Murat Arısoy

Vah Plüton, Yazık Ettin Kendine

Murat Arısoy

Evrenin derinliklerinde, Güneş Sistemi'nin en ücra köşesinde, buzdan bir tahtta oturan bir hükümdar vardı: Plüton. Yıllarca, hatta yüzyıllarca, o soğuk ve karanlık diyarın tartışmasız gezegeni, dokuzuncu ve en gizemli üyesi olarak kabul edildi. Çocuklar onun adını ezberler, bilim insanları onun hakkında teoriler üretir, şairler ise onun uzaklığını ve yalnızlığını dizelerine dökerdi. 

Ancak bu görkemli unvan, 2006 yılının Ağustos ayında Prag'da toplanan Uluslararası Astronomi Birliği'nin (IAU) aldığı şaşırtıcı bir kararla tozlu raflara kalktı. Plüton artık bir "gezegen" değildi. Gökyüzü meraklıları, bu haberi duyduklarında sanki kendi gökyüzlerinden bir yıldız kaymış gibi hissettiler. Peki, milyarlarca kilometre ötedeki bu buzlu kaya parçası ne yapmıştı da, böyle tahtından indirilmişti?

Bilimsel açıdan bir gök cisminin gezegen sayılabilmesi için üç temel şartı aynı anda yerine getirmesi gerekiyordu. Plüton, ilk iki şartı büyük bir gururla karşılıyordu:

Birinci Şart: Güneş etrafında dönmeliydi. Evet, Plüton, Güneş'in etrafındaki uzun ve eliptik yörüngesinde sabırla dans ediyordu. Bu, onun evrensel bir gerçeğe olan bağlılığının kanıtıydı.

İkinci Şart: Kendi kütleçekimi sayesinde küresel bir yapıya sahip olacak kadar büyük olmalıydı. Plüton, kendi iç dinamikleriyle mükemmel bir küre şeklini almayı başarmıştı. Bu da onun kendi varoluşsal gücünün bir göstergesiydi.

Ancak üçüncü şart, Plüton'un kaderini mühürleyen, onun düşüşüne neden olan o acımasız maddeydi: Yörüngesindeki "temizliği" yapmış olmalıydı; yani çevresindeki diğer gök cisimlerini temizlemiş veya yutmuş olmalıydı. İşte tam da bu noktada, Plüton'un görkemli hikayesi trajik bir dönüş aldı. O, yörüngesini paylaşan Kuiper Kuşağı nesneleriyle iç içe yaşıyordu; kendi bölgesinin mutlak hâkimi olmayı başaramamıştı. Kendi krallığında bile tam bir otorite kuramamış, çevresindeki küçük, başıboş kaya parçalarını ve buz kütlelerini kontrol altına alamamıştı. Bu yetersizlik, onun gezegen unvanının elinden alınmasına yetti.

Gelin; Plüton'un hikayesini bir de benden okuyun... 

Bilim "yörünge temizliği" diyor, ben ise "hırsın kurbanı olmak" diyorum. Plüton, sistemin en ucunda, güneşin ışığından en uzak noktada kendine dokunulmaz bir krallık kurduğunu sandı. Merkeze uzak olmanın verdiği rahatlıkla, evrenin kurallarını kendi küçük yörüngesinde esnetebileceğine inandı. Sanki kimse onu görmüyor, kimse onu yargılamıyordu. Bu yanılgı, onun en büyük zaafı oldu.

O, çevresindeki toz bulutlarını ve küçük uyduları birer ganimet gibi toplarken, aslında o kozmik alışverişlerin altında kendi sonunu hazırlıyordu. Her bir küçük kaya parçası, her bir buz kütlesi, onun yörüngesindeki karmaşayı daha da artırıyor, onu gezegenlik vasfından uzaklaştırıyordu. 

Bir yapının, bir sistemin içinde yer almak sadece bir isim tabelasından ibaret değildir; o ismin ağırlığını taşıyacak bir ahlaka ve liyakate sahip olmayı gerektirir. Plüton, sistemin asıl sahibiymiş gibi davranıp yörüngesindeki karmaşayı temizlemek yerine o karmaşadan beslenmeyi seçti. Kendi çıkarları uğruna, evrensel düzenin temel ilkelerini göz ardı etti.

Oysa asıl mesele, geleneğin kök salması gereken o kadim dürüstlük ilkesinden sapmamaktı. Bir yörüngeye yerleştiğinizde, sizi orada tutan şey çevrenize yaydığınız güven olmalıydı. Ancak Plüton ve onun uyduları, diğer gezegenlerin uyarılarına kulak asmadı. 

Onlar, kendi yankı odalarında, gerçekleri çarpıtarak, yalanları yücelterek bir düzen kurmaya çalıştılar. Bu buzlu yüzeyin altında, sadece soğuk değil, aynı zamanda müthiş bir öfke birikmişti. Kendini dev aynasında görüp sistemin geri kalanını hiçe sayan bu anlayışın, gezegen düzeninden dışlanması, evrenin şaşmaz kurallar bütünüdür. 

Bir zamanlar o uzak diyarlardan gelen esinti, taze ve umut doluydu. İnsanların burnuna burcu burcu kokan o eski adalet ve dürüstlük duygusu gelirdi. Plüton'un varlığı, bir zamanlar sistemin bütünlüğünü ve çeşitliliğini temsil ederdi. Şimdi ise o kokunun yerini, umutsuzluk, hırs ve öfke aldı. Artık ne güneşin cılız ışığı ne de uyduların sahte sadakati buzu gizlemeye yetiyor. Plüton'un yörüngesi, artık sadece bir karmaşa ve düzensizlik yığınıydı. Kendi kendini yok eden bir sistemin acı bir örneğiydi.

Yörüngesini temizleyemeyen, hırslarına gem vuramayan ve kendisine inananları hayal kırıklığına uğratan her yapı gibi, bu hikaye de hazin bir sessizlikle sonlanıyor. 

Artık o parlak, o kudretli günlerin hatırasına yapılacak tek bir şey var: Güzel günlerin ruhuna Yasin okumak. 

Çünkü ruhu çekilmiş bir bedenin ya da yörüngesinden atılmış bir kayanın, evrene vereceği başka hiçbir şey yoktur. Gezegenlikten düşmek teknik bir ayrıntı değil, bir aşınmadır. Kendine bu kadar büyük bir alanı layık görüp, sonunda bir toz bulutuna hapsolmak... Bu, sadece bir gök cisminin değil, aynı zamanda hırsına yenik düşen her varlığın trajedisidir.

 

Yazık ettin kendine Plüton…

Yazarın Diğer Yazıları