13 Aralık 2010 Pazartesi 02:00:00
Ünlemin hayatımızda yeri olup olmadığına dair kafa yormamıştım.
Şöyle bir düşününce konuşurken göremesek de konuştuklarımızı kâğıda –ya da teknolojinin gelişmesi dolayısıyla ekrana mı demeliyim- aktarırken ister istemez birçok cümle sonunda ünlem işaretini koyuyoruz.
Bazı cümlelerimiz ise herhangi bir işarete ihtiyaç duymadan, kendisi ünlemin tüm anlamlarını yüklenmiş oluveriyor. “Ah canım” ya da “vah vah” gibi… Ünlem konmasa da ünlemli kabul edi-yoruz.
Seviniyoruz:
-Heyyyyyy!
Kızıyoruz:
-Heeeeeeyyyyy!
Sesleniyoruz:
-Hey!
Hey kelimesi Türkçenin güzel bir ünlemi. Kişinin ruh haline göre değişebiliyor. Aslında bu sihir, tüm sözcüklerimizde var kanaatimce.
Sevdiğimiz bir kişiden bir şey rica ediyoruz.
Eğer nazlanacaksa “Olur!” diyor, ama “olur” kelimesinin telaffuzu “u” ve “r” harflerinin nazikçe uzatılması halinde kulağımıza geliyor. Buradaki ünlem “Sen ne istersen yaparımmmm” anlamı taşıyor.
Ricamızı kırmamak istiyorsa ancak aslında ricamızın gereğini hiç de yerine getirecek mecali yoksa yine “Olur!” yanıtını alıyoruz. Ama bu sefer “olur” kelimesinin “u” ve “r” harfleri neredeyse duyulamayacak kadar kısık çıkıyor. Ünlemin anlamı da haliyle değişiyor.
Bu şıktaki ünlem, “Ya tamam iyi diyorsun da hiç halim yok. Seni de kırmak istemiyorum; lakin erteleme imkanımız yok mu hiç” ifadesine bürünüyor.
Ricamızı arz ettiğimiz kişi sinirliyse o an, kısa ve net bir “Olur!” cevabıyla karşılaşabiliriz.
Bu seferki ünlem, tahmin edileceği üzere “Şimdilik sus. Ben seni onaylıyor gözüküyorum. İsteğini yerine getirir miyim bilmiyorum. Ama şimdilik sus!” mânâsını ihtiva ediyor.
Tabii örnekler çoğaltılabilir.
Ünlemin değeri, kimin tarafından kullanıldığına da bağlı doğal olarak.
Sevdiğiniz bir arkadaşınızın en sert cümlelerden sonraki ünlemleri sizde yara açmayabilir de aranızda husumet olan kişinin “tatlı” suretteki hafif ünlemleri sizi kızdırabilir.
Somut örnekten yola çıkarsak, “Ben seninle kavga etmem, zira senin alttan alacağını bilirim!” cümlesindeki ünlemin ilk okunuşu “tehditvari” gelebilir.
Lakin bu cümleyi kuran kişinin genel hâline baktığınızda sabırlı, güleryüzlü ve kalp kırmaktan çekinen bir kişinin olduğunun farkına varırsanız, bu cümlenin sonundaki ünlemin aslında bir tehdit değil, karşıdakini tanıdığını ve bu konuda karşıdaki insana güvendiğinin göstergesi olduğunu kabul edebilirsiniz.
“O kişi zaten anlayışlıdır!” cümlesi de bir öncekine benzer yorumlanabilir.
Tek başına ünlem ise bana şaşkınlık ve biraz kafa karışıklığını ifade eder.
Hem dedim ya ünlemin bir sürü kullanılışı var.
Eminim ki İsmail Şah’ın Taçlı Hatun’a kurduğu cümlenin sonundaki ünlem ile Yavuz Sultan Selim’in Taçlı Hatun için ünleme verdiği anlam ayrıdır.
Ünlem bazen yakarış, bazen sevgi, bazen kızgınlık, bazen acı, bazen hayranlık, bazen coşku, bazen hüzündür.
Bunu da en çok, ünlemi kullanan bilir.
UYARIsoy: Bu yazının yazılmasında katkıda bulunan Nurdan Kurt, Gamze Değerli ve Mustafa Dağhan’a teşekkür ederim.
Ünlemin hayatımızda yeri olup olmadığına dair kafa yormamıştım.
Şöyle bir düşününce konuşurken göremesek de konuştuklarımızı kâğıda –ya da teknolojinin gelişmesi dolayısıyla ekrana mı demeliyim- aktarırken ister istemez birçok cümle sonunda ünlem işaretini koyuyoruz.
Bazı cümlelerimiz ise herhangi bir işarete ihtiyaç duymadan, kendisi ünlemin tüm anlamlarını yüklenmiş oluveriyor. “Ah canım” ya da “vah vah” gibi… Ünlem konmasa da ünlemli kabul edi-yoruz.
Seviniyoruz:
-Heyyyyyy!
Kızıyoruz:
-Heeeeeeyyyyy!
Sesleniyoruz:
-Hey!
Hey kelimesi Türkçenin güzel bir ünlemi. Kişinin ruh haline göre değişebiliyor. Aslında bu sihir, tüm sözcüklerimizde var kanaatimce.
Sevdiğimiz bir kişiden bir şey rica ediyoruz.
Eğer nazlanacaksa “Olur!” diyor, ama “olur” kelimesinin telaffuzu “u” ve “r” harflerinin nazikçe uzatılması halinde kulağımıza geliyor. Buradaki ünlem “Sen ne istersen yaparımmmm” anlamı taşıyor.
Ricamızı kırmamak istiyorsa ancak aslında ricamızın gereğini hiç de yerine getirecek mecali yoksa yine “Olur!” yanıtını alıyoruz. Ama bu sefer “olur” kelimesinin “u” ve “r” harfleri neredeyse duyulamayacak kadar kısık çıkıyor. Ünlemin anlamı da haliyle değişiyor.
Bu şıktaki ünlem, “Ya tamam iyi diyorsun da hiç halim yok. Seni de kırmak istemiyorum; lakin erteleme imkanımız yok mu hiç” ifadesine bürünüyor.
Ricamızı arz ettiğimiz kişi sinirliyse o an, kısa ve net bir “Olur!” cevabıyla karşılaşabiliriz.
Bu seferki ünlem, tahmin edileceği üzere “Şimdilik sus. Ben seni onaylıyor gözüküyorum. İsteğini yerine getirir miyim bilmiyorum. Ama şimdilik sus!” mânâsını ihtiva ediyor.
Tabii örnekler çoğaltılabilir.
Ünlemin değeri, kimin tarafından kullanıldığına da bağlı doğal olarak.
Sevdiğiniz bir arkadaşınızın en sert cümlelerden sonraki ünlemleri sizde yara açmayabilir de aranızda husumet olan kişinin “tatlı” suretteki hafif ünlemleri sizi kızdırabilir.
Somut örnekten yola çıkarsak, “Ben seninle kavga etmem, zira senin alttan alacağını bilirim!” cümlesindeki ünlemin ilk okunuşu “tehditvari” gelebilir.
Lakin bu cümleyi kuran kişinin genel hâline baktığınızda sabırlı, güleryüzlü ve kalp kırmaktan çekinen bir kişinin olduğunun farkına varırsanız, bu cümlenin sonundaki ünlemin aslında bir tehdit değil, karşıdakini tanıdığını ve bu konuda karşıdaki insana güvendiğinin göstergesi olduğunu kabul edebilirsiniz.
“O kişi zaten anlayışlıdır!” cümlesi de bir öncekine benzer yorumlanabilir.
Tek başına ünlem ise bana şaşkınlık ve biraz kafa karışıklığını ifade eder.
Hem dedim ya ünlemin bir sürü kullanılışı var.
Eminim ki İsmail Şah’ın Taçlı Hatun’a kurduğu cümlenin sonundaki ünlem ile Yavuz Sultan Selim’in Taçlı Hatun için ünleme verdiği anlam ayrıdır.
Ünlem bazen yakarış, bazen sevgi, bazen kızgınlık, bazen acı, bazen hayranlık, bazen coşku, bazen hüzündür.
Bunu da en çok, ünlemi kullanan bilir.
UYARIsoy: Bu yazının yazılmasında katkıda bulunan Nurdan Kurt, Gamze Değerli ve Mustafa Dağhan’a teşekkür ederim.