20 Kasım 2012 Salı 02:00:00
Afyonkarahisar, Kütahya ve Uşak’ın ortaklaşa kullanacağı Zafer Havaalanı’nın açılışına az bir süre kaldı. Uşak’ı bilmiyorum ama Afyonkarahisar ve Uşak’ta bir heyecandan bahsetmek mümkün. Havaalanı ile ilgili genel açıklama şu:
-Havaalanı gelecek, şehirler gelişecek.
Aslında birbiriyle bağlantılı konular gelişim ve havaalanı. Ancak buradaki hatamız, “tek yönlü” olarak bütün umutlarımızı havaalanının açılmasına bağlamak olarak gözüküyor.
Daha açık yazayım.
Kütahya ile Uşak’la ilgili bir şey yazacak durumda değilim.
Bununla birlikte Zafer Havaalanı’yla ilgili projeler geliştirilirken yolcularla şehir bağlantısını nasıl kuracağımız konusu önem kazanıyor.
Şehrin gelişmesini istiyorsak, “kervan yolda düzelir” anlayışını bir kenara bırakmamız gerekiyor. “Hele bir açılsın” dedikçe zaman su gibi geçiyor. “Hele bir açılsın”ın yerini “Hele bir sistem otursun”, “Hele bir potansiyeli görelim” gibi cümleler takip etmeli.
Zafer Havaalanı’nın ihale sürecinden bu yana gelecek zaman kipiyle konuşuyoruz. Ortada elle tutulan, somut bir gelişme yok.
Meselâ, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2011 seçimlerinden önce kamuoyuna duyurduğu vizyon projeler arasında Afyonkarahisar’dan Zafer Havaalanı’na hafif raylı sistemin kurulması da yer alıyordu.
Ne oldu?
Yine Zafer Havaalanı’nın çevresine büyük bir Organize Sanayi Bölgesi kurulacaktı, 2012 yılı bitiyor. Hâlâ kurulacak.
Elimizde bir sihirli değnek olduğunu varsaymıyorum elbette. Dünden bugüne her şeyin bir anda değişmesi de mümkün değil. Ancak Zafer Havaalanı’nın ihale ve inşaat sürecinde hangi açıklamalar yapılıyorsa, Zafer Havaalanı’nın açılma arefesinde de aynı açıklamalar yapılıyor.
Hafif raylı sistem için bir girişim var mı, bilmiyorum. Kamuoyuna açıklanmadı.
Organize Sanayi Bölgesi’ne onay çıktı mı, belli değil. İlgili bakanlık sormaz mı “İlinizde kullanılmayan Organize Sanayi Bölgeleri varken neden böyle bir girişim yapıyorsunuz” diye.
Havaalanı’ndan Afyonkarahisar’a yolcu taşımak için ise bir firmayla anlaşılmış sanırım. Bu firmanın servis araçlarının nereden kalkacağı, toplama merkezlerinin olup olmayacağı ise şu an için meçhul.
Zafer Havaalanı ile ilgili diğer yön ise, yolcu ya da turistlerin şehirle “manevi” bağlantısı.
Farz edelim ki Altıntaş’tan Afyonkarahisar’a kadar bölünmüş yollar ya da hafif raylı sistemle, hatta çılgın bir proje ortaya atıp kayıklarla, gemilerle geldik.
Sonrası?
Yine alışıldığı üzere turistleri otellerde “misafir” edip uğurlayacak mıyız?
Otellerimiz Alan Kılavuzları ile temasa geçti mi, kaç tanesi ile gezilerde rehber olması için anlaşma yapıldı?
Spor Kompleksi de Müze de tamamlandı diyelim.
Avrupa’dan gelmesi planlanan turistler, gündelik yaşamlarının bir parçasını burada da devam ettiriyor olacak.
Peki Avrupa’da Kocatepe var mı?
Kaç yabancı turist Frig Vadisi’nden, Akdağ’dan, Sultandağı’ndan, Eber Gölü’nden, kaplıcalardan haberdar olacak?
Mevlevihane hiç ilginç gelmeyecek mi turistlere?
Bu önemli tarihi ve doğal zenginliklerimizi Alan Kılavuzları ile mi yoksa tur organizatörlerinin uygun gördüğü, konuya hâkim olmayan kişilerle mi anlatacağız?
Sadece Avrupalı turist olmasına gerek yok. Türkî Cumhuriyetler’den, Çin’den, ya da ne bileyim İzmir’den, Erzurum’dan, Hakkari’den gelen turistlere şimdiki çevre düzenlemeleriyle mi “Merhaba” diyeceğiz?
Örneğin Gazlıgöl Beldesi’nin girişindeki hengâmeyi göğsümüz kabararak gezdirebiliriz misafirlerimize. Merdiven altı izlenimi veren dükkanları gösterebiliriz. İlçelerimizin girişlerini de yine iftihar ederek tanıtabiliriz.
Afyonkarahisar’la ilgili olarak ise şunu anlatayım:
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ağustos ayında Afyonkarahisar Müzesi’nin inşaatını incelemeye gelecekti. Saat 18.30 olarak açıklanan ziyaret saati, biraz sarktı. Aslında bu, bir nevi hayırlı oldu. Zira Bakan’ın geleceği belirtilen dakikalarda Müze inşaatının yanına koyun sürüleri girdi. Oradaki yetkililer “Aman çekmeyin” dediler. Ben de “Şimdi çeksek bir mânâsı olmaz. Bakan Bey geldiğinde bu manzara olsaydı hiç kaçış yoktu, çekip yayınlardık” dedim.
Bu manzarayı Ankara yolunda da görüyoruz, Eskişehir yolunda da.
Hatta bazen Karşıyaka Mahallesi’nde bile bu manzara ile karşılaşabiliriz.
Şehrin i��lek caddeleri arasındaki Yeşilyol Caddesi’nde Yoğurt Pazarı’na doğru yer alan ve her gün imrenerek baktığım “traktör garajı”nı da unutmamak gerek.
Bol “-ecek”li cümlelerden önce görünümümüze çeki düzen verelim. Afyonkarahisar’ı “misafir ağırlanabilecek” bir ev hâline getirelim.
Afyonkarahisar, Kütahya ve Uşak’ın ortaklaşa kullanacağı Zafer Havaalanı’nın açılışına az bir süre kaldı. Uşak’ı bilmiyorum ama Afyonkarahisar ve Uşak’ta bir heyecandan bahsetmek mümkün. Havaalanı ile ilgili genel açıklama şu:
-Havaalanı gelecek, şehirler gelişecek.
Aslında birbiriyle bağlantılı konular gelişim ve havaalanı. Ancak buradaki hatamız, “tek yönlü” olarak bütün umutlarımızı havaalanının açılmasına bağlamak olarak gözüküyor.
Daha açık yazayım.
Kütahya ile Uşak’la ilgili bir şey yazacak durumda değilim.
Bununla birlikte Zafer Havaalanı’yla ilgili projeler geliştirilirken yolcularla şehir bağlantısını nasıl kuracağımız konusu önem kazanıyor.
Şehrin gelişmesini istiyorsak, “kervan yolda düzelir” anlayışını bir kenara bırakmamız gerekiyor. “Hele bir açılsın” dedikçe zaman su gibi geçiyor. “Hele bir açılsın”ın yerini “Hele bir sistem otursun”, “Hele bir potansiyeli görelim” gibi cümleler takip etmeli.
Zafer Havaalanı’nın ihale sürecinden bu yana gelecek zaman kipiyle konuşuyoruz. Ortada elle tutulan, somut bir gelişme yok.
Meselâ, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2011 seçimlerinden önce kamuoyuna duyurduğu vizyon projeler arasında Afyonkarahisar’dan Zafer Havaalanı’na hafif raylı sistemin kurulması da yer alıyordu.
Ne oldu?
Yine Zafer Havaalanı’nın çevresine büyük bir Organize Sanayi Bölgesi kurulacaktı, 2012 yılı bitiyor. Hâlâ kurulacak.
Elimizde bir sihirli değnek olduğunu varsaymıyorum elbette. Dünden bugüne her şeyin bir anda değişmesi de mümkün değil. Ancak Zafer Havaalanı’nın ihale ve inşaat sürecinde hangi açıklamalar yapılıyorsa, Zafer Havaalanı’nın açılma arefesinde de aynı açıklamalar yapılıyor.
Hafif raylı sistem için bir girişim var mı, bilmiyorum. Kamuoyuna açıklanmadı.
Organize Sanayi Bölgesi’ne onay çıktı mı, belli değil. İlgili bakanlık sormaz mı “İlinizde kullanılmayan Organize Sanayi Bölgeleri varken neden böyle bir girişim yapıyorsunuz” diye.
Havaalanı’ndan Afyonkarahisar’a yolcu taşımak için ise bir firmayla anlaşılmış sanırım. Bu firmanın servis araçlarının nereden kalkacağı, toplama merkezlerinin olup olmayacağı ise şu an için meçhul.
Zafer Havaalanı ile ilgili diğer yön ise, yolcu ya da turistlerin şehirle “manevi” bağlantısı.
Farz edelim ki Altıntaş’tan Afyonkarahisar’a kadar bölünmüş yollar ya da hafif raylı sistemle, hatta çılgın bir proje ortaya atıp kayıklarla, gemilerle geldik.
Sonrası?
Yine alışıldığı üzere turistleri otellerde “misafir” edip uğurlayacak mıyız?
Otellerimiz Alan Kılavuzları ile temasa geçti mi, kaç tanesi ile gezilerde rehber olması için anlaşma yapıldı?
Spor Kompleksi de Müze de tamamlandı diyelim.
Avrupa’dan gelmesi planlanan turistler, gündelik yaşamlarının bir parçasını burada da devam ettiriyor olacak.
Peki Avrupa’da Kocatepe var mı?
Kaç yabancı turist Frig Vadisi’nden, Akdağ’dan, Sultandağı’ndan, Eber Gölü’nden, kaplıcalardan haberdar olacak?
Mevlevihane hiç ilginç gelmeyecek mi turistlere?
Bu önemli tarihi ve doğal zenginliklerimizi Alan Kılavuzları ile mi yoksa tur organizatörlerinin uygun gördüğü, konuya hâkim olmayan kişilerle mi anlatacağız?
Sadece Avrupalı turist olmasına gerek yok. Türkî Cumhuriyetler’den, Çin’den, ya da ne bileyim İzmir’den, Erzurum’dan, Hakkari’den gelen turistlere şimdiki çevre düzenlemeleriyle mi “Merhaba” diyeceğiz?
Örneğin Gazlıgöl Beldesi’nin girişindeki hengâmeyi göğsümüz kabararak gezdirebiliriz misafirlerimize. Merdiven altı izlenimi veren dükkanları gösterebiliriz. İlçelerimizin girişlerini de yine iftihar ederek tanıtabiliriz.
Afyonkarahisar’la ilgili olarak ise şunu anlatayım:
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ağustos ayında Afyonkarahisar Müzesi’nin inşaatını incelemeye gelecekti. Saat 18.30 olarak açıklanan ziyaret saati, biraz sarktı. Aslında bu, bir nevi hayırlı oldu. Zira Bakan’ın geleceği belirtilen dakikalarda Müze inşaatının yanına koyun sürüleri girdi. Oradaki yetkililer “Aman çekmeyin” dediler. Ben de “Şimdi çeksek bir mânâsı olmaz. Bakan Bey geldiğinde bu manzara olsaydı hiç kaçış yoktu, çekip yayınlardık” dedim.
Bu manzarayı Ankara yolunda da görüyoruz, Eskişehir yolunda da.
Hatta bazen Karşıyaka Mahallesi’nde bile bu manzara ile karşılaşabiliriz.
Şehrin i��lek caddeleri arasındaki Yeşilyol Caddesi’nde Yoğurt Pazarı’na doğru yer alan ve her gün imrenerek baktığım “traktör garajı”nı da unutmamak gerek.
Bol “-ecek”li cümlelerden önce görünümümüze çeki düzen verelim. Afyonkarahisar’ı “misafir ağırlanabilecek” bir ev hâline getirelim.