27 Temmuz 2013 Cumartesi 03:00:00
Önceden, sofralara yayılan kâğıtlara dikkat etmezdim.
O anda ihtiyacı karşılayacak bir eşya olarak görürdüm “sofra bezi” kâğıtları.
Sonraları, sofraya serilen kâğıtların üzerindeki yazılar, ilgimi çekti.
Daha önce gözümden kaçan birçok ayrıntıyı, o küçük kâğıtlarda okuyabiliyordum.
Hatta çoğu kez tarihi geçmiş metinleri gördüğümden, “Bunu zamanında inceleseydim, bilgi sahibi olurdum” hayıflanmışımdır.
Şimdilerde ise sofraya yayılan o kâğıtlara daha farklı gözle bakıyorum. O “kâğıt” denilip geçilen şeyin, aslında bir emek bütünü olduğunu düşünüyorum.
İtiraf edeyim, kimi zaman da sinirleniyorum.
***
Sinirlenmekte haksız mıyım ama?
Siz gecenizi, gündüzünüzü, umarsızca sofralara serilen o kâğıtlardaki metinleri yazmak için verirsiniz.
Sağda-solda dolanırsınız, sohbet edersiniz.
Yerine göre tartaklanır, yerine göre alkışlanırsınız.
“Mesaisi olmayan” meslek klişesi arasında akla ilk gelen sizinkidir.
Bu işi gönüllüce, çok da karşılık beklemeden yaparsınız.
Bir yaraya merhem olsanız, bir ihtiyaç sahibinin karnının doyduğunu bilseniz, bir yolsuzluğun önlendiğini fark etseniz, bir yatırımın geliştiğini öğrenseniz, mutlu olursunuz.
***
Acıkmışsınızdır, bir “hızlı yemek” satan esnafa uğrarsınız.
Sofraya, sizin mutluluğunuzu sermiştir esnaf.
Yüreğiniz burkulur.
***
İnşa hâlindeki bir binayı gezmek isterseniz.
Yerde o mutluluğunuz vardır.
Üstüne basmazsanız bina kirlenir, üstüne bassanız olmaz.
İnşaatı, topuğunuzun üstünde yürüyerek, ama mutluluğunuza basmayarak gezersiniz.
Hissettirmeseniz de gücenirsiniz.
***
Bazen de kırık bir camın yoldaşı olur mutluluğunuz.
Evin içini bir nebze rüzgârdan korur.
Hem emeğiniz için, hem de evin içindeki insanlar için, kalbiniz acır.
***
Oysa ne çok heyecanla saklarsınız, siz o mutluluğu.
Yazınızın çıktığı ilk gazete, mutlaka arşivdedir.
Fotoğraflarını çekerken bile, fotoğrafın hikâyesi oluşur aklınızda.
Her hikâyede, torunlara anlatmak için bir malzeme daha çıkar.
Belki, anılarınızı, sadece torunlarınız değil, 5-10 kişi daha okur.
Kitap yazarsınız zira, ilgi görse de görmese de “Ben buradayım” dersiniz.
***
Ki meslek icabı, “Ben buradayım” demek zorundasınızdır hep.
Çünkü siz olmazsanız, olumsuzluklar örtbas edilebilir.
Ya da sesi duyulmayabilir çaresizin.
Ya da bilinmez en güzel yerleri, şehirlerin.
“Ben buradayım” demek zorundasınızdır hep.
Kendinizi hatırlatmazsanız filler, ezer çimenleri.
***
Emeğiniz sofraya mı yayılıyor…
Varsın yayılsın o zaman…
Biraz da tebessüm edin.
Belki sofraya bereket gelir sayenizde.
Önceden, sofralara yayılan kâğıtlara dikkat etmezdim.
O anda ihtiyacı karşılayacak bir eşya olarak görürdüm “sofra bezi” kâğıtları.
Sonraları, sofraya serilen kâğıtların üzerindeki yazılar, ilgimi çekti.
Daha önce gözümden kaçan birçok ayrıntıyı, o küçük kâğıtlarda okuyabiliyordum.
Hatta çoğu kez tarihi geçmiş metinleri gördüğümden, “Bunu zamanında inceleseydim, bilgi sahibi olurdum” hayıflanmışımdır.
Şimdilerde ise sofraya yayılan o kâğıtlara daha farklı gözle bakıyorum. O “kâğıt” denilip geçilen şeyin, aslında bir emek bütünü olduğunu düşünüyorum.
İtiraf edeyim, kimi zaman da sinirleniyorum.
***
Sinirlenmekte haksız mıyım ama?
Siz gecenizi, gündüzünüzü, umarsızca sofralara serilen o kâğıtlardaki metinleri yazmak için verirsiniz.
Sağda-solda dolanırsınız, sohbet edersiniz.
Yerine göre tartaklanır, yerine göre alkışlanırsınız.
“Mesaisi olmayan” meslek klişesi arasında akla ilk gelen sizinkidir.
Bu işi gönüllüce, çok da karşılık beklemeden yaparsınız.
Bir yaraya merhem olsanız, bir ihtiyaç sahibinin karnının doyduğunu bilseniz, bir yolsuzluğun önlendiğini fark etseniz, bir yatırımın geliştiğini öğrenseniz, mutlu olursunuz.
***
Acıkmışsınızdır, bir “hızlı yemek” satan esnafa uğrarsınız.
Sofraya, sizin mutluluğunuzu sermiştir esnaf.
Yüreğiniz burkulur.
***
İnşa hâlindeki bir binayı gezmek isterseniz.
Yerde o mutluluğunuz vardır.
Üstüne basmazsanız bina kirlenir, üstüne bassanız olmaz.
İnşaatı, topuğunuzun üstünde yürüyerek, ama mutluluğunuza basmayarak gezersiniz.
Hissettirmeseniz de gücenirsiniz.
***
Bazen de kırık bir camın yoldaşı olur mutluluğunuz.
Evin içini bir nebze rüzgârdan korur.
Hem emeğiniz için, hem de evin içindeki insanlar için, kalbiniz acır.
***
Oysa ne çok heyecanla saklarsınız, siz o mutluluğu.
Yazınızın çıktığı ilk gazete, mutlaka arşivdedir.
Fotoğraflarını çekerken bile, fotoğrafın hikâyesi oluşur aklınızda.
Her hikâyede, torunlara anlatmak için bir malzeme daha çıkar.
Belki, anılarınızı, sadece torunlarınız değil, 5-10 kişi daha okur.
Kitap yazarsınız zira, ilgi görse de görmese de “Ben buradayım” dersiniz.
***
Ki meslek icabı, “Ben buradayım” demek zorundasınızdır hep.
Çünkü siz olmazsanız, olumsuzluklar örtbas edilebilir.
Ya da sesi duyulmayabilir çaresizin.
Ya da bilinmez en güzel yerleri, şehirlerin.
“Ben buradayım” demek zorundasınızdır hep.
Kendinizi hatırlatmazsanız filler, ezer çimenleri.
***
Emeğiniz sofraya mı yayılıyor…
Varsın yayılsın o zaman…
Biraz da tebessüm edin.
Belki sofraya bereket gelir sayenizde.