Afyonkarahisar’ı yönetenlerin, seçilmişlerin, atanmışların; seçilmişleri seçen, atanmışların kurallarına uyan vatandaşların, yani hepimizin önce trafik konusunda bir soruya cevap vermemiz gerekiyor:
Afyonkarahisar’da trafik sorunu var mı yok mu?
“Trafik sorunu yok diyorsak”, bu konuda daha fazla gevezelik etmenin de mânâsı yok. Herkes ununu elesin, eleğini assın.
Kimse, bu konuda en ufak bir girişim dahi yapmasın.
Afyonkarahisar’da trafik sorununa “ne var, ne yok/ hem var hem yok” şeklinde yaklaşmayı sürdürdüğümüz takdirde içinden çıkamayacağımız bir sarmal, bizleri bekliyor.
“Trafik sorunu var” diyor isek, herkes bir fikir üretsin, o fikirler çerçevesinde tartışmalar yapılsın, bir sonuca ulaşalım.
Yetkililerin bir kısmı, yakın çevresine “Afyon’da trafik sorunu yok; çevre illerde daha fazla sorun var” diyormuş. Olabilir, bakış açısı.
Ancak trafikte sıkışıklık olduğunu, araçların milim milim ilerlediğini görmek için ille de “muhalif” olmak gerekmiyor. Sabah saatlerinde Kurtuluş Caddesi’nden yukarı doğru gidin, Ambaryolu’ndan aşağı doğru inin. Akşam saatlerinde de Kurtuluş ve Ambaryolu’nu gezin. Her şey apaçık.
Sadece bu kadarla kalmıyor.
Bir yağmur yağsın, nedense trafik donup kalıyor.
Yağmurlu bir günde Yeşilyol’dan İl Jandarma Komutanlığı’na 20 dakikada vardığımı biliyorum.
Önce tespit edelim, çözüm önerilerini de ilerleyen günlerde tartışalım.
KOMŞU BİR İL: DENİZLİ
Geçenlerde bir arkadaşım Denizli’ye gitti. Denizli’yi, ister istemez Afyonkarahisar’la mukayese etmiş. Arkadaşımın izlenimlerini aktarıyorum:
“Bir yol var. Kaldırımlar alabildiğince geniş. Bu yola sadece belediye otobüsleri girebiliyor. 5 gün Denizli’de kaldım. 2-3 kez korna-klakson sesi duydum. Onlar da kendilerine yol açmak isteyen sürücüler değil, ‘Cankurtaran geliyor, dikkatli olalım, yol verelim’ diye etrafı uyaran kişilerdi. Buraya bir döndüm. 3 arabanın geçmesi gereken caddelerden bir aracın zor geçtiğini, kornaların gelişigüzel nasıl çalındığını bir kez daha gördüm.”
KISA YOLDA 33 DEBRİYAJ
Debriyaj, Türk Dil Kurumu’na göre şu anlama geliyor:
“Otomobillerde kavrama yöntemi ile kenetlenmiş iki mili birbirinden ayıran ve çekici mili hareket düzeninde tutarak çekilen milin durmasını ve bu işlem sonunda aracın hareketini sağlayan düzenek.”
Dilbilimsel kaygıları bir tarafa bıraktığımızda, anlayacağımız şudur: Vitesi otomatik değişmeyen, insan gücü ile değişen otomobil ve diğer taşıtlarda aracın sağlıklı bir şekilde ve motoru yormadan ilerlemesini sağlayan sistem.
Bir taksiciyle konuştum geçen günlerde. Dereden tepeden cümlelerin ardından söz dönüp dolaşıp trafiğe geldi. Çünkü “Mecidiye’den gitmeyelim orası yoğundur” demiştim. Birden sordu:
“Bu trafik ne olacak böyle? Neredeyse hareket edemiyoruz…”
Kendimce bir şeyler söyledim, taksi şoförü kendi başından geçenleri anlattı:
“Özellikle Kurtuluş Caddesi’ne girmek istemiyorum. Yoğurt Pazarı ile Arkeoloji Müzesi arasında 33 kez debriyaja bastım. Buna sinir mi, araba mı dayanır?”
Taksi şoförü haklı.
İMRALI’YA NE YAPALIM?
Birisi diyor ki “İmralı ile görüşülmesi gerek.”
Başka birisi çıkıyor, diyor ki “İmralı’nın şartlarının iyileştirilmesi gerek.”
Öbürü çıkıyor, diyor ki “İmralı muhatap alınmalı.”
Diğeri çıkıyor, diyor ki “Ben İmralı ile görüşmek için aracı olabilirim.”
Sanırsınız, ergenlik dönemindeki iki aşık, birbirilerine duygularını itiraf edebilmek için fırsat kolluyor.
Oldu olacak, İmralı’dan bir hatıra defteri de isteyin ve “Bana kalbin kadar beyaz bu sayfayı ayırdığın için” diye söze girin.
Ülkenin gidişi, İmralı için isteklerin bitmeyeceğini gösteriyor.
Ben de bu doğrultuda bazı önerileri sevgili ve sayın büyüklerimize sunuyorum. Belki değerlendirirsiniz:
1) Toplu Konut İdaresi, İmralı’ya yeni bir “saray” inşa etsin. Madem bu kadar değerli bir şahsı konuk ediyoruz, sarayın tam ortasında sarı bir yıldız simgesi görünür. Sarayın dış cephesini de yeşil ile kırmızıya boyadık mı, Çözüm Süreci iyi bir şekilde ilerler. Aman halel gelmesin!
2) Makam araçlarında tasarruf emri varmış. Çok güzel. Ama ne olur bu emir İmralı’yı kapsamasın. Yoksa Çözüm Süreci sekteye uğrar, neme lazım! Lütfen bizim vergilerimizle İmralı’ya bir makam aracı tahsis edilsin. Resmi ya da gayriresmi botlarda, yatlarda heder oldu adam. Zırhlı bir Mercedes’i hakkediyor.
3) İmralı’nın iaşesi için, bir havuz oluşturulsun. Son 4-5 yılda devlet işleri madem “havuz” yöntemi ile sürdürülüyor; İmralı da bir devlet işi neticede. Yol, köprü, baraj ihalelerine girecek işadamları, ihale paylarının bir kısmını İmralı Havuzu’nda toplasın. Böylece Çözüm Süreci hızlansın.
4) Ha, bir de canlı yayınla mesaj vermesi gündemdeydi İmralı’nın. Olur, hem de çok güzel olur. Devlet ricali hapşırsa “son dakika” diye haber vermeye niyetli televizyonlarımız mevcut. Bir “Alo Fatih” hattına bakar. Netice itibariyle İmralı da yabancı değil. Gerçi biz onun televizyonlarda yayınlanan “kendimleşmeli” sözleri ile büyüdük, yine böyle bir farklı kelime kullanırsa anlamayabiliriz. Ama olsun. Her şey Çözüm Süreci için!
5) Televizyonlarda mesajı yayınlanır da İmralı’nın, gazeteler durur mu? “Havuz”daki paraların bir kısmı ile büyük ve renkli gazetelere ilan verilmeli. Altında “İmralı” imzası bulunan ilanlarda “Beraber yürüdük biz bu yollarda” sloganı da kullanılmalı ki bir samimiyet kurulsun.
6) Daha ne diyeyim. Bu kadar zorlamaya gerek yok. Başbakanlık binasını da İmralı’ya taşıyalım. Çözüm Süreci nihayete ersin.