Murat Arısoy

Yaşanabilir kent olalım da, büyükşehirlik kolay

Murat Arısoy

10 Ekim 2012 Çarşamba 03:00:00
  Basın camiasından Ertuğrul Sevim, Afyonkarahisar’daki köşe yazarlarına bir çağrıda bulunup, Afyonkarahisar’ın büyükşehir olması/ olmaması ile ilgili düşüncelerini paylaşmalarını istedi. Sevim, şahsımı da taltif ederek “genç köşe yazarları” kategorisinde adımı saydı, teşekkür ederim.
Davete icabet edelim:
Öncelikle şunu sormak lazım: Bir şehir gelişip güzelleştiği için mi büyükşehir olur, yoksa büyükşehir olduğu için mi büyüyüp gelişir?
Her nedense bana, sorunun ilk bölümü daha doğru geliyor, Bir şehir, büyür, gelişir, kabına sığmaz olur, o zaman artık “büyükşehir” ünvanını hakkeder.
Afyonkarahisar’ın şimdilik kaydıyla kabına sığamama gibi bir durumu yok. Yeni yatırımlarla kabuk kırılır mı, o kap yetersiz kalır mı, takip edip göreceğiz.
Büyükşehir ünvanıyla ilgili ikinci sorum ise, birinci sorum ile bağlantılı: Biz, büyükşehir olma hayalini daha iyi hizmet için mi, yoksa “Namımız yürüsün” diye mi kuruyoruz?
Daha iyi hizmet almak için büyükşehir olmaya gerek var mı, bunun tahlilini iyi yapmak gerekiyor. Şehirleşmeye bakış, imar yapısı, estetik ve sanat değerleri, kentleri “yaşanabilir” hâle getiriyor.
Yaşanabilir Kentler anketi yapan dergilere sinirlenmek, onların bu tahlilleri yanlış yöntemlerle hazırladığı iddia etmek, ikamet ettiğimiz şehri güzelleştirmiyor. Hatta bu tür çıkışlar, kentin güzelleşmesi için fikir üretimine de ket vuruyor.
İkinci sorumun cevabı şudur: Daha iyi hizmet almak için büyükşehir olmaya gerek yok. Planlama ve kontrolle, illa ki disiplinle büyükşehir gelişimini gösterebiliriz.
Büyükşehir olmayı “Namımız yürüsün” diye istiyorsak, zaten Afyonkarahisar’ın namı, iyi bir şehircilikle yürütülebilir.
Örneğin, 37 bin üniversite öğrencimiz var. Afyonkarahisar’daki eğitim süreçlerinin sonunda akıllarında ne kalıyor? Hiç merak ettiniz mi?
Büyükşehir tartışmasına nüfus açısından baksak, yine bir sorunla karşılaşıyoruz. Nüfusu 750 bin ve üzerinde açıklanan, aynı zamanda büyükşehir olacağı açıklanan vilayetlerin merkez nüfusları, Afyonkarahisar’dan fazla. Çok bilinen bir örnektir: Eskişehir’in merkez nüfusu 500 binin üzerindeyken, Afyonkarahisar’ın merkez nüfusu 170 bin dolaylarında.
Bu durum, çevre köy ve kasabaları belediye mücavir alanına katmakla da değişmiyor. Ayrıca “mücavir alan” kararlarında da “Aman şimdilik duyulmasın” şeklinde bir anlayışla hareket ediliyor. “Şimdilik duyulmasın” meşru bir kararda gayrimeşruluk izlenimi bırakıyor. Tepkiler elbette gelecek, fakat karar alınırken cesaretle kararın gereği de yapılmalı. Hatta çevre köy ve kasabaları mücavir alana katmak yetmez, “şehirleşme” ve “şehirlileşme” altyapısının da üzerinde durulmalı.
Afyonkarahisar’ın nüfusunun düştüğü açıklandıktan sonra “Bazı ilçelerde sırf fazla oy alabilmek için fazla fazla nüfus gösterilmiş. Bunun ceremesini çekiyoruz” diyen kesimin, konu büyükşehir olduğunda “Gurbetçilerimizin nüfuslarını Afyonkarahisar’a aldırırsak, bu iş kolaylaşır” demeçlerini, hayretle okuduğumu da belirtmek isterim.
Şehir, aynı zamanda bir ekonomi olarak kabul edilir. Gurbetçilerin ikametgahlarıyla uğraşacağımıza Şuhut’tan Sandıklı’ya, Afyonkarahisar’dan Emirdağ’a kadar istihdamı artırıcı tedbirler alsak, çevre illerden gelecek vatandaşlarla nüfus yine artar. Bunu da hesaba katmak gerek.
Şu anda Afyonkarahisar dışından vatandaşların yoğunluklu olarak çalıştıkları sektör, inşaat. İnşaattan sonra da hizmet sektörü geliyor.

Madalyonun bir de diğer kısmından bakalım:
Afyonkarahisar’ın komşuları arasında Konya ve Eskişehir var. Konya’daki binaları bırakın, üstgeçitlerde bile bir sanat sunumu, tarihe ya da günümüze yönelik bir mesaj kaygısı var. Öğrencilerin bir arada yaşayabildiği başlı başına bir şehir de bulunuyor Konya’da. Yollar bakımlı, özellikle ana cadde sayılan caddelerde “yabani ot”larla, molozlarla karşılaşmıyorsunuz.
Keza Eskişehir, artık adını “Öğrenci kenti” olarak değiştirebileceğimiz bir vilayet oldu. Gece saat 3’te ekmek mi arıyorsunuz, biraz dolaşsanız mutlaka buluyorsunuz. Bulduğunuz ekmek de öyle bayat olmuyor. Öğrencilerin, öğrencilik hayatlarından sonra da kalabilecekleri imkanlar sunuluyor. Eskişehir’de okuduktan sonra Eskişehir’e yerleşen tanıdıklarınız vardır mutlaka.
Bu iki misal, tabii ki Afyonkarahisar’ın “büyükşehir” olma macerası veya -varsa- heyecanını anlatmaya yeterli olmaz. Bununla birlikte en azından Cmhuriyet Mahallesi’nde, Dumlupınar Mahallesi’nde ya da Sahipata’da, hatta kentin vitrini olarak kabul edilen İzmir Karayolu’ndaki yabani otların temizlenmesi için ille de bir “paye”ye ihtiyaç duyulmamalı.
Yine, saat 22’den sonra bir yerden bir yere gitmek isteyen yolcuların tek seçeneği taksi hâline gelmemeli. Hiç değilse, gündüz kadar sık olmasa da, saatler ilerledikçe seferlerin arası uzatılarak vardiyalı toplu ulaşım sistemine geçilmeli. Böylece saat 22’den sonra da yaşayabilen bir şehre kavuşmalıyız.
Mutlaka eşgüdüm merkezleri oluşturulmalı, bu merkezler ulaşımdan “kazılacak yollara” kadar her konuda yetkili olmalı. Hemen her caddede otomobiller, taşıma araçları park etmemeli. Kaldırımlar, yayaların rahat yürüyebileceği kadar geniş olmalı. Yürürken pat diye insan boyunda trafolarla ya da başka unsurlarla karşılaşmamalıyız. Yine dikkat edin, “moloz ve çöp dökmek yasaktır” levhasının olduğu hemen her bölgede çöp ve molozlarla karşılaşıyoruz. Bu durum, büyükşehir bir tarafa, “şehircilik”e yakışıyor mu?
Bunların yanı sıra şehir, sadece Bankalar Caddesi’nden ibaret kalmamalı. Hiçbir büyükşehirde tek merkez yok. Uydukent’te, Harb-İş’te, Fatih’te, Susuz tarafında, Eşrefpaşa’da ayrı ayrı merkezler oluşturulmalı. Vatandaş, bir bankacılık işlemi için Bankalar Caddesi’ne ya da Ambaryolu’na gelmek zorunda kalmamalı. Bunun için de “Tüm şehirler batıya doğru gelişir” önkabulünden vazgeçilmeli. Çok kapsamlı bir imar planı hazırlanmalı.

“Büyükşehir olalım” demekle bunu başaramayacağımız aşikar. “Şehrin ismi Afyonkarahisar mı olsun, Afyon mu olsun” tartışmasından da sonuç alamayacağımız çok belli. “Büyükşehir” düzenlemesi ile ilgili yasa tasarısı konuşulurken gündeme gelen “bütünşehir” kavramından haberdar olmayan siyasilerimiz de bulunuyor.
Balıkesirliler, konuyu aylar öncesinden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyıp teklif sunarken, biz “Şehrimizin ismi çok uzun efendim” cümlesini kurabildik.

Herkese, her kesime görev düşüyor.
Meselemiz büyükşehir olmak değil.
Meselemiz kaliteli ve güzel, yaşanabilir bir kentte ikamet etmek.

Yazarın Diğer Yazıları