26 Eylül 2011 Pazartesi 03:00:00
Başbakanlık’a bağlı iki kurumun eski ve yeni yöneticilerinin ses kayıtları internetten bütün basın-yayın organlarına yayıldı. Kısa aralarla gerçekleşti bu ses kayıtlarının yayınlanması.
Bu ses kayıtlarından birisi Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Işık Koşaner’e, diğeri Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’a aitti.
Işık Koşaner’in ses kaydı, “meslek içi dertleşme, hataları sorgulama” toplantısıydı. Kayıttan anlaşılan, Ordu’nun komutanının, yetkili birtakım subayları karşısına alıp “Bakın, şu doğru, şu yanlış. Şu konularda hatalarımız var, şu konularda ilerideyiz” demesinden ibaretti.
Komutan’ın konuştukları ile ilgili çok yorum yapıldı, çok şey söylendi.
Hatta bazı vatandaşlar çıktı, ses kaydındaki konuşmalardan ötürü Komutan’ın yargılanması gerektiğini söyledi.
Buna rağmen Işık Paşa çıktı, ne dedi?
-Basına yansıyan ses kaydındaki konuşmam doğrudur. Konuşmamın arkasındayım…
Bu ses kaydının nasıl, hangi yöntemle ve neden basına sızdırıldığına dair muhalefet birkaç kelam etti o kadar.
Hükümet tarafı, genel olarak sessiz kalmayı tercih etti. Hükümet yanlısı basın ise Işık Paşa’yı idam sehpasına oturtmaya heveslendi.
Aradan çok geçmedi.
Bu sefer MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Müsteşar Yardımcısı iken yaptığı varsayılan bir konuşma gündeme geldi.
Bu konuşma ise öyle pek de “meslek içi” toplantıya benzemiyordu. Fidan ile terör örgütünün temsilcileri, hatta ortamda bulunduğu iddia edilen başka ülkelerin vatandaşları, “bir şeyler” konuşuyordu.
Şuna inanıyorum ki, ben bir haberde veya köşede Hakan Fidan’ın terör örgütü ve terör örgütünün başı hakkında kullandığı ifadeleri kendi görüşümmüş gibi kullansam, mutlaka hakkımda soruşturma açılır. İddianame hazırlanır. İddianameyi hazırlayan savcının görüşüne göre yargılanmam bile icap edebilir.
Fidan hakkında bir soruşturma açıldı mı, açıldıysa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu soruşturmanın yürütülmesine izin verdi mi? Henüz böyle bir açıklama yok.
Hükümet, bu görüşmeyi yalanlamadı. Ama içerikle ilgili “doğrulama” da gelmedi. Anlaşılan, sukût ikrardandı.
Hükümet yanlısı basın-yayın organları, bu ses kaydında Emekli Orgeneral Işık Koşaner’in ses kaydının aksine içerikle uğraşmadı. “Bu kaydı kim sızdırdı” sorusuna takıldı. Hatta, tepkiler çoğalınca Fidan’ın ses kaydının yayınlandığı haber ajansı, “1001” özür dileyerek, internet sitelerinin saldırıya uğradığını, bu ses kaydının kendilerinden kaynaklanmadığını açıkladı.
Hepimizin gözleri önünde gerçekleşen bu iki olayı neden mi hatırlattım?
Hareketlerimizde, sözlerimizde önce adil olalım. Aynı şartlardaki iki görevlenin ses kayıtları basın-yayın organlarına sızdırıldığında, birisinin içeriğiyle, diğerinin kim tarafından sızdırıldığıyla uğraşmayalım.
İkisinin de içeriğini tartışalım, ikisinin de sızdırılma şeklini bulup sızdıranları yargılayalım.
Yeterince günahkârız zaten, bir de “dilsiz şeytan” olmayalım…
Başbakanlık’a bağlı iki kurumun eski ve yeni yöneticilerinin ses kayıtları internetten bütün basın-yayın organlarına yayıldı. Kısa aralarla gerçekleşti bu ses kayıtlarının yayınlanması.
Bu ses kayıtlarından birisi Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Işık Koşaner’e, diğeri Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’a aitti.
Işık Koşaner’in ses kaydı, “meslek içi dertleşme, hataları sorgulama” toplantısıydı. Kayıttan anlaşılan, Ordu’nun komutanının, yetkili birtakım subayları karşısına alıp “Bakın, şu doğru, şu yanlış. Şu konularda hatalarımız var, şu konularda ilerideyiz” demesinden ibaretti.
Komutan’ın konuştukları ile ilgili çok yorum yapıldı, çok şey söylendi.
Hatta bazı vatandaşlar çıktı, ses kaydındaki konuşmalardan ötürü Komutan’ın yargılanması gerektiğini söyledi.
Buna rağmen Işık Paşa çıktı, ne dedi?
-Basına yansıyan ses kaydındaki konuşmam doğrudur. Konuşmamın arkasındayım…
Bu ses kaydının nasıl, hangi yöntemle ve neden basına sızdırıldığına dair muhalefet birkaç kelam etti o kadar.
Hükümet tarafı, genel olarak sessiz kalmayı tercih etti. Hükümet yanlısı basın ise Işık Paşa’yı idam sehpasına oturtmaya heveslendi.
Aradan çok geçmedi.
Bu sefer MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Müsteşar Yardımcısı iken yaptığı varsayılan bir konuşma gündeme geldi.
Bu konuşma ise öyle pek de “meslek içi” toplantıya benzemiyordu. Fidan ile terör örgütünün temsilcileri, hatta ortamda bulunduğu iddia edilen başka ülkelerin vatandaşları, “bir şeyler” konuşuyordu.
Şuna inanıyorum ki, ben bir haberde veya köşede Hakan Fidan’ın terör örgütü ve terör örgütünün başı hakkında kullandığı ifadeleri kendi görüşümmüş gibi kullansam, mutlaka hakkımda soruşturma açılır. İddianame hazırlanır. İddianameyi hazırlayan savcının görüşüne göre yargılanmam bile icap edebilir.
Fidan hakkında bir soruşturma açıldı mı, açıldıysa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu soruşturmanın yürütülmesine izin verdi mi? Henüz böyle bir açıklama yok.
Hükümet, bu görüşmeyi yalanlamadı. Ama içerikle ilgili “doğrulama” da gelmedi. Anlaşılan, sukût ikrardandı.
Hükümet yanlısı basın-yayın organları, bu ses kaydında Emekli Orgeneral Işık Koşaner’in ses kaydının aksine içerikle uğraşmadı. “Bu kaydı kim sızdırdı” sorusuna takıldı. Hatta, tepkiler çoğalınca Fidan’ın ses kaydının yayınlandığı haber ajansı, “1001” özür dileyerek, internet sitelerinin saldırıya uğradığını, bu ses kaydının kendilerinden kaynaklanmadığını açıkladı.
Hepimizin gözleri önünde gerçekleşen bu iki olayı neden mi hatırlattım?
Hareketlerimizde, sözlerimizde önce adil olalım. Aynı şartlardaki iki görevlenin ses kayıtları basın-yayın organlarına sızdırıldığında, birisinin içeriğiyle, diğerinin kim tarafından sızdırıldığıyla uğraşmayalım.
İkisinin de içeriğini tartışalım, ikisinin de sızdırılma şeklini bulup sızdıranları yargılayalım.
Yeterince günahkârız zaten, bir de “dilsiz şeytan” olmayalım…