Murat Arısoy

Seyyanen Değil Adalet Gerek

Murat Arısoy

“Seyyanen” başlıklı yazım üzerine bir büyüğüm aradı, “Sevgili Murat bazı konularda eksik bilgi ile yazı yazmışsın, ben sana şahit olduğum bir konuyu aktarayım” dedi 

Büyüğüm şöyle konuştu:

“Seyyanen zam meselesi bahsedildiği gibi olumsuz bir durum değil. Özellikle müfettişler, müfettiş yardımcıları bu devletin bir kuruşunun bile boşa gitmemesi için fedakârlıkla çalışıyor, hatta sana şöyle söyleyeyim: Denetim öncesinde kahvaltı yapıyorlar, öğle veya akşam yemeğinde denetledikleri yerlerden yemek ikram edilmesi ihtimaline karşı ‘biz yemek yemeyeceğiz’ diyorlar Bu kadar hassas davranıyorlar. 

Seyyanen zam meselesine gelince bu zam talebi müfettişler müfettiş yardımcıları ve fedakârca çalışan memurlardan gelmiyor. Bu zam olsa da olmasa da bahsettiğim kesim, Türk Devleti’nin ekonomik bekası için cansiperane çalışmaya devam edecekler. Burada mühim olan, sayılan kişilerin neredeyse karın tokluğuna çalıştırılması. Bahsettiğimiz kişiler devletin sıradan memurları değil; bir kere bunu ayrıca koymamız lazım. Bu kişiler arasında Hacettepe gibi Türkiye'nin önde gelen üniversitelerini dereceyle bitiren arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın birçoğu yüksek lisansını tamamlamış, bakanlıkların açtığı sınavları da yüksek derecelerle kazanarak, hak ederek bulundukları konumlara gelmişler. Kamuoyunda RTÜK Başkanı, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı gibi konumlardaki kişilerin de seyyanen zam alacağı belirtildi; aslında biraz da bunun üzerinden konuşmalar yapıldı. Ankara'yı aşağı yukarı hepimiz biliyoruz. Bahsettiğimiz başkanların maaşlarına gelecek 30 bin liralık zam onlar için tabiri caizse çocuk oyuncağı;  30 bin lira onların aldıkları maaşların inanın çok küçük bir parçası. Ancak zammı asıl hak eden bahsettiğim fedakâr yüksek memurlar hakkında bir açıklama yapılmadı. İşin ilginci şu anda tartışılan seyyanen zam benzeri seyyanen zamlar iki kere daha gündeme gelmişti ve yine aynı şekilde itirazlarla bu düzenlemelerle geri çekilmişti. Bahsettiğimiz fedakâr yüksek memurlar dünyadan ari yaşamıyorlar. Kamuoyunda tartışılan her konu onların da gündemine giriyor ve onlar bu devlet için bu kadar fazla çalışırken sadece zam üzerinden bir tartışma oluşturulması onları en basit tabirle kırıyor. Onların derdi para değil; bunu açıkça söylemek gerekir. Fakat ne yazık ki bu kadar derecelerle kurumlarına giren müfettişler, müfettiş yardımcıları bu merhalelerden geçmeyen personelle neredeyse aynı maaşları alıyorlar. Ben sana bir örnek vereyim. Benim bir yakınım Türk Devleti’nin parası boşa gitmesin, gelecek kuşaklara daha güzel bir memleket bırakılsın diye 3-4 gün boyunca ayağı halı görmeden çalışıyor. Cumartesi çalışıyor, pazar çalışıyor, resmî tatilde çalışıyor. Bunu kendisine ilettiğimizde de ‘benim devletime borcum var çalışarak bu borcu ödemeliyim’ diyor. Bu anlayış bizim ülkemizi geleceğe taşıyacaktır. Seyyanen zam konusu eğer gerçekten toplumu, kamuoyunu rahatsız ettiyse önce çalışma adaletini sağlamamız gerekiyor. Tekrar etmek gerekirse seyyanen zam konusuna muhatap olan kesimler kamuoyunda zannedildiği gibi saat 9.00 saat 17.00 arası çalışan değil; bu memlekete varını yoğunu Feda etmek isteyen ve bilhassa gençlerden oluşan personel. 

Sevgili Murat gazeteci Nevşin Mengü ile dünya görüşlerimiz ayrıdır. Fakat Sayın Mengü'nün yaptığı vurguyu önemsememiz gerekir. Türkiye'nin geleceği birbirinden parlak Bu gençleri kamuda tutabilmemiz için rekabet edilebilir değil belki ama hiç değilse karın tokluğundan kurtaracak bir maaşa ihtiyacımız var. Aksi takdirde bu yıldız gençlerimiz özel sektörden kendilerine gelen mevcut marşlarının 3 katı 4 katı maaş tekliflerine duyarsız kalamazlar. İçleri yansa da, devlet görevini bırakıp özel sektördeki tekliflere olumlu bakabilirler. Verilecek 30 bin lira zam elbette onların hayatlarını kurtarmayacaktır, ancak hiç değilse başarılarına ve kariyerlerine çok küçük de olsa bir katkı sağlayacaktır. Biz bazı konulara itiraz ederken ne yazık ki ‘onlara verildi bize de verirsin’ yaklaşımıyla hareket ediyoruz. Bu durum futbol maçında haksızlığa uğradığını iddia eden bir teknik direktörün onların da penaltısı verilmedi Bizim de penaltımız verilmedi demesine benziyor. Buradaki mesele penaltının verilmesi değil hakkın gözetilmesidir.”

Değerli büyüğümün itirazı ve eleştirisi bu yönde… 

Buradan çıkardığım sonuç ise şu: “Eşit işe eşit ücret” sloganı yerine “Adalet”i merkeze alan bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Adaletin eşitlikten daha üstün olduğunu bilerek kamu ve özel sektörün çalışma düzenini baştan aşağı yenilememiz gerekiyor. 

Yazarın Diğer Yazıları