22 Temmuz 2007’de yapılacak seçimlerden önce Cumhurbaşkanlığı seçimleri için hazırlık yapılıyordu. Mayıs ayında gerçekleştirilecek seçimlerden önce bir dizi Cumhuriyet Mitingi düzenlendi. Bu mitinglerin ilki, 14 Nisan 2007’deydi.
Tandoğan’daki miting için katılımcı sayısı konusunda ihtilaf olabilir, Ankara’yı bilenler için tarif edeyim:
Kalabalığın bir ucu Ankara Garı’nda, diğer ucu Anıtkabir’deydi. Ara yollarda da neredeyse adım atılacak yer yoktu.
***
Ankara’daki mitingi İstanbul, İzmir ve Anadolu’nun çeşitli vilayetlerindeki mitingler izledi.
Galiba İzmir Mitingi’nden sonra düşünmeye başlamıştım:
Bu mitinglerin türküsü yoktu…
***
“Siyasi bir olay ile türkünün ne ilgisi var” diye sorabilirsiniz. Türküler, yüzyıllardır bizim acı-tatlı günümüzü, isyanımızı, kabullenişimizi simgelemiş.
Ne hissettiysek, bir bir türküye dökmüşüz.
Toplumsal olayları, dönüşümleri de kaydetmişiz…
Çoluğumuza, çocuğumuza “arşiv” niteliğinde ipuçları bırakmışız.
***
2007’de bir kıvılcım gibi aklıma düşen “türkümüzün olmayışı” olgusu, Çanakkale Zaferi’ni anma etkinlikleri ile tekrar kafama takıldı.
Biz, Çanakkale Zaferi’ni Çanakkale türküsü ile, Hey Onbeşli türküsü ile anlatmışız. Ne kadar duru, ne kadar içten sözlerle, ruhu yormayacak bir ezgiyle yakmışız türküleri.
***
Milli Mücadele sonrasında İstiklâl Harbi’ni kazanmışız, Cumhuriyet ilan edilmiş. “Hoş gelişler ola” diye karşılamışız Mustafa Kemal Paşa’yı.
***
Denizaltımız batmış, “Ah bir ateş ver” deyivermişiz.
Sonraki dönemlerde de üzüntümüzü, sevincimizi türkülerle dile getirmişiz.
***
Son 20 yıla bakalım:
Terör olayları, Irak’ın işgali, Yugoslavya’daki iç karışıklık, dünyadaki ekonomik sistemlerin farklılaşması, depremler, seller, başarılar, başarısızlıklar… Eskiden olsa “destan” yazılacak, dillere düşecek nice gelişmeler…
Bu süreçte toplumun bütün kesimlerini kucaklayan türkü sayısı, iki elin parmakları kadar ya var, ya yok.
Fatih Kısaparmak’ın “Kilim”i, Mustafa Yıldızdoğan’ın “Türkiyem”i, Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun”u haricinde öyle çok da dilimize yerleşen türkümüzü hatırlamıyorum.
Her siyasi grup ayrı ayrı kendisiyle ilgili eserler meydana getirmiş. Bununla birlikte, topyekun derdimizi anlatacağımız, paylaşacağımız şarkıları da duymakta zorlanıyoruz.
***
Hangisi sebep, hangisi sonuç, tahmin etmek zor.
Son 20 senede “türkü yazılmaya layık” bir olay mı olmadı?
Yoksa olaylara rağmen hissimizi, duyarlılığımızı mı yitirdik?
***
Anlaşılan, bir noktada kırılma yaşanmış.
O kırılmadan sonra ya üretemez olmuşuz, ya da boşvermişiz.