Murat Arısoy

Tarihlerin çağrışımları… – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

19 Mart 2012 Pazartesi 02:00:00
  16 Mart 1920…
İtilaf Devletleri’nin, bu devletler arasında öne çıkan İngiltere’nin, 13 Kasım 1918’de fiili olarak başlattığı İstanbul’un işgalinin resmiyete dökülmesinin tarihi.. 16 Mart 1920’de, Osmanlı’nın “bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tershanelerine girilmiş, toprakları bilfiil işgal edilmiş”ti.
16 Mart 2012…
Yeni İtilaf Devletleri’nin “savunma” ihtiyacı nedeniyle kurdukları, ama saldırı aygıtına dönüşmüş olan NATO’nun 2001’de işgal ettiği Afganistan’da 11 yıl geçti. 7 Ekim 2001’de, çeşitli bahaneler ileri sürülerek başlayan “harekât” ile Afganistan’ın “bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tershanelerine girilmiş, toprakları bilfiil işgal edilmiş”ti.
16 Mart 1920’de Osmanlı Mebusan Meclisi’ni lağveden güçlere karşı savaşırken, vatan savunmasında şehit düştü dedelerimiz, tanıdıklarımız, eşimiz, dostumuz…
16 Mart 2012’de, “bizim olmayan” bir savaşta, birçok özelliği bize benzeyen bir milletin topraklarında “NATO savunması” adına 12 şehit verdik.
18 Mart 1915…
Düzenlerini sömürü üzerine kuran devletler, dünyadaki zenginliğin bölüşümü kavgasına girdiler. İtilaf Devletleri bir yanda, İttifak Devletleri bir yanda… Ve “tarafı olmak istemediğimiz” bir savaşın tarafı olduk. Şartlara karşı koyamadık, emperyalistlere karşı koyduk fakat. Çanakkale’de Milli Mücadelemiz’in muştusu aydınlandı… “Barbar Türkler, insan yiyor” safsatasına inanan Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar da düşman saflarındaydı, ama kelimenin gerçek anlamıyla “düşman” olmadılar. İnandıkları safsatanın boş olduğunu gördü, birçoğu. “Kendilerine ait olmayan” bir savaşta, kendilerine yalan söyleyenleri de tanıma fırsatı buldular.
18 Mart 2012…
Başka bir memlekette, “bizim olmayan bir savaşta”, NATO savunmasında şehit düşen askerlerimiz, vatan topraklarına getirildi. Öyle ya, “barış için” gitmiştik oraya. Bir türlü tesis edilemeyen barışın kurbanı olduk. Ve kim bilir, nice şehitler vereceğiz bu NATO savunmasında… Ve kim bilir, ne zaman tanıyacağız, bize “barış” yalanlarını söyleyenleri… Yeni İtilaf Devletleri’nin saldırı oyuncağı NATO’yu, ne zaman sorgulayacağız?

ANMA PROGRAMI ÜZERİNE
NATO ve vatan savunmasına ilişkin fikirlerle izledim Afyonkarahisar Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ndeki Çanakkale Savaşı’nın yıldönümü anmasını. Okul müdürü Erol Avcıoğlu’nun konuşması, (çeşitli metinlerden esinlense de) salonda coşkulu bir havanın oluşmasını sağladı. Yine okul öğretmenleri ve öğrencilerinin okuduğu şiirler ve yaptıkları gösteriler, büyük alkış aldı. Devlet Övünç Madalyası töreni için Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne gelen şehit yakınları ve gazilerdeydi gözüm hep. Program boyunca bazen için için, bazen üzüntülerini dışa vurarak ağladılar. Salonu dolduran yöneticilerin de zaman zaman gözlerinin dolduğunu gördüm.
Anma programının, gazeteciler, yöneticiler, şehit aileleri, gaziler, öğrenciler, öğretmenler için en duygulu kısmı ise Devlet Övünç Madalyaları’nın dağıtımı ânıydı. 2 şehit babası ile 2 gazinin sahneye davet edilmesinden sonra en zor görev ise Vali İrfan Balkanlıoğlu’na düştü. Çünkü öyle bir zamanda ne söylense boş kalacaktı. Ayrıca bir kelime bile hüzün havasını daha da artırabilir, kalpleri haddinden fazla yorabilirdi. Balkanlıoğlu, vakur bir sessizlikle takdim etti madalyaları. Madalyaları alanlar ise mağrur bir gözyaşı ile emanetlerini aldılar.
Bu arada, bundan sonra gözden kaçmaması ve düzeltilmesi gereken bir noktayı da işaret etmeliyim: Duygu yoğunluğunun yaşandığı 18 Mart Anma Programı’nda tiyatro oyununda “Kürşat baskınlarında şehadet şerbeti içtik” cümlesi, havada kaldı. Zira yol gösterici Kürşat, 639 yılındaki ihtilal girişiminde bulunmuş ve ihtilali başaramayınca Çinliler tarafından öldürülmüştür. Ancak Türklerin Müslümanlık’la haşır-neşir olmaları 750 yılına tekabül eder. 930 yılında ise ilk kez Karahanlı Devleti, İslam’ı din olarak kabul eder. Bu durumda Kürşat ve arkadaşları için, bir İslâm kavramı olan “şehit” kelimesinin kullanılması, tarih temeline oturmuyor.

Yazarın Diğer Yazıları