söz konusuydu. İşte bu gelişim zamanla toplumsal bir ihtiyaca dönüştü. Dar ve baskıcı skolastik düşünce ile toplumun gündelik yaşamına ve bireyin sosyal ihtiyaçlarına cevap verilemiyordu. İşte bu döngünün kırılması ile birlikte önce düşünsel zemin -skolastik döneme kıyasla- özgürleşti. Bilimsel gelişmeler hızla yol almaya başladı, yeni yeni sanatsal akımlar ortaya çıktı. Avrupa, Avrupa olmasını işte bu döneme borçluydu. Ülkesel anlamda biz bu kırılımı ne yazık ki yakalayamadık. Matbaanın etkin kullanılmasını sağlayamadık. Dönemin ileri bilim üssü sayılabilecek olan rasathaneleri yaşatamadık. Denizci bir toplumda olamadık örneğin. Olamadığımız içinde toplumsal etkileşimimiz ne yazık ki hep geride kaldı. Bunu gerçekleştirebilseydik eğer; bir ucu Avrupa’ya bir ucu Asya’ya dayanmış, binlerce yıllık devlet geleneği olan bir cihan devleti olarak belki de bugün Dünya’nın en önde gelen devleti biz olabilirdik. Kendi rönesansımızı yapamadık. İşte bu sebepledir ki ve yine ne yazık ki heykel ve sanat tartışmaları bu minvalde ilerliyor. Toplumsal düzeyde hala skolastik düşüncenin etkisi altındayız. Oysa bilim ve sanat uygarlaşma yolunda -İDDİASI OLAN- herhangi bir toplumun başat aktörleri olmalıdır. (Böyle bir iddiamız var mı acaba???) Heykel olayına birazda bu gözle bakmanın -kendi adıma- oldukça yararlı olabileceğini düşünüyorum. Mimariyi bile sanatsal bir çerçevede ele alırsak eğer 2025 Türkiye’sinde hala özgün bir eser kazandıramıyorsak bunun olumsuz etkilerini yadsımamak gerekiyor. Mimar Sinan 1500’lü yıllarda yaşamış ve dünyalar güzeli eserlerini kendi dönemi içerisinde ortaya çıkarmış. Ama bugün baktığımızda hala onun kötü taklitleri ile camilerimizi inşa etmeye çalışıyoruz. Okullarımızda Selçuklu mimarisini uyguladığımızı iddia ediyoruz. Özgün tasarımlar/üretimler olmadan bir ilerleme sağlanabilir mi? Hiç sanmıyorum. İşte bu anlamda çok gerideyiz maalesef. Kendi bakış açımı sizinle paylaşmak istedim. Daha fazla uzatarak başınızı ağrıtmak istemem. Son tahlilde heykel önemli hocam. En içten sevgiler ve saygılar.”

Ben hem Başak Nakilcioğlu’na hem de Bora Demiray’a değerli katkıları dolayısıyla teşekkür ediyorum. 

Şehrimizin ihtiyacı olan ortak akla ulaşmanın ilk yolunun iletişim kurmak olduğuna inanıyorum. 

Yazarın Diğer Yazıları